İran Savaşı ve Yeni Bir Atlantik İttifakı

İran’a karşı yürütülen savaş, ABD ile Avrupa arasındaki savunma düzenini yeniden tartışmaya açtı. Washington yük paylaşımı isterken, Avrupa NATO içindeki rolünü ve bağımsız savunma arayışını yeniden değerlendiriyor. 
İran Savaşı ve Yeni Bir Atlantik İttifakı

01.07.2026 - 15:57  |  Son Güncellenme:  01.07.2026 - 16:12

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş birçok sonuç doğurdu. Bunların en önemlisi, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, 1939-1945 yılları sonrasında temelleri atılan Amerikan-Avrupa savunma düzeninin yeniden tartışmaya açılması oldu. Bu düzende Avrupa’nın savunma görevini büyük ölçüde ABD güçleri üstlenmişti.

Geçen 18 Haziran’da Brüksel’de düzenlenen NATO Savunma Bakanları Toplantısı sırasında ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in açık ifadeleri dikkat çekti. 

Hegseth’in sözleri, Atlantik’in iki yakası arasında birçok konuda yaşanan görüş ayrılığının daha görünür hale geldiği bir döneme denk geldi. Avrupa ülkelerinin büyük bölümünün, İran’a yönelik savaşta ABD’nin kendi üslerini kullanmasına izin vermemesi de bu ayrılığı derinleştirdi. Bu durum, askeri operasyonların maliyetini ve menzilini artırdı. Hegseth, Avrupa’nın tutumunu sert sözlerle eleştirerek İran savaşı karşısındaki tavrının utanç verici olduğunu söyledi. 

Hegseth, “Bu müttefikler Amerika’nın evlatlarını tehlikeye attı. Bunun hiçbir mazereti yok” ifadelerini kullandı.

Mesele İran savaşının ötesinde

Bugün yaşananlar yalnızca İran savaşının sonuçlarından kaynaklanan yeni bir kriz olarak görülmemeli. Asıl mesele, ABD ve Avrupa’nın rollerinin, tarafların kendi güvenlikleri ile ortak ve küresel güvenlik konusundaki sorumluluklarının daha geniş çaplı biçimde yeniden değerlendirilmesidir. 

ABD Başkanı Donald Trump

Bu süreç, zaman zaman ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarında yansıtıldığı gibi, ABD’nin NATO’dan çekilmesinin ön adımı anlamına da gelmiyor. Trump, Avrupalı müttefikleri azarlayan, onların rolünü ve savunma bütçelerine yaptıkları mali katkıyı küçümseyen açıklamalarıyla biliniyor.

Ancak ABD Başkanı’nın bu dönemde, İran savaşını sürdürmek dahil stratejik sonuçlar doğuracak adımlar atması kolay değil. Trump, Kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerine kadar beklemek zorunda. Çünkü ABD’nin NATO’dan çıkması Amerikan kamuoyunda güçlü bir destek görmüyor. Ayrıca böyle bir karar Kongre onayı gerektiriyor. Kongre, 2023’te çıkardığı bir yasayla başkanın, Senato’nun onayı ya da Kongre’den çıkacak açık bir yasa olmadan NATO üyeliğini askıya almasını, sonlandırmasını, feshetmesini veya ittifaktan çekilmesini engelledi.

ABD’li bakanın Brüksel’de defalarca kullandığı kelime gözden geçirme oldu. Hegseth, bu süreç için en fazla altı aylık bir takvim de ortaya koydu. Söz konusu olan, Avrupa’daki yaklaşık 80 bin Amerikan askerinin geleceği. Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın ardından bu sayı yaklaşık 100 bine çıkmıştı. Şimdi ise asker sayısında kısmi bir azaltma yapılmasına dair nihai bir karar var. Bundan önce Almanya’dan 5 bin askerin çekilmesi ve Polonya’daki bazı projelerin durdurulması kararlaştırılmıştı. Dolaşımdaki bilgilere göre yakın dönemde Almanya ve İtalya’dan yeni çekilmeler yaşanması ihtimali güçleniyor.

Avrupalı askeri uzmanlara göre, Almanya ve İtalya’dan yakın zamanda çekilecek bazı güçler Baltık ülkelerine, yani Litvanya, Letonya ve Estonya’ya, ayrıca Romanya’ya konuşlandırılacak. Amaç, Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rusya’ya karşı Avrupa cephesini güçlendirmek. Savaş devam ettiği sürece, bu cephenin mevcut Amerikan kararlarından şimdilik etkilenmesi beklenmiyor.

Gözden geçirmenin ilk aşamasında odak daha çok Almanya ve İtalya üzerinde. Ancak sorun, bu iki ülkedeki Amerikan varlığının yalnızca asker sayısından ibaret olmaması. Özellikle Almanya’da ABD’nin Avrupa güvenliğine bağlı askeri altyapısı bulunuyor. Bu altyapı, 1945’ten bu yana Avrupa’yı dış tehditlere karşı koruma görevini üstlenen komuta merkezlerini kapsıyor. Bu da üsler, havaalanları, lojistik destek hatları, silah ve mühimmat fabrikaları, ulaşım imkanları, depolar ve hastaneler anlamına geliyor.

Washington burada mali harcamalarını belirgin biçimde azaltmayı hedefliyor. ABD, yıllardır NATO üyesi Avrupa ülkelerine savunma harcamalarını artırmaları yönünde baskı yapıyor. Washington, bu ülkelerin askeri harcamalarını ABD’nin attığı adımlarla uyumlu hale getirmesini ve her ülkenin savunma harcamasını gayri safi yurt içi hasılasının yüzde 5’ine çıkarmasını istiyor. Avrupa’da ise bu talep karşılık bulmuyor. Trump, bu adımı atmayan ülkelere defalarca tehditte bulundu ve uyarılar yaptı. Ancak Avrupa ülkeleri şu ana kadar bu talebe yanıt vermedi.

İran savaşından sonra Avrupalıları asıl endişelendiren konu birkaç bin askerin çekilmesi değil. Çünkü bu eksik kolayca telafi edilebilir. Asıl kaygı, uzun menzilli bombardıman uçakları, savaş ve keşif uçakları, uzay ve deniz istihbaratı ekipmanları, komuta ve kontrol sistemleri gibi stratejik silahlarda yaşanacak büyük çaplı azalma. Bu endişe, İran savaşı sonrasında Tahran ile Washington arasında bir mutabakat zaptının kabul edilmesinin ardından daha da arttı. Bu tablo, ABD’nin Avrupa’dan fiili olarak çekilmeye başladığı anlamına geliyor. Bu da Avrupalıların üzerine büyük sorumluluklar yüklüyor. Avrupa’nın bu görevleri üstlenmesinin önündeki başlıca zorluklar ise askeri, siyasi ve mali alanlarda yoğunlaşıyor.

Avrupalı ülkeler bu konuda aynı çizgide değil. Fransa savunmada bağımsızlık fikrine daha yakın duruyor ve Avrupa savunması projesinin hızlandırılmasını savunuyor. Buna karşılık İngiltere, Polonya ve Baltık ülkeleri gibi ABD ile çok yakın ilişkilere sahip ülkeler, Amerikan korumasının yerine geçebilecek bir alternatif görmüyor. Almanya gibi bazı ülkeler ise Amerikan güvenceleri ile kendi kapasitelerini inşa etme hedefi arasında tereddüt yaşıyor. Almanya, topraklarında çok sayıda Amerikan askerine ve Amerikan üssüne ev sahipliği yapıyor. Bu sayı, Avrupa’nın geri kalan ülkelerindeki toplam Amerikan varlığını aşan bir düzeye ulaşıyor.

En belirgin görüş ayrılığı ise Avrupa’nın en büyük iki müttefiki olan Fransa ve Almanya arasında görülüyor. İki ülke, Amerika’ya güvenmenin artık garanti olmadığında birleşiyor. Ancak Paris, ABD ve NATO’dan bağımsız bir Avrupa savunması kurulması çağrısı yaparken Berlin, güçlü bir Avrupa savunmasını savunuyor fakat bunun NATO içinde kalması gerektiğini düşünüyor.

Mali meseleye gelince, bütün Avrupa ülkelerinin silahlanma alanına yatırım yapma konusunda aynı ölçüde istekli olduğu kesin değil. Bu noktada, geçen sonbaharda devreye alınan Avrupa Savunma Fonu projesi test edilmeden kesin bir hüküm vermek zor. Tartışma NATO’nun idari bütçesi üzerinden yürümüyor. Çünkü bu bütçe, her ülkenin savunma harcamalarıyla kıyaslandığında oldukça küçük bir tutar. ABD’nin Avrupa ülkelerine yönelttiği eleştirinin kaynağı da burada. Avrupa ülkelerinin toplam askeri bütçesi 400 milyar doları aşmıyor. Bu rakam, yaklaşık 1 trilyon dolara yaklaşan ABD savunma bütçesinin altında kalıyor.

Avrupa’nın savunma harcamaları Ukrayna savaşından sonra kısmen arttı. Avrupa ülkeleri bu amaçla 100 milyar dolarlık bir fon kurulmasını kabul etti. Ancak hedeflenen oran, çoğu Avrupa ülkesi için hala gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 3’üne ulaşmış değil. NATO’nun son zirvesinde bu oranın artırılması konusunda mutabakata varıldı. Fakat bu da Amerikan tarafı açısından sorunu çözmüyor. Çünkü Washington artık Avrupalılardan yalnızca Amerikan korumasından yararlanan müşteriler olmalarını değil, gerçek anlamda ortaklık yapmalarını istiyor. Bu nedenle yük paylaşımı ve görev bölüşümü mantığı öne çıkıyor. Buna göre Avrupa, kendi klasik savunmasını üstlenecek; nükleer ve stratejik koruma ise ABD’de kalacak.

Askeri düzeyde boşluğu doldurmak kolay olmayacak. Öte yandan, bağımsız bir Avrupa gücünün ortaya çıkması hem ABD hem de Rusya açısından kaygı yaratıyor. Böyle bir güç, Soğuk Savaş’tan bu yana iki taraf için de en büyük askeri meydan okumalardan birine dönüşebilir. Bu hedef, Fransa, İngiltere, Almanya, Polonya, İtalya ve İspanya gibi büyük Avrupa ülkelerinin askeri harcamalarını artırması, ordularını birbirini tamamlayan bir yapıyla ve Avrupa bağımsızlığı temelinde yeniden düzenlemesi halinde mümkün olabilir.

Bu hedefin on yıl içinde uygulanabilir olduğuna dair değerlendirmeler var. Bunun iki nedeni bulunuyor. Birincisi, üzerine inşa edilebilecek mevcut bir zemin var. Bu zemin, omurgasını Alman ve Fransız güçlerinin oluşturduğu Avrupa Kolordusudur. İkincisi ise Batı Avrupa ülkelerinin büyük bölümünün, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın ardından askeri doktrinlerini yeniden gözden geçirmeye başlamasıdır. 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin

Bu durum özellikle Almanya için geçerli. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in tehdit ettiği Almanya, askeri bütçesinde yüzde 300’e varan artışa gidiyor. Ordusunun personel sayısını yükseltirken, Avrupa’yı insansız hava araçlarına karşı korumayı hedefleyen füze kalkanı gibi stratejik projelere de ağırlık veriyor.

Avrupa ile Amerika arasında görev bölüşümü mü?

Çekilme ve yeniden konuşlanma tartışmaları, iki taraf arasında görev bölüşümü fikrini de gündeme getiriyor. Buna göre ABD ve NATO’nun Avrupa kanadı belirli bölgelerin güvenliğini üstlenecek. Bu, her tarafın kendi özel güvenliğine ilişkin sorumluluklarını taşıyacağı ikili nitelikte anlaşmalara giden geçici bir aşama olabilir. Bu süreçte Avrupa’nın güvenlik ve savunma ilişkilerinde, ayrıca Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından savaş doktrini değişen ordularının yapısında stratejik dönüşümler yaşanabilir. Avrupa orduları, büyük klasik ordulardan daha hafif yapılara dönüşmüştü. Rusya-Ukrayna savaşından çıkarılan derslerin, bağımsız Avrupa savunmasının yeniden inşasında önemli rol oynaması bekleniyor.

Görev bölüşümü ve yük paylaşımı anlayışı içinde Çin, ABD için bu yüzyılın stratejik tehdidi olarak görülüyor. Bu yaklaşım, eski ABD Başkanı Barack Obama’nın ilk döneminden itibaren şekillenmeye başladı. Eski Başkan Joe Biden ve mevcut Başkan Donald Trump dönemlerinde ise bütün unsurlarıyla daha kapsamlı bir stratejiye dönüşmeye başladı.

Avrupalı çevreler, bu başlık etrafında artık yüksek sesle yürütülen bir tartışmadan söz ediyor. Buna göre Washington, Avrupa’nın Rus tehdidiyle tek başına başa çıkabilecek kapasitede olduğunu ve şu anki düzeyde büyük Amerikan desteğine ihtiyaç duymadığını düşünüyor. ABD’ye göre Avrupa, kendi savunmasını ve Akdeniz ile Balkanlar bölgelerinin güvenliğini üstlenmeli. Bu da Washington’a, Avrupa’daki nükleer caydırıcılık görevinden çekilmeden, kuvvetlerinin ve deniz-hava tesislerinin bir bölümünü Doğu Asya’ya kaydırma imkanı sağlayacak.

Kaynakça : Al-Araby Al-Jadeed