İran'da Zohran Mamdani Esintisi
10.11.2025 - 16:20 | Son Güncellenme: 10.11.2025 - 16:24
New York’ta yapılan seçimlerde Zohran Mamdani’nin belediye başkanlığına seçilmesi, İran toplumunda ve medyada beklenmedik bir ilgiyle karşılandı. Kimileri bu sonucu “Batı’da İslam’ın görünürlüğü” açısından olumlu bir gelişme olarak yorumlarken, kimileri de “Amerikan solunun yeni yüzü” olarak tanımladı. Ancak dikkat çekici olan, bu yorumların yalnızca Mamdani’nin kimliğiyle değil, İran’ın kendi içindeki kimlik tartışmalarıyla da iç içe geçmesiydi. Reformcu basın bu olayı “çoğulculuğun zaferi” olarak överken, muhafazakar medya “Batı’nın Müslüman figürleri sahneye sürme stratejisi” olarak niteledi. Böylece, binlerce kilometre ötedeki bir yerel seçim, İran toplumundaki kimlik, temsil ve Batı ile ilişki konularına yeniden ayna tuttu.
Mamdani’nin seçim zaferi, İran toplumunda özellikle genç kuşak arasında farklı yankılar yarattı. Üniversite çevrelerinde ve sosyal medyada onun hikâyesi, “Batı’da Müslüman kimliğiyle siyasal başarıya ulaşmanın mümkün olduğuna” dair umut verici bir örnek olarak paylaşıldı. Ancak bu ilgi yalnızca politik değil, kimliksel bir boyut da taşıyordu. Hint kökenli bir Şii Müslüman olan Mamdani, birçok İranlı için İslam’ın kültürel çeşitliliğini ve mezhepler üstü temsil gücünü sembolize etti. Bazı yorumcular, onun yükselişini “Şiiliğin Batı siyasetinde görünür hale gelmesi” olarak değerlendirirken, diğerleri bunu “İran merkezli dini kimliğin küresel ölçekte ifade bulması” olarak okudu. Öte yandan, reformcu çevreler Mamdani’yi ideolojik kalıpların ötesine geçen ilerici bir Müslüman lider olarak överken, muhafazakâr çevreler bu tür figürleri “Batı’nın kimlik politikalarıyla İslam’ı ehlileştirme girişimi” olarak nitelendirdi. Böylece Mamdani’nin New York’taki zaferi, İran’da yalnızca bir haber konusu değil, mezhep, kimlik ve siyaset arasındaki karmaşık ilişkilerin yeniden tartışılmasına yol açan bir sembole dönüştü.

Mamdani'nin New York'un yeni Belediye Başkanı seçilmesine ilişkin İran basınında dikkat çeken başlıklar arasında " Müslüman New York'un Belediye Başkanı oldu", "New York kumarbazı (Trump) Mamdani karşısında kaybetti", "New York'un ilk Müslüman Belediye Başkanı tarih yazıyor" ve "Yeni ABD kuruluyor" gibi manşetler oldu. İran'da reformist bir figürün (yabancı bir ülkede) yükselişi, bazı çevrelerde “Batı sistemine/yerleşik düzene karşı bir sembol” olarak algılanabiliyor. 20'inci yüzyılın önemli Alman filozoflarından Martin Heidegger'in İran'da bir tür medeniyet eleştirisine ve kimlik arayışına dönüşmesi bunun bir örneği olabilir. İran’da özellikle 1960’lardan sonra Batı karşısında kimlik arayışına giren entelektüeller için, Heidegger üzerinden sergilenen bu eleştirel tutum entelektüel bir dayanak oluşturdu. Elbette burada felsefi değil sosyalist bir siyasi figürden bahsediyoruz. Ancak küresel gelişmeleri ve dünyayı yakından takip eden İran toplumu ve entelektüeli, uluslararası gelişmeleri ülke içerisinde kimlik, siyaset, ideoloji, Batı ve Batıcılık konuları etrafında ele alabiliyor.
İsrail ile savaş sonrası şekillenen İran
İsrail ile 12 günlük savaş ve ABD yönetiminin bu savaşa dahil olmasının ardından, ABD siyasetinde yaşanan her olay İran’ın iç siyasetiyle bir şekilde bağlantı kuruyor. Elbette bu bağlantı çoğu zaman ülke içerisindeki siyasi grupların birbirlerine karşı kullandığı bir "rekabet" unsuruna da dönüşebilmekte. Yani uluslararası olayları rakiplerle hesaplaşmak için araçsallaştırmak, gerçekliği anlamaktan daha öncelikli bir kaygı hâline gelmiş durumda. İran'da bir rekabet unsuruna dönüşen bu bağlantı kendi içerisinde toplumsal gerçekliği de yansıtmakta. İran’da bazı reformistler, Zohran Mamdani’nin belediye başkanı seçilmesiyle ilgili sonuç ve yorumlarını, İran siyaseti ile de kıyaslıyorlar. “Eğer bu genç İran’da olsaydı, Anayasayı Koruyucular Konseyi onun adaylığını onaylar mıydı?” sorusunu sorarak konuyu ABD Anayasası ve güçler dengesi etrafında tartışabiliyorlar. Çünkü Trump’ın muhalefetine rağmen Mamdani’nin seçilmesi “ABD’de demokrasi hala belirleyici güç" olarak algılandı. New York'ta Hint kökenli Şii bir Müslüman'ın belediye başkanı seçilmesi, başka bir kıtada ve binlerce kilometre uzaklıkta olan İran toplumunun bir kesiminde "demokrasi" mesajı olarak görüldü.
İran'ın bir grup Muhafazakar çevrelerinde ise Mamdani için farklı bir zafer heyecanı vardı. İran'ın önemli siyaset uzmanı Prof. Dr. Fuat İzedi, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Mamdani'nin seçim zaferi için, "4 Kasım'ın mesajı New York'a ulaştı" ifadesini kullandı. 4 Kasım İran'da ABD Büyükelçiliğinin işgal edilmesinin yıldönümü olarak anılıyor ve "Küresel Emperyalim ile mücadele" günü olarak da kutlanıyor. İzedi paylaşımının devamında, "New York'un yeni belediye başkanı Mamdani'nin diğer adaylardan farklı 3 sloganı var. Filistin davasına destek, adalet arayışı, iç ve dış politikada ırkçılıkla mücadele. Bu üç sloganı öne çıkaranlar, geleceğin ABD yöneticileri olacaklardır." ifadelerini kullandı. Yani İzedi'ye göre, Trump'ın temsil ettiği ABD'ye karşı New York'ta, antiemperyalist, Filistin yanlısı ve sosyal adalet vurgusu yapan anlayış, Zahran Mamdani üzerinden ABD siyasetinde karşılık buldu. Bu durumu Erdebil Cuma İmamı Hasan Amuli'nin Cuma hutbesindeki sözleri de özetliyor:
Gözden Kaçmasın
"Gazze, deprem sarsıntısını New York'a ulaştırmayı başardı ve Filistin’e destek sloganıyla Müslüman Mamdani New York belediye başkan seçildi. Aksa Tufanının etkisiz olduğunu söyleyenler neredeler?"
Daha temkinli Muhafazakarlar ise Mamdani tartışmasını ABD'nin "yumuşak hegemonya" gücü olarak ele alıyor. Yani ABD siyaseti ve mirası kendisini yeniden yapılandırırken, mevcut sisteme yönelik itirazları ve eleştirileri yok etmek yerine onları siyasette eritme yoluna gidiyor. New York Belediye Başkanı seçilen Mamdani üzerinden tartışılan ilke ve değerler, siyasi temsil gücü kazanarak sisteme dahil oluyor. Ve ABD tarihi boyunca toplumsal çelişkileri gerçekçi bir şekilde anlayarak onları yok etmek yerine özümseyip sindirdiğini göstermiştir. Bu yaklaşıma göre ABD'ye ilişkin iç savaş ve çöküş senaryoları yakın gelecek için gerçekçi değil ve Trump'ın tamamen zıttı olan bir göçmen ve sol siyasetçinin başarısı ancak ABD devlet aklının sürekliliği ile açıklanabilir. Yani Mamdani, “Batı’nın Müslüman figürleri sahneye sürme stratejisi” kapsamında ancak 2'inci Obama olabilir.

İran Doğu-Batı ayrımında
İran'da Zohran Mamdani tartışması, Doğu-Batı yol ayrımında olan İran toplumu ve siyasetinin de bir parçası. 7 Ekim Aksa Tufanı Operasyonu sonrasında Gazze'de yürütülen soykırım ve buna bağlı olarak bölgede İsrail merkezli artan askeri gerilimler, küresel ölçekte ABD ve Çin güç mücadelesini artırmış durumda. Trump'ın Çin'e karşı gümrük savaşları ile başlayan ve İran-İsrail arasındaki 12 günlük savaş ile devam eden bölgesel güç mücadeleleri, İsrail'in Lübnan, Suriye ve Yemen'e yönelik saldırıları, Pakistan-Taliban ve ABD-Venezuela askeri gerilimleri ile devam ediyor. Rusya-Ukrayna savaşını ise sonlandıracak ateşkes görüşmeleri sonuç vermiş değil. Bölgesel ve küresel ölçekte artan askeri tırmanışlar ülkeleri taraf tutmaya ve safları sıkılaştırmaya itiyor.
Savaş sonrasında kendisini yeniden yapılandırmaya çalışan İran ise hem batı hem doğu politikası izlemeye çalışırken, ABD-Çin arasında seçim yapmaya zorlanmakta. Tüm diplomatik kanalları kapatan ABD yönetimi İran'a karşı "rejim değişikliği" tehdidini devam ettirirken bir taraftan da İran, Rusya ve Çin arasında askeri, güvenlik ve ekonomik ortaklık güçleniyor. Artık karşımızda Doğu'ya yönelmeye çalışan bir İran İslam Cumhuriyeti var. Bu nedenle Zohran Mamdani'nin New York'ta belediye başkanı seçilmesi, yol ayrımında olan İran toplumu ve siyasetinde tartışma konusu olabiliyor. Bazıları bunu ABD'nin yeni “demokrasi" mesajı olarak görürken bazıları ise Mamdani'yi Amerika'nın değişme açık potansiyeli olarak görüyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.