Haseke Konferansı: SDG, Azınlık İttifakı ile Ne Amaçlıyor?

Haseke’de SDG öncülüğünde düzenlenen konferansta, 400’den fazla siyasi, dini ve aşiret temsilcisi anayasa çağrısı yaptı. Dürzi ve Alevi liderlerin destek mesajlarının öne çıktığı toplantıyı Şam yönetimi, ülkeyi bölme girişimi ve mevcut anlaşmaların ihlali olarak nitelendirerek Fransa’daki müzakerelerden çekildi. İşte detaylar…
Redhwan Al-khutabi
Haseke-Konferans%C4%B1--SDG%2C-Az%C4%B1nl%C4%B1k-%C4%B0ttifak%C4%B1-ile-Ne-Ama%C3%A7l%C4%B1yor- (1).jpg

13.08.2025 - 17:44  |  Son Güncellenme:  21.08.2025 - 15:05

Suriye’de Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki Haseke kentinde, 400’den fazla siyasi, dini ve aşiret liderinin katılımıyla “Kuzey ve Doğu Suriye Bileşenleri Ortak Tutum Konferansı” düzenlendi. 

Konferansta, Suriye’de etnik, dini ve kültürel çoğulculuğu garanti altına alan bir anayasanın hazırlanması çağrısında bulunuldu. 

Aynı zamanda tüm bileşenlerin siyasi ve idari sürece katılımını güvenceye alan, ademi merkeziyetçi veya federal bir sistem seçeneğinin vurgulandığı açık siyasi mesajlar verildi. 

Konferansın en dikkat çeken kısmı, Dürzi toplumunun ruhani lideri Şeyh Hikmet El Hicri ile Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazal’ın video konferans yoluyla yaptığı konuşma oldu. 

Şeyh Hicri, mezhepsel ayrışmaların aşılması ve ulusal bir ortaklığın kurulması çağrısında bulunurken, Şeyh Gazal ise kimseyi mezhebi ya da dini nedeniyle dışlamayan “medeni, laik, çoğulcu ve ademi merkeziyetçi” bir devlet yapısının gerekliliğine dikkat çekti. 

Şeyh Gazal, güvenli bir geleceğe giden yolun, dini ve kültürel özellikleri dikkate alan kapsamlı bir siyasi çözümden geçtiğini de sözlerine ekledi. 

Konuya ilişkin Fokus Plus’a açıklama yapan Jusoor Araştırmalar Merkezi Araştırma ve Çalışmalar Birimi Direktörü Abdulvahab Asi, SDG’nin azınlıklar temelinde siyasi meşruiyetini sağlayacak bir referans arayışına girdiğini, Hicri ve Gazal’ın konferansta konuşmasının da bunu gösterdiğini söyledi. 

Asi, SDG’nin bazı azınlıklar aracılığıyla, özellikle Suriye hükümetine baskı uygulayan İsrail’den dış destek alabileceğini söyledi. 

İsrail’in ayrıca ABD’ye, Fırat’ın doğusundaki bölgelerden güçlerini çekmemesi yönünde baskı yapmada da rol oynamasının muhtemel olduğunu da belirtti. 

SDG’nin Arap aşiretlerini de kendi tarafına çekmeye çalıştığını dile getiren Asi, açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü: 

“Özellikle SDG’nin kontrolündeki bölgelerde bulunan Arap aşiretlerinin Şam hükümetinin yanında yer almasından endişe ediliyor. Bu durum, Suriye hükümeti ile SDG arasında bir çatışma çıkması durumunda aşiretlerin askeri baskısı altına girmesine yol açabilir.” 

Asi, konferansa aşiret katılımının çok zayıf olması nedeniyle SDG’nin aşiretleri yanına çekmeyi başaramadığını da söyledi. 

Konferans katılımcılarının siyasi talepleri 

Konferansın nihai bildirisinde, siyasi çoğulculuğu güvence altına alan, kültürel ve coğrafi çeşitliliğe saygılı, merkeziyetçi olmayan bir sistem öngören yeni bir demokratik anayasanın hazırlanması çağrısı yapıldı. 

Suriye’nin kuzeydoğusundaki etnik ve dini çeşitliliğin bir tehdit değil, bir güç kaynağı olduğunu vurgulayan katılımcılar, Suriyelilerin özgürlük ve onur özlemlerini karşılamadığını iddia ettikleri mevcut anayasal bildirgenin gözden geçirilmesi çağrısında bulundu. 

Bildiride ayrıca, özellikle Esed rejimi dönemindeki merkezi rejimlerin yerel unsurları dışladığı ve ötekileştirdiği vurgulanarak, Suriye’nin kıyı bölgesi ve Süveyda halkına yönelik ihlaller “insanlığa karşı suç” olarak değerlendirildi. 

Şam, konferansı varılan anlaşmaların ihlali olarak görüyor 

Şam yönetiminin söz konusu konferansa tepkisi hızlı ve sert oldu.  

Suriye hükümeti, konferansın SDG ile yapılan müzakere çabalarına bir “darbe” teşkil ettiği vurguladı. 

Hükümet, aynı zamanda konferansın Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile SDG komutanı Mazlum Abdi arasında imzalanan mutabakatın ihlali olduğunu düşünerek, SDG ile Fransa’da yapılması planlanan müzakere görüşmelerine katılmama kararı aldığını duyurdu. 

Söz konusu anlaşmada ateşkes, SDG’nin Suriye ordusuna entegre edilmesi ve Kürtlerin haklarının vatandaşlık temelinde garanti altına alınması öngörülüyordu. 

Şam, konferansı, ülkeyi bölme planlarını yeniden canlandırma ve düşmanca eylemlerde bulunan ayrılıkçı olarak nitelendirdiği kişileri ağırlama girişimi olarak değerlendirdi. 

Aynı zamanda Suriye devletinin yapısının, askeri baskı veya dış destekle yapılacak “mezhepsel” anlaşmalar veya konferanslarla değil, kapsamlı bir halk referandumuyla belirlenmesi gerektiğini vurguladı. 

Konferansın müzakere sürecine yansımaları 

Haseke konferansının hassas bir dönemde yapılması, iki taraf arasındaki ilişkilerde yeni bir gerginliğe neden oldu.

Konferans, Şara ile Abdi arasında 10 Mart’ta imzalanan anlaşmanın uygulanmasını tamamlamak için Paris’te yapılması planlanan müzakereden sadece birkaç hafta önce gerçekleşti. 

Suriye hükümet kaynakları, Haseke’de düzenlenen konferansı, SDG’nin anlaşmalara uyma konusundaki ciddiyetsizliğini gösteren tehlikeli bir adım olarak nitelendirdi. 

SDG liderliği ise bunu, yerel toplumların iradesini ifade eden, ortaklık ve karşılıklı tanımaya dayalı yeni bir Suriye’nin geleceği için yol haritası çizmeyi amaçlayan bir hak olarak görüyor. 

Fokus Plus’a konuşan Jusoor Merkezi Araştırma ve Çalışmalar Birimi Direktörü Asi, “Şam, SDG’nin zaman kazanmaya çalıştığını ve bir anlaşmaya varma niyetinde olmadığını anladı” diye konuştu. 

Asi, Suriye hükümetinin, müzakerelerin Paris’te değil, Şam’da yapılması koşuluyla SDG ile müzakereleri yeniden başlatmaya hazır olduğunu da belirtti. 

Suriye hükümetinin, özellikle Rusya’nın SDG kontrolündeki Kamışlı bölgesinde varlığını sürdürmesi nedeniyle SDG’nin Rus koruması sağlama girişimlerini engellediğini dile getiren Asi, şu ifadelerle açıklamasını sürdürdü: 

“SDG, ABD desteğini kaybetmeye başladığının farkında ve bunun yerine Rus desteği sağlamak istiyor, ancak Şam hükümeti halihazırda Ruslarla iletişim kurmaya başladı.” 

Siyasi hırs ve karmaşık gerçeklik 

Haseke konferansı, Şam’ın savunduğu merkeziyetçi ile SDG’nin benimsediği ademi merkeziyetçi bir vizyon olmak üzere, Suriye’nin geleceğine ilişkin iki karşıt vizyon arasındaki derin ayrışmayı açıkça yansıttı. 

Konferansın destekçileri bunu ulusal ortaklığı güçlendirme ve çeşitliliği koruma yönünde bir adım olarak görürken, Suriye hükümeti ise ülkenin birliği ve kurumlarına yönelik bir meydan okuma olarak değerlendiriyor. 

İç içe geçmiş yerel ve uluslararası baskılar altında, müzakereler tamamen çökmese de, her iki tarafın güvenlik ve siyasi kaygılarını dikkate alacak ve güç paylaşımı, anayasa taslağı ve kaynak yönetimi gibi hassas konularda uzlaşıya yer açacak şekilde yeniden düzenlenmesinin gerekeceği anlaşılıyor. 

SDG