Husiler ile Eş-Şebab Yakınlaşması Türkiye’yi Nasıl Tehdit Ediyor? 

Yeni bir uluslararası araştırma raporu, Husilerin Somali, Sudan ve Eritre’ye uzanan faaliyetlerine ilişkin daha önce bilinmeyen ayrıntıları ortaya koyuyor. Rapora göre Yemen’de İran’ın bir uzantısı olarak öne çıkan Husiler, Hizbullah’ın bölgesel silahlı müttefik ağı kurma modelini tekrarlayan bir “alt eksene” dönüşüyor. Bu ağ, uluslararası deniz taşımacılığını ve Kızıldeniz’in güneyindeki güvenlik ve istikrarı tehdit ediyor.
web-ozel-husiler-ile-es-sebab-yakinlasmasi-turkiye-yi-nasil-tehdit-ediyor-ali-zalat.jpg

08.09.2026 - 16:36  |  Son Güncellenme:  08.09.2026 - 17:08

Century International tarafından yayımlanan kapsamlı bir araştırma raporu, İran destekli Husi hareketinin Kızıldeniz ve Aden Körfezi boyunca sistematik şekilde bir nüfuz ağı kurma çabalarına ilişkin daha önce bilinmeyen ayrıntıları ortaya çıkardı. İngiltere’nin XCEPT programı tarafından finanse edilen Beyond the Axis projesi kapsamında hazırlanan rapor, Husilerin doğuda Somali’den batıda Sudan ve Eritre’ye kadar uzanan bir etki alanı oluşturmayı hedeflediğini gösteriyor.

“Çevreden Merkeze: Afrika’daki Husiler” başlığını taşıyan ve Ağustos 2026’da yayımlanan rapor; askerî, güvenlik ve istihbarat yetkilileriyle gerçekleştirilen yaklaşık 100 görüşmenin yanı sıra uydu görüntülerinin, gemi takip verilerinin (AIS), telefon görüşmesi kayıtlarının ve araştırmacıların ulaştığı soruşturma belgelerinin analizine dayanıyor.

Hizbullah’ın Afrika versiyonu

Raporu hazırlayan araştırmacılara göre, kısa süre öncesine kadar İran öncülüğündeki Direniş Ekseni’nin yalnızca bir halkası olarak görülen Husiler, bugün Lübnan Hizbullahı ve İran Devrim Muhafızları’nın yaklaşık 20 yılda kurduğu bölgesel ağı tekrar etmeye çalışıyor. Başka bir ifadeyle Husiler, yalnızca destek alan bir yapı olmaktan çıkıp desteği başka silahlı gruplara aktaran bir aktöre dönüşmek istiyor. Bunun yolu ise başka silahlı grupları kendi çevresine çekmek, eğitmek, onlara giderek daha gelişmiş silahları kullanma yeteneği kazandırmak ve sonunda bu silahları yerel olarak üretebilecek kapasiteye ulaştırmaktan geçiyor.

eski Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih

Rapora göre bu dönüşüm iki temel gelişmeyle bağlantılı. Bunlardan ilki, eski Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in 2017’de öldürülmesinin ardından Husilerin Yemen’deki kaçakçılık ekonomisinin tamamına hâkim olması. Bu gelişme, Husilere Aden Körfezi ve Kızıldeniz boyunca uzanan geniş bir lojistik ve ticari ağ sağladı.

İkinci faktör ise grubun 2023-2025 yılları arasındaki Kızıldeniz Savaşı sırasında kazandığı görünürlük oldu. Husiler, bu süreçte yerli üretim “Saqr” füzelerini kullanarak 17 ila 25 arasında ABD yapımı MQ-9 Reaper insansız hava aracını düşürmeyi başardı. Söz konusu füze, İran’ın “358” sisteminin modifiye edilmiş bir versiyonu olarak biliniyor. Rapora göre bu başarı, bölgedeki diğer silahlı grupları Husilerin artık kendilerinden teknoloji ve kapasite talep edilmeye değer bir aktör olduğuna ikna etti.

Sana, Mogadişu ve Hartum’u birbirine bağlayan hatlar

Raporda, 2024 yılında Yemen’in Mukalla kentinde tutuklanan Somalili Ahmed Elmi Samatar’ın ifadesi üzerinden Husi ağının Somali’ye nasıl uzandığı da ortaya konuluyor. Buna göre Samatar, yaklaşık 400 Somalilinin Husi eğitim kamplarına geçişini kolaylaştırdı ve Husi mühendislerinin El Kaide bağlantılı Somali merkezli Eş-Şebab hareketinin kontrolündeki bölgelerin fiilî başkenti konumundaki Jilib’e ulaşmasına yardımcı oldu.

Raporda ayrıca Mart 2024’ten bu yana iki taraf arasında doğrudan gerçekleştirilen bir dizi görüşmeye yer veriliyor. Bu toplantılarda üst düzey Husi yetkilileri ile Eş-Şebab yöneticilerinin bir araya geldiği, görüşmelerin merkezinde ise Somali’deki örgüte hava savunma sistemleri ve Husilerin Yemen’de geliştirdiği türde intihar saldırısı gerçekleştirebilen insansız hava araçlarının temin edilmesinin bulunduğu belirtiliyor.

Raporda Sudan’da da benzer bir modelin ortaya çıktığı belirtiliyor. Buna göre Husiler, Sudan ordusu bünyesindeki İslamcı bir gruba İran tarafından verilen desteğe küçük ortak olarak katıldı. Bu destek, silah sevkiyatlarının yanı sıra İran yapımı “Ababil-T (Ebabil-T)” modeline dikkat çekici derecede benzeyen insansız hava araçlarının üretimi konusunda eğitim verme girişimlerini de kapsadı. Söz konusu İran modeli, Yemen’de “Kasıf-2K” adıyla üretiliyor.

Eritre’de ise Yemenli ve bölgesel kaynaklar, İran’ın desteğiyle ülkede yeniden bir Husi varlığı oluşturulmaya çalışıldığına işaret ediyor. Ancak raporun bu bölümündeki kanıtların diğer örneklere kıyasla daha sınırlı olduğu belirtiliyor.

Araştırmacılar, elde edilen kanıtların gücünün olaydan olaya değiştiğinin özellikle altını çiziyor. Bazı bağlantılar belgeler, sorgu kayıtları ve uydu görüntüleriyle güçlü biçimde desteklenirken, özellikle Eritre’ye ilişkin bazı iddiaların araştırmacıların bağımsız olarak doğrulayamadığı kaynaklara dayandığı belirtiliyor. Rapor, abartılı sonuçlardan kaçınmak amacıyla bu ayrımı açıkça ortaya koyuyor.

Uluslararası deniz taşımacılığına doğrudan tehdit

Raporda, Husilerin Afrika’ya doğru genişlemesinin temel amacının ideolojik olmaktan çok stratejik olduğu vurgulanıyor. Buna göre Husiler, uluslararası deniz güçlerinin kendilerini yalnızca Babülmendep Boğazı ve Aden Körfezi gibi tek bir dar geçiş noktası üzerinden kuşatmasını zorlaştıracak alternatif ikmal yolları kurmaya çalışıyor.

Husiler, 2022’den itibaren kaçakçılık faaliyetlerinin önemli bölümünü Cibuti’ye kaydırdı. Burada “El-Şirva” adlı bir yelkenli teknede 750 tonluk silah sevkiyatına el konuldu. Bu operasyon, Yemen savaşının başlamasından bu yana gerçekleştirilen en büyük silah yakalama operasyonu olarak kayıtlara geçti. Öte yandan raporun ulaştığı sevkiyat belgeleri, sahibi olduğu ileri sürülen kişinin Cibuti Cumhurbaşkanı’nın kardeşi olduğu yerel bir lojistik şirketinin de bu faaliyetlere karıştığına işaret ediyor.

Raporun yayımlandığı Ağustos 2026 itibarıyla Husiler, Suudi Arabistan’ı Kızıldeniz üzerinden gerçekleştirdiği petrol ihracatını durdurmaya zorlamış durumda. Grup aynı zamanda dünya ticaretinin onda birinden fazlasının geçtiği Babülmendep Boğazı’nı tamamen kapatma tehdidinde bulunuyor.

Husiler

Husilerin Somali ve Sudan kıyılarında kalıcı lojistik üsler kurmayı başarması hâlinde, gelecekte oluşturulabilecek herhangi bir uluslararası deniz kuşatmasını aşma kapasitesi önemli ölçüde artacak. Böyle bir durumda Kızıldeniz’deki deniz taşımacılığı krizi, kontrol altına alınabilir bir sorun olmaktan çıkarak uzun vadeli ve yapısal bir tehdide dönüşebilir.

Türkiye de risk altında

Raporun dolaylı olarak ortaya koyduğu en önemli sonuçlardan biri de gelişmelerin, yıllardır Somali Federal Hükûmeti’nin en önemli askerî destekçilerinden biri olan Türkiye üzerindeki muhtemel etkisi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Aralık 2023’te Somali hükûmetine yönelik silah ambargosunu kaldırmasının ardından Ankara, Mogadişu’ya Bayraktar TB2 ve Akıncı silahlı insansız hava araçlarının yanı sıra T129 ATAK taarruz helikopterleri teslim etti. Türkiye ayrıca Eş-Şebab’a karşı yürütülen hava operasyonlarına destek vermek amacıyla yaklaşık 500 askerî personeli Somali’de konuşlandırdı. Bunlara, Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük askerî üssü olan Mogadişu’daki TURKSOM da ekleniyor.

Asıl risk de bu noktada ortaya çıkıyor. Eş-Şebab, tarihsel olarak hava saldırıları karşısında ciddi bir kapasite eksikliği yaşıyor. Rapora göre örgütün 2024’ün başından itibaren Husilerle doğrudan temas kanalları oluşturmasının temel nedenlerinden biri de özellikle uçaksavar füzeleri ve saldırı amaçlı insansız hava araçları edinme arayışı.

Bu iş birliği sonucunda Yemen semalarında onlarca Amerikan insansız hava aracını düşüren Saqr füzesinin teknolojisinin Eş-Şebab’a aktarılması hâlinde, Somali’nin örgüte karşı yürüttüğü hava harekâtının temel unsurlarından olan Türk SİHA’ları ve keşif uçaklarının etkinliği doğrudan tehdit altında kalabilir.

Böyle bir gelişme aynı zamanda Türk askerleri ve danışmanlarını, daha önce karşı karşıya olmadıkları bir hava savunma tehdidiyle yüz yüze bırakabilir. Bunun yanında Kızıldeniz’deki deniz ulaşım hatlarının herhangi bir şekilde kapatılması veya aksaması, Ankara’nın son 10 yılda yoğun yatırım yaptığı Afrika Boynuzu’ndaki ticari ve askerî çıkarlarını da doğrudan etkileyebilir.

Diğer aktörler de tehdit altında

Husilerin genişleyen faaliyetlerinin etkileri yalnızca Türkiye ile sınırlı değil. Raporda, Husi nüfuzunun İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin çıkarlarıyla da doğrudan kesiştiğine dikkat çekiliyor. Her iki ülke de Husilere karşı Somaliland ve Puntland’daki askerî varlığını genişletiyor.

Eş-Şebab

Rapora göre bu tablo, Husiler ile Eş-Şebab  arasında yakınlaşmayı daha da hızlandırabilecek bir “ortak düşman” algısı yaratıyor.

Öte yandan İran’ın Sudan’daki nüfuzunun genişlemesi Suudi Arabistan ve ABD’yi de olumsuz etkiliyor. Sudan’daki kriz aynı zamanda Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye ve Mısır gibi bölgesel güçler arasında Sudan savaşının geleceğine ilişkin daha geniş çaplı rekabetle de kesişiyor.

Erken müdahale çağrısı

Rapora göre Husilerin Afrika’da kurmaya çalıştığı ilişkilerin büyük bölümü hâlâ başlangıç aşamasında ve bu bağların koparılması mümkün. Ancak araştırmacılar, “bu yeni bağlantıları kesmek için en doğru zamanın, ilişkilerin en zayıf ve en pragmatik olduğu şu an” olduğu uyarısında bulunuyor.

Bu değerlendirme, kurumun silahlı grupların ilk temastan başlayarak yerel silah üretimine kadar uzanan kapasite gelişimini takip etmek için geliştirdiği kapasite merdiveni adlı analitik çerçeveye dayanıyor.

Rapora göre Eş-Şebab veya Sudan ordusu içindeki İslamcı grup gibi yapılar İran’ın deneyim ve teknolojisini bir kez kendi bünyelerine aktardığında, bu ilişkileri koparmanın maliyeti söz konusu bağları sürdürmenin sağladığı faydaların üzerine çıkacak. Böyle bir aşamaya gelindiğinde ise bölgesel ve uluslararası karar alıcıların önündeki seçenekler giderek daralacak.