İran'a 30 Günlük Süre: Troyka'nın Tetik Hamlesi ve Tahran'ın Zor Seçimi
02.09.2025 - 16:10 | Son Güncellenme: 03.09.2025 - 13:20
“Avrupa Troykası” olarak bilinen İngiltere, Fransa ve Almanya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2231 sayılı kararı ve 2015 tarihli nükleer anlaşmasında öngörülen “snapback mekanizmasının” devreye alındığını duyurdu.
Bu, eğer bu mekanizmayı engelleyecek yeni bir anlaşmaya varılmazsa, BM’nin İran’a yönelik yaptırımlarını 30 gün içinde yeniden yürürlüğe koyması anlamına geliyor.
İran’ın “hukuki açıdan temelsiz ve uygunsuz” olarak nitelendirdiği bu hamle, özellikle Batı ve bölgesel ülkelerin artası baskıları ışığında, nükleer konuyu kritik bir dönüm noktasına getiriyor.
Tetik mekanizması nedir?
“Tetik mekanizması” olarak bilinen “snapback”, İran ile BMGK’nin 5 daimi üyesi (ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere) ile Almanya arasında 14 Temmuz 2015’te imzalanan ve nükleer anlaşma olarak bilinen Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın temel bir hükmü.
Snapback, anlaşmaya taraf olan herhangi bir ülkenin, İran’ın yükümlülüklerini ciddi şekilde ihlal ettiği düşünmesi halinde, BMGK tarafından 2006-2010 yılları arasında uygulanan tüm yaptırımları otomatik olarak geri getirmesine olanak tanıyor.
Gözden Kaçmasın
Mekanizmaya göre, BMGK’ya yapılacak resmi bir bildirim, BM yaptırımlarının otomatik olarak yeniden yürürlüğe girmesi amacıyla 30 günlük bir geri sayımın başlatılması için yeterli.
Bu sürenin bitiminde, durdurulmasını öngören yeni bir karar alınmadığı takdirde yaptırımlar otomatik olarak yeniden uygulanacak.
Batılı ülkelerin bu konuda beklenen vetosu nedeniyle yaptırımların geri çekilmesi neredeyse imkansız.
İran daha izole olacak
İran konusunda araştırmalar yapan Dyaa Kaddoor, konuya ilişkin Fokus Plus’a özel açıklamalarda bulundu.
Kadoor, “Avrupa’nın İran’a karşı tetik mekanizmasını harekete geçirmesi, yalnızca BM yaptırımlarının otomatik olarak geri dönmesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda İran’ı 2015’te nükleer anlaşmanın imzalanmasından öncesine benzer şekilde izole ediyor” diye konuştu.
Bugün ise farklı olarak, İran ekonomisinin daha kırılgan ve rejimin seçeneklerinin daha az olduğunu söyleyen Kaddoor, şunları ekledi:
“Durgunluk, enflasyon ve para biriminin değer kaybetmesi, her türlü yeni yaptırımı yalnızca hükümet için değil, aynı zamanda toplum için ölümcül bir şoka dönüştürüyor.”
İran’ı hangi yaptırımlar bekliyor?
Mekanizmanın etkinleştirilmesi, BMGK tarafından daha önce uygulanan tüm yaptırımları altı önemli karar da dahil olmak üzere geri getirecek.
Bu kararlar uyarınca İran, aşağıdakiler başta olmak üzere çok sayıda yaptırımla karşı karşıya kalacak.
Askeri ve güvenlik alanı: Bu yaptırımlar, silah ve askeri teçhizatın satış ve satın alınmasının tamamen yasaklanması ve bu alanda Tahran ile her türlü uluslararası işbirliğinin yasaklanmasını içeriyor.
Füze Programı: İran’ın balistik füzelerin üretimi, geliştirilmesi, test edilmesi ve yedek parça veya ilgili teknolojinin tedariki dahil olmak üzere her türlü faaliyetin kapsamlı bir şekilde yasaklanması öngörülüyor.
Ekonomik ve Finans Sektörü: Bir diğer yaptırım, Merkez Bankası ve Ulusal Kalkınma Fonu gibi büyük ekonomik kurum ve bankaların varlıklarının dondurulması ve İran’ın küresel finans sisteminden koparılmasını kapsıyor.
Enerji Sektörü: Petrol, gaz ve petrokimya ihracatı hedef alan yaptırımlar da, yabancı yatırımın engellenmesi ve İranlı enerji şirketlerinin izole edilmesi anlamına geliyor.
Başka bir deyişle, BM yaptırımlarına geri dönülmesi, mevcut ABD ve Avrupa yaptırımlarının etkisini iki katına çıkaracak ve Tahran’ın ekonomik manevra alanını kapatacak.
Fokus Plus’a konuşan Kaddoor, BM yaptırımlarının yeniden devreye girmesiyle, en hassas sektörler olan petrol ihracatı, finansal transferler ve hatta petrol dışı ticaretin etkileneceğini söyleyerek, şu ifadelerle devam etti:
“Bölgesel güçler geri çekilecek ve sınırlı rezervlerini tüketmek zorunda kalacak. Bu durum, sınıf eşitsizliklerini derinleştirecek, orta ve alt sınıflar üzerindeki baskıyı artıracak. Bu da İran’da yeni protesto dalgalarını tetikleyebilir.”
Avrupa’nın pozisyonları ve çifte mesajlar
Avrupa’nın bu hamlesi, aylarca süren tehdit ve uyarıların ardından geldi.
Üç ülke, İran’a nükleer programı konusunda esneklik göstermesi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin ülkeye dönmesine izin vermesi ve ABD ile müzakerelere başlaması için Ağustos sonuna kadar süre vermişti.
Ancak Tahran, uranyum zenginleştirmeyi tartışmalı seviyelere (%60 ve üzeri) çıkarmaya devam ederken, Cenevre’de somut bir mutabakat sağlanamayınca, Paris, Londra ve Berlin “tetik mekanizmasının” resmen devreye alındığını duyurdu. Yine de bu karar, diplomatik çözümün sona erdiği anlamına gelmiyor.
Bu bağlamda, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, önümüzdeki 30 günün diyalog için bir fırsat olduğunu vurgularken, Alman mevkidaşı Johann Wadephul, bu adımın müzakerelerde yeni bir aşamayı başlatabileceğini söyledi.
Dolayısıyla Avrupa Troykası, siyasi çözüm kapısını açık tutarak, İran’a azami baskı yapmayı hedefliyor. Bu hem havucu hem sopayı birleştiren bir taktik.
İran, iç hukuk ve uluslararası yükümlülükler arasında
İran’daki manzara, bir karışıklık ve anlaşmazlık ortamını yansıtıyor.
Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin UAEA müfettişlerinin geri dönmesine izin verdiğini doğruladı.
Ancak muhafazakar milletvekilleri, bu durumun mecliste Haziran ayında kabul edilen ve ulusal egemenlik, bilim insanları ve nükleer tesislerin güvenliği garanti altına alınana kadar UAEA ile işbirliğini askıya alan yasanın ihlali olduğunu belirterek tepki gösterdi.
Buna karşılık, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, milletvekillerine, UAEA müfettişlerinin İran’a dönüşünün yalnızca Buşehr nükleer santralinin planlanan yakıt ikmalini denetlemek amacıyla olduğu konusunda güvence verdi.
Arakçi, UEAE ile nihai bir anlaşmanın henüz onaylanmadığını da vurguladı.
Ancak muhalifler milletvekilleri, daha önceki hataların tekrarlanması ve Batı’ya taviz verilmesi konusunda uyarıda bulunurken, UAEA ile herhangi bir işbirliğinin ulusal güvenliği tehdit eden bir taviz olarak görüldüğü yönünde sert bir söylem benimsiyor.
Bu iç bölünme, İran liderliğini “ekonomiyi çöküşe sürükleyebilecek boğucu BM yaptırımlarından kaçınırken, içerideki sert muhalefeti nasıl bastırabileceği” konusunda bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor.
ABD’nin pozisyonu ve İsrail boyutu
Washington, Başkan Donald Trump yönetiminin 2018’de çekilmesinden bu yana nükleer anlaşmanın resmi bir tarafı olmasa da, konuyu yakından takip ediyor.
Avrupalı müttefikleri aracılığıyla ABD, İran’ı füze programı ve bölgesel rolü de dahil olmak üzere daha geniş kapsamlı tavizlere zorlamak için baskı yapıyor.
Fokus Plus’a konuşan araştırmacı Kadoor bu konudaki değerlendirmesinde ise, “Washington gözlemci pozisyonunda hareket etmiyor. Aksine, diplomatik baskıyı artırarak ve nükleer anlaşmaya geri dönmenin imkansız hale geldiğini göstererek, Avrupalıları mekanizmayı aktif hale getirmeyi ciddi olarak düşünmeye iten taraf odur” diye konuştu.
ABD yönetimi, 2018 sonrasında olduğu gibi yalnızca kendisinin tek taraflı tedbirlerine güvenmek yerine, snapback’in devreye sokulmasının yaptırımlara uluslararası katılımı güvence altına alan yasal bir çerçeve sunduğuna inanıyor.
Öte yandan, İran’ın nükleer programını varoluşsal bir tehdit olarak gören İsrail, bu sahnede kilit rol oynamaya devam ediyor.
ABD’nin desteğiyle, İsrail’in geçtiğimiz Haziran ayında İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırıları, İran içinde UAEA ile her türlü işbirliğini reddeden katı görüşlü kesimin konumunu güçlendirdi.
Konuya değinen Kaddour, tetik mekanizmasını harekete geçirmek için en büyük baskıyı İsrail’in uyguladığını söyleyerek, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İsrail, aylardır diplomatik ve istihbarat kanalları aracılığıyla İran’ın nükleer zenginleştirme konusunda kırmızı çizgileri aştığını öne sürüyor. Bu nedenle, Tel Aviv’in Washington ile koordinasyon içinde olduğunu ve Avrupa başkentlerine baskı yaparak İran’ın zaman kazanması için her türlü fırsat penceresini kapatmaya çalıştığını görüyoruz.”
Bu çerçevede İsrail’in iki amacı olduğunu vurgulayan Kaddour, “Bunlar, İran’ın askeri nükleer kapasiteye sahip olmasını engellemek ve Suriye, Lübnan ve Gazze’deki müttefiklerine fon sağlayan ekonomik kaynaklarını kurutmaktır” diye konuştu.
Ekonomik ve sosyal yankılar
Tüm bu baskılara rağmen, diplomasi kapsamlı bir gerilimi önlemenin tek yolu olmaya devam ediyor.
Avrupa Birliği (AB) bu konuda arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu açıklarken, Rusya ve Çin, nükleer anlaşmanın uzatılmasına yönelik bir karar taslağı sundu.
Ancak herhangi bir çözümün önünde engeller hala mevcut.
İran, müzakereler sırasında hedef alınmayacağının garanti edilmesinin yanı sıra ABD ve İsrail’in düzenlediği saldırıların yol açtığı zararın tazmin edilmesini talep ediyor.
Avrupa ülkeleri ve ABD ise UAEA’nın çalışmalarında tam şeffaflık sağlanması ve İran’ın yüksek düzeyde uranyum zenginleştirmeyi durdurması konusunda ısrarcı davranıyor.
Öte yandan, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, Washington ile diyaloğun etkili olduğu konusunda şüphelerini dile getirerek, İran liderliğinin somut bir tazminat olmadan taviz vermesinin zor olduğunu belirtti.
Avrupa Troykası’nın İran’a karşı tetik mekanizmasını harekete geçireceğine dair açıklaması, nükleer krizin gidişatında bir dönüm noktası teşkil ediyor.
30 gün içinde yeniden yürürlüğe girecek olan yaptırımlar, ülkede iç krizlerin arttığı bir dönemde, Tahran’ın üzerindeki baskıyı daha önce hiç olmadığı kadar artırma tehlikesini taşıyor.
Ancak, taraflar arasında hala diplomasiye yer var. Zira Avrupa, müzakere kapısını kapatmadan, bu mekanizmayı İran’dan taviz koparmak için bir araç olarak kullanmaya çalışıyor gibi görünüyor.