İki Ülke, İki Başörtüsü: Humeyni, Colanî, Oriana Fallaci ve Leya’nın Saçları
17.12.2024 - 14:44 | Son Güncellenme: 25.08.2025 - 16:38
Bugünlerde, sosyal medyada milyonlarca kez izlenen bir video kesiti üzerine fikirlerini belirtiyor insanlar. İdlib’den çıkarak önce Halep’i, ardından birkaç gün içinde Hama, Humus ve Şam’ı ele geçirerek onlarca yıllık Baas ve Esad yönetimini yıkan HTŞ örgütünün lideri Ebu Muhammed el-Colanî (veya yeni dönemde kullandığı ismiyle Ahmed Hüseyin eş-Şara), henüz yeni geldiği Şam’da sevinçli bir topluluk içinde görülüyor. O sırada orta yaşlı ve kapalı bir kadın ile genç bir kadın Colanî’ye yaklaşıyor ve kendisiyle fotoğraf çekilmek istediklerini söylüyor nazikçe. Colanî ise bu tür taleplere alışkın olmanın verdiği rahatlıkla ve gayet doğal bir şekilde, genç kadının üzerindeki kıyafetin kapüşonunu işaret ediyor ve en azından onunla başını örtmesini nezaketle belirtiyor. Videonun bundan sonrasına sosyal medyada rastlamadım, ancak Colanî’nin kadının talebine olumlu yanıt verdiği ve bu şekilde fotoğraf çekildikleri anlaşılıyor.

Nitekim isminin Leya Kheirallah olduğunu, nispeten popüler bir sosyal medya hesabına sahip olan, Suriye/Dubai etiketiyle kullandığı hesabında eczacılık yaptığını, normal hayatında da başörtüsüz olduğunu anladığımız bu genç kadın, bu sahneden hemen sonra bir teşekkür mesajı yayınladı. Kheirallah mesajında şu hususları vurguladı:
“… Bu süreçte hayatımın en onurlu insanlarıyla, bizi özgürleştiren Suriyeli mücahitlerle ve onların liderleriyle karşılaşacağım aklıma gelmezdi. Colanî bir baba şefkatiyle ve nezaketle bana başımı örtmem gerektiğini işaret etti. Bu, onun hakkıydı, kendisini temsil eden bir duruş sergilememi istemesi gayet normaldi. Etrafında saçları açık birçok kız vardı, fakat onunla fotoğraf çekilmek isteyenlere bir ölçü koymuştu; tıpkı bir Amerikalı gazetecinin onunla röportaj yaparken başını örtmesi gibi. Hepimiz, bizi özgürleştirdikleri için onlara borçluyuz.”
Bir flashback: Ekim 1979, Tahran
Leya Kheirallah’ın bu mesajındaki “bir Amerikalı gazeteciyle görüşme” atfı bana başka bir benzer sahneyi hatırlattı. Daha önce gözüme çarpan ve yine ilginç bulduğum bir başka başörtüsü sahnesi: Ekim 1979; İran Devrimi’nin ve Ayetullah Humeyni’nin 15 yıllık sürgünden ülkesine dönüşünün üzerinden sekiz ay geçmiş. Henüz Tahran’daki Amerikan Büyükelçiliği basılmamış, Irak’la sekiz yıllık yıpratıcı savaşın başlamasına daha bir sene var; Mehdi Bâzergân’ın geçiş dönemi hükümeti işbaşında, Devrim’in geleceğine dair bazı tereddütler var, ama genel bir iyimserlik havası hâkim hemen herkesin üzerinde.
1978’in sonbaharında Tahran sokaklarına inip göstericilerin arasına karışan filozof-muhabir Michel Foucault’nun, İranlı devrimcilerin mücadelesini felsefi tasvirlerle estetize ederek “İslam’ın 1978 yılında, tamamen ruhsuz bir dünyanın ruhu olduğundan dolayı halkın afyonu olmadığını” söylediği Devrim olgusunun, bilhassa Avrupa’daki sol/sosyalist kesimler üzerindeki sempati dalgası halen sürmektedir.
Gözden Kaçmasın
Yaşı 80’e dayanmış ve sağlık sorunlarıyla da boğuşmakta olan Humeyni’ye ulaşmak kolay değildir o günlerde, araya nüfuzlu tanıdıklarını ve Humeyni’nin halen etrafında olan Batı eğitimli danışmanlarını da koyan, dönemin etkili uluslararası gazetecilerinden İtalyan Oriana Fallaci, nihayet mülakat için izin almayı başarır. Gazetecilerin ulaşmakta zorlandığı bu ikonik adamla röportaj yapmak o kadar değerlidir ki Humeyni’nin danışmanlarının görüşme için şart koştuğu başörtüsü takma zorunluluğunu bile kabullenir bu feminist gazeteci.

Görüşme gerçekleşir ama Fallaci’nin soruları serttir, Humeyni de sözünü sakınmaz pek, ortam zaman zaman gerilir. Fallaci’nin başında şal benzeri bir örtü vardır, Humeyni’nin yüzüne bakarak kadın hakları ve zorunlu örtünmeyle ilgili sorular da sorar, o sırada kendisine de zorla başörtüsü taktırıldığını ima eder, hatta bunu söyler de. Humeyni ise zaman zaman nükseden şakacılığı, istihzası ve iğneli üslubuyla Fallaci’ye pek de diplomatik sayılmayacak bir cümle kurar: “Biz genç kadınlar için hicabın zorunlu olduğunu söylüyoruz. Makyaj yapan, sokağa çıkan ve ardından bir genç erkek ordusu tarafından takip edilen bu genç kadınları hicabla kontrol etmeye çalışıyoruz. Hicab onlar için zorunlu, yoksa sizin yaşınızdaki kadınlar için değil.”i
Fallaci röportaj yapılırken 50 yaşındadır, Humeyni aslında fıkhî bir hükümden bahsetmekte ama bir yandan da kendisini sıkıştıran muhatabını bu vesileyle iğnelemekten geri durmamaktadır. Tercümanın bu sözü ne şekilde aktardığı ve yumuşattığı az çok tahmin edilebilir, zira Fallaci zincirlerini kırarcasına şalı başından atar ve “O halde bu bez parçasından hemen kurtulacağım” diyerek, diplomatik nezaketi bir kenara bırakır o da.
Ve bir ilginç not: Bu görüşmede, bağdaş kurup oturan Humeyni’nin hemen yanı başında dizleri üzerinde saygıyla tercümanlık yapan, Ayetullah ile gazetecinin görüşmesini karşılıklı çeviren mütercim Ebu’l Hasen Beni Sadr’dan başkası değil. Bu mülakattan birkaç ay sonra, Şubat 1980’de cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak olan, Humeyni’nin Paris’teki sürgün yıllarından itibaren sözcülüğünü ve danışmanlığını yaparak güvenini kazanmış olan 46 yaşındaki Paris eğitimli bu adam, 1981 Haziran’da hem de cumhurbaşkanlığı koltuğunda otururken ülkesinden kaçmak zorunda kalarak Fransa’ya iltica edecektir.
Humeyni’den Colanî’ye, Fallaci’den Leya’ya
1979’un sonbaharında, ülkesine muzaffer bir devrimle dönmüş 77 yaşındaki Şii İslamcı bir dini/politik liderle, sözünü sakınmayan 50 yaşındaki İtalyan ve feminist bir gazetecinin başörtüsü meselesi üzerinden yaşadığı kamuoyuna mal olan bu tartışma ve iğnelemenin üzerinden 45 yıl geçti.
Bu sefer 2024’ün kışında, Suriye’de 13 yıldır devam eden iç savaşı galip tamamlayan bir başka İslamcı lider (bu sefer Şii değil, Cihadî/Selefî gelenekten gelen bir Sünni dini/politik lider) arasında benzer bir başörtüsü sahnesi yaşanır. Humeyni 77 yaşındayken, Colanî 42 yaşındadır. Keza Fallaci’nin 50 yaşında olmasına karşılık, Leya henüz 20’lerinde. 45 yıl önce Tahran’daki sahne ne kadar sert olursa olsun, 2024’te Şam’da yaşanan sahne o denli yumuşaktır.

Humeyni, Fallaci’yle görüşmesinde sözünü sakınmamış, İran’da başörtüsü (hicab) uygulamalarını takip edeceklerini söylemiş, söylediğini de titizlikle yapmıştı. İranlı kadınların daha dünyevi/seküler kesimi bu uygulamalardan hep şikâyet edecek, 2022 Eylül ayında Mehsa Emini’nin başörtüsü yasağına uymamak suçlamasıyla gözaltına alınması ve polis nezaretindeyken hayatını kaybetmesi üzerine haftalar süren eylemlerle İranlı kadınlar bu uygulamalara itirazlarını yüksek sesle dile getirecek ve teokratik yönetime bu sıkı uygulamalardan geri adım attıracaktı.
Şam’da ise yeni dönem yumuşak bir jestle, bizzat Leya’nın ifadesiyle “bir baba şefkatiyle ve nezaketle” başladı. Colanî ve 2025 Suriye’sinin yeni dönemde, Humeyni ve 1979 İran’ının yolundan gidip gitmeyeceğini hep birlikte takip edeceğiz. Bu yazıdan ve Colanî-Leya fotoğraf karesinden sonra, kendi adıma, kadınların başörtüsüne yönelik uygulamaları da izleme listeme alarak Suriye’deki bu ilgi çekici yeni dönemi yakından takibe devam edeceğim.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.