Husiler ve Eş-Şebab’dan Aden Körfezi’nde Tehlikeli İttifak

Husiler ile Somali Eş-Şebab Hareketi arasındaki iş birliği, ideolojik ayrılıkları aşarak silah kaçakçılığı, SİHA eğitimi ve denizlerde koordinasyona uzanan yeni bir güvenlik hattı oluşturdu. Aden Körfezi’nden Afrika Boynuzu’na uzanan bu ilişki, Kızıldeniz’deki güç mücadelesini daha da karmaşık hâle getiriyor.
husiler-ve-es-sebab-dan-aden-korfezi-nde-tehlikeli-ittifak-redhwan-al-khutabi.jpg

19.05.2026 - 12:51  |  Son Güncellenme:  20.05.2026 - 10:52

Yıllar boyunca Yemen’deki Zeydi Şii arka plana sahip Husiler ile El Kaide bağlantılı, Sünni selefi cihatçı çizgideki Somali Eş-Şebab Hareketi arasında bir iş birliği kurulabileceğini düşünmek zor görünüyordu. 

İki taraf arasındaki ideolojik uçurum, doğrudan bir koordinasyonun önünde engel olarak görülüyordu. Ancak son iki yılda Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’nda yaşanan güvenlik gelişmeleri, askerî ve ekonomik pragmatizmin mezhepsel ayrılıklardan daha güçlü hâle geldiğini, ortak çıkarların beklenmedik ittifaklar doğurabildiğini gösterdi.

2024 ve 2025’te yayımlanan BM raporları artık yalnızca ihtimallerden ya da işaretlerden söz etmiyor. Bu raporlar, silah kaçakçılığı, askerî tecrübe paylaşımı, denizlerde koordinasyon ve hatta SİHA kullanımına yönelik eğitimleri kapsayan büyüyen bir iş birliği ağının daha net bir fotoğrafını ortaya koyuyor. 

Bu ilişki artık kaçakçılar ya da aracılar arasındaki sınırlı bir temas olmaktan çıktı. Zamanla Yemen ve Somali’de iki tarafın hedeflerine hizmet eden sahadaki bir ortaklığa dönüştü. Öte yandan bu tablo, İran’a Afrika Boynuzu’na uzanmak için ek bir alan da açıyor.

Geleneksel kaçakçılıktan askerî ortaklığa

Aden Körfezi tarihsel olarak Yemen ile Somali arasında ticaret ve göç yolu oldu. Ancak son on yıllarda insan ve silah kaçakçılığının en hareketli güzergâhlarından birine dönüştü. Körfezin iki yakasında merkezî hükûmetlerin zayıflamasıyla birlikte, süren kaos ortamından yararlanan karmaşık kaçakçılık ağları ortaya çıktı.

Husiler

Başlangıçta Husiler ile Somali’deki silahlı gruplar arasındaki iş birliği silah ticaretiyle sınırlıydı. Husiler, Yemen kıyılarına uygulanan uluslararası deniz denetimini aşmak için alternatif yollara ihtiyaç duyuyordu. Eş-Şebab Hareketi ise ABD ve Afrika güçlerinin artan saldırıları karşısında yeni silah kaynakları arıyordu.

Ancak 2023’ten itibaren, Gazze’deki savaşın ardından Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarını artırmasıyla bu iş birliği daha örgütlü bir yapıya büründü. BM ve istihbarat raporlarına göre, Husiler ile Eş-Şebab temsilcileri 2024 yılında Somali içinde doğrudan toplantılar yaptı. Bu toplantılarda gelişmiş silahların ve teknik tecrübelerin aktarılması, buna karşılık korsanlık faaliyetlerinin genişletilmesi ve deniz kaçakçılığı ağlarının güçlendirilmesi konusunda anlaşmalar sağlandı. Böylece ilişki, basit bir çıkar alışverişinden sınır aşan operasyonel bir ittifakı andıran yapıya dönüştü.

SİHA’lar sahadaki denklemi değiştiren silah hâline geliyor

Bu iş birliğinin en tehlikeli boyutlarından biri, insansız hava aracı teknolojisinin Somali’deki gruplara aktarılması. Yıllar boyunca el yapımı patlayıcılar, piyade tüfekleri ve havan toplarına dayanan Eş-Şebab Hareketi, bugün Somali ordusu karşısında kendisine taktik üstünlük sağlayacak daha gelişmiş araçlara sahip olmaya çalışıyor.

Puntland’daki güvenlik raporlarında, Yemen’den gelen intihar tipi İHA’ların ele geçirildiği ve Husiler ile Somali’deki silahlı örgütler arasında çalışan kaçakçılık ağlarıyla bağlantılı kişilerin gözaltına alındığı aktarıldı. BM raporları da Eş-Şebab unsurlarının, Arap Yarımadası El Kaidesi’nin gözetiminde SİHA kullanımı ve modern savaş teknikleri konusunda eğitim almak üzere Yemen’e gönderildiğine işaret etti.

Bu dönüşüm ciddi sonuçlar doğurabilir çünkü Somali gibi kırılgan bir ortamda SİHA kullanımı, çatışmanın doğasını tamamen değiştirebilir. Silahlı gruplar artık yalnızca pusu ve kara saldırılarına bağlı kalmak zorunda olmayacak. Askerî üsleri, havalimanlarını ve hükûmet merkezlerini hedef alan daha hassas saldırılar düzenleyebilecek. Hatta Afrika Boynuzu’ndaki bölgesel ve uluslararası çıkarları hedef almaları da mümkün hâle gelebilecek.

Kızıldeniz yeni nüfuz sahasına dönüşüyor

Bu yakınlaşmayı, 2023’ün sonlarından bu yana Kızıldeniz’de yaşanan büyük değişimlerden bağımsız okumak mümkün değil. Husilerin ticari ve askerî gemilere yönelik saldırıları, küresel deniz taşımacılığında eşi benzeri görülmemiş bir krize yol açtı. Büyük taşımacılık şirketleri, rotalarını Ümit Burnu’na çevirmek zorunda kaldı. Bu da büyük ekonomik kayıplara ve küresel deniz taşımacılığı maliyetlerinde artışa neden oldu.

Bu süreçte Husiler, Somali derinliğinin önemini fark etti. Somali’nin uzun ve karmaşık kıyı hattı, onlara uluslararası denetim alanının dışında hareket etmek için ek fırsatlar sunuyor. Ayrıca gemi trafiği hakkında bilgi toplayabilecek yerel kaçakçı, korsan ve iş birlikçi ağları da bu alanda önemli bir avantaj sağlıyor.

Uluslararası raporlar, Husilerin Aden Körfezi’ndeki bazı saldırılarının grubun radar kapsama alanı dışında gerçekleştiğine işaret ediyor. Bu durum, Husilerin Eş-Şebab’dan ya da korsanlık ağlarından oluşan Somalili taraflardan istihbarat aldığı ihtimalini güçlendirdi.

Eş-Şebab militanları

Eş-Şebab’ın Husilerle iş birliği, özellikle hava saldırılarına ve hükûmet güçlerinin mobilizasyonuna karşı silah ve SİHA temin ederek askerî kapasitesini geliştirme ihtiyacıyla bağlantılı. Buna ek olarak hareket, kontrol ettiği limanlar üzerinden silah kaçakçılığı hatlarını güvence altına almak istiyor. Husiler ise Eş-Şebab’a silah satarak gelir kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışıyor. Bu desteğin yıllık değerinin milyonlarca doları bulduğu tahmin ediliyor. Aynı zamanda Husiler, Afrika Boynuzu’ndaki nüfuzlarını artırmayı hedefliyor. 

Öte yandan Somali’deki silahlı gruplar ve korsanlık ağlarıyla kurulan iş birliği, özellikle İsrail limanlarına giden yabancı gemilerin hareketlerini izleme konusunda Husilere katkı sağlıyor. Ancak bu taraflar arasındaki ilişkinin niteliği konusunda tartışmalar sürüyor.

Böylece Afrika Boynuzu, İran ve Husilerin yeniden şekillendirmeye çalıştığı deniz güvenliği denkleminin parçası hâline geldi. Bu denklem artık yalnızca Kızıldeniz’i değil, Hint Okyanusu’nu da kapsıyor.

İran sahadaki görünmeyen aktör

Husiler ile Eş-Şebab arasındaki ilişkiyi İran’ın doğrudan yönettiğini kanıtlayan açık deliller bulunmasa da uluslararası raporların büyük bölümü, bu yakınlaşmadan en fazla Tahran’ın fayda sağladığını değerlendiriyor.

İran Devrim Muhafızları, Afrika Boynuzu’nu uzun süredir Kızıldeniz’deki nüfuzunun stratejik uzantısı olarak görüyor. İran, geçmişte Sudan, Eritre ve Somali’de siyasi yapıların kırılganlığından ve iç çatışmalardan yararlanarak kendisine alan açmaya çalıştı.

Bugün Husiler ile Somali’deki gruplar arasındaki iş birliği, Tahran’a aynı anda birkaç hedefe ulaşma fırsatı veriyor. Uluslararası deniz hatlarına baskı kurmak, bölgesel rakiplerini yıpratmak, kaçakçılık ağlarını genişletmek ve Babülmendeb yakınlarında yeni nüfuz araçları oluşturmak bu hedefler arasında yer alıyor.

Bu ilişki aynı zamanda Tahran’a makul inkâr alanı da sağlıyor. Çünkü deniz operasyonları ya da dolaylı saldırılar yerel vekiller üzerinden yürütülebiliyor, böylece İran doğrudan sorumluluk üstlenmeden etkisini artırabiliyor.

Tehdit Yemen ve Somali sınırlarını aşıyor

Bu ittifakın tehlikesi yalnızca Yemen ya da Somali ile sınırlı değil. Eş-Şebab’ın daha gelişmiş silahlara sahip olması Kenya, Etiyopya ve Cibuti için tehdit oluşturabilir. Aynı zamanda Afrika Birliği misyonları ve bölgedeki ABD üsleri üzerindeki baskıyı artırabilir.

Bununla birlikte korsanlığın ve deniz saldırılarının artması, dünyanın en önemli ticaret güzergâhlarından birini tehdit ediyor. Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı küresel ticaretin ana damarlarından biri. Bu hatta yaşanacak uzun süreli herhangi bir aksama, doğrudan dünya ekonomisine yansıyor.

Bölge ülkeleri ayrıca Somali kıyılarının SİHA ve füze saldırıları için kalıcı bir platforma ya da İran silahlarının hem Afrika’ya hem Yemen’e kaçırıldığı bir güzergâha dönüşmesinden endişe ediyor. Bu endişe, güvenlik denetiminin zayıf olduğu ve silahlı grupların çok sayıda aktörle sahada varlık gösterdiği ortamda daha da büyüyor.

Bir pasaport, Husiler ile Eş-Şebab arasındaki bağı ortaya çıkardı

Raporlar, Husi grubu ile Somali Eş-Şebab Hareketi arasındaki koordinasyonun arttığını ortaya koydu. Bu raporlara göre iki taraf arasındaki ilişki, ideolojik ayrılıkları aşarak güvenlik ve lojistik çıkarlara dayalı daha kurumsal bir nitelik kazandı.

Raporlarda öne çıkan dosyalardan biri, Eş-Şebab yöneticilerinden Abdulşekur Bahi Ali’nin durumu oldu. Ali, geçtiğimiz şubat ayında Yemen’in doğusundaki El-Gayda kentinde düzenlenen bir SİHA saldırısında öldürüldü. 

Sana’daki Husi makamları tarafından Abdulkadir Alzubeydi ismiyle düzenlenmiş sahte bir Yemen pasaportu

Üzerinde ise Sana’daki Husi makamları tarafından Abdulkadir Alzubeydi ismiyle düzenlenmiş sahte  bir Yemen pasaportu bulundu. Bu belge, onun Yemen içinde ve sınır kapılarından geçiş yapmasına imkân tanıyordu. Uzmanlara göre radikal bir örgüt yöneticisine resmî belge verilmesi, bunun bireysel bir girişimden çok organize bir iş birliğine işaret ettiğini gösteriyor.

Husilerin Zeydi arka planı ile El Kaide bağlantılı, selefi cihatçı çizgideki Eş-Şebab arasındaki inanç ve ideoloji farklılığına rağmen kaçakçılık, askerî eğitim ve deniz yolları üzerindeki kontrol gibi ortak çıkarlar, iki tarafı iş birliğini güçlendirmeye itti. Raporlar ayrıca Abdülvahid Ebu Ras gibi önde gelen Husi isimlerin, Husilerin Afrika Boynuzu’ndaki nüfuzunu genişletmede rol oynadığını belirtti.

Mayıs 2026’da yayımlanan ABD terörle mücadele stratejisi de bu iş birliğini yeni ortaya çıkan terör ittifakları arasında saydı. Araştırmacılar ise 2023’ten bu yana Husilerin Somali içindeki faaliyetlerinde artış olduğunu, bunun askerî eğitim, silah ve SİHA parçalarının taşınması ile Somalili gençlerin Yemen’de eğitim için devşirilmesini kapsadığını ifade etti.

Bir BM raporu da Eş-Şebab’ın bazı savaşçı gruplarını silah, el yapımı patlayıcı ve SİHA kullanımı konusunda eğitim almak üzere Yemen’e gönderdiğini ortaya koydu.

Kırılgan ama tehlikeli bir ittifak

Tüm bu gelişmelere rağmen bu ittifak, kendi içinde ciddi kırılganlıklar barındırıyor. Husiler ile selefi cihatçı örgütler arasındaki ideolojik ayrılıklar ortadan kalkmış değil. Sadece ortak çıkarlar nedeniyle geçici olarak ertelenmiş durumda.

Eş-Şebab, yıllar boyunca rakiplerini tekfir eden ve Sünni olmayanlarla iş birliğini reddeden bir söylem üzerine kendini inşa etti. Husiler ise bunun karşısında mezhepçi bir dil kullanıyor. Bu nedenle ilişkinin devamı, tarafların elde ettiği karşılıklı faydaya ve İran ile Husilerin finansman, silah ve tecrübe sağlamaya ne kadar devam edebileceğine bağlı.

Ancak bu iş birliği mevcut sınırlarında kalsa bile deniz güvenliği ve bölgesel güvenlik dengelerinde tehlikeli değişimlere yol açmaya yetebilir. Afrika Boynuzu artık yalnızca iç çatışmaların yaşandığı yerel bir saha değil. Tahran’dan Babülmendeb’e, oradan Somali kıyılarına uzanan bölgesel ve uluslararası çatışma ağının bir parçası hâline gelmiş durumda.

Aden Körfezi’nin iki yakasında savaşların, bölünmelerin, yoksulluğun ve devlet otoritesindeki zayıflığın sürmesi, bu tür sınır aşan ittifakların büyümesi için her zamankinden daha elverişli bir ortam oluşturuyor. Bu ittifaklar, önümüzdeki yıllarda bölgenin güvenlik tehditleri haritasını yeniden çizebilir.