Gazze Milisleri: İşgalin Görünmeyen Yüzü

İsrail, Gazze'de toplumu içeriden çökertmek için suçlulardan oluşan milisler kurdu. Ancak Filistin güvenlik güçleri ve halkın tepkisi, bu "sessiz işgal" planını bozdu. İşgalin görünmeyen yüzü, direnişle parçalanıyor. İşte ayrıntılar...
Redhwan Al-khutabi
 Gazze Milisleri: İşgalin Görünmeyen Yüzü

27.10.2025 - 15:12  |  Son Güncellenme:  27.10.2025 - 15:24

İsrail, Gazze’ye yönelik savaşını ateşkes ilanıyla sonlandırmadı. Aksine, daha sessiz ama çok daha tehlikeli bir savaşın kapısını araladı. Tanklar çekildi, uçaklar döndü ama bu kez sahneye, savaş sırasında İsrail’in denediği ancak başarısız olduğu silahlı gruplar çıktı.

Kendilerini “halkı koruyan güçler” olarak tanıtan bu milisler, aslında işgalin çıkarlarına hizmet eden yapılar. Enkaz altındaki mahallelerde dolaşıyor, güvenliği sağlama bahanesiyle sahaya iniyorlar; oysa perde arkasında, İsrail’in uzun süredir uyguladığı “vekaletle yönetim” stratejisinin bir parçası olarak çalışıyorlar.

Bu ise yeni bir politika yeni değil. İsrail yıllardır toplumları içeriden bölerek, kendine bağlı yerel güçler yaratma taktiğini kullanıyor. Amaç, doğrudan işgal yükü taşımadan, uzaktan kontrol sağlamak. Böylece Tel Aviv, savaşta kaybettiği moral üstünlüğü, toplumun içine kaos tohumları ekerek geri kazanmaya çalışıyor.

Rafah’tan başlayan şüpheli hareket

Bu milislerin hikayesi, ilk olarak Mayıs 2025’te Rafah’ta başladı. Yaser Ebu Şebab adlı biri, yardımcısı Gassan Dehini’yle birlikte “Halk Ordusu” adını verdikleri bir oluşum kurduğunu duyurdu.

Yaser Ebu Şebab.

Oysa Ebu Şebab, 7 Ekim 2023 sabahı başlayan Aksa Tufanı Operasyonu öncesinde, Gazze’deki güvenlik güçlerince adli suçlardan tutuklanmış bir isimdi. Ancak İsrail’in güvenlik binalarını bombalaması sonrası serbest kaldı.

Başta “halkı koruyacağız, yardımları organize edeceğiz” diyerek ortaya çıktılar. Fakat kısa süre içinde, insani yardım TIR’larını soyan, insan kaçıran ve haraç toplayan bir çeteye dönüştüler.

Dikkat çekici olan, bu grubun faaliyetlerini İsrail birliklerinin konuşlandığı bölgelerin yakınında yürütmesi ve İsrail ateşinin koruması altında rahatça hareket etmesiydi.

Savaş sırasında İsrail, bu çeteleri kullanarak Filistinlileri direnişe karşı kışkırtmayı ve esir İsrailliler hakkında bilgi toplamayı denedi ama başarısız oldu.

Hüsam el-Astal.

Benzer şekilde Hanyunus’ta da eski bir tutuklu olan Hüsam el-Astal liderliğinde “Terörle Mücadele Gücü” adında yeni bir grup kuruldu. Aynı dönemde Gazze kentinin kuzeyinde Rami Helles ve Eşref el-Mensi gibi isimler benzer yapılar oluşturdu. Böylece İsrail, güneyden kuzeye kadar uzanan bir milis haritası kurmayı başardı — ama bu yapıların tamamı, İsrail’in koordinasyonu ve finansmanıyla hareket ediyordu.

İsrail’in yeni oyunu: Vekil milisler

Tüm bu gelişmeler, İsrail’in yeni bir denemede bulunduğunu gösteriyor: doğrudan işgal yerine, “uzaktan kontrol”.
İsrail güvenlik çevrelerinde “koruma bölgesi stratejisi” olarak bilinen bu plan, yerel görünümlü ama İsrail’e bağlı güçler üzerinden Gazze’yi yönetme fikrine dayanıyor.

Filistinli araştırmacı Muhammed Ebu Takiyye, Fokus Plus’a yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Bu milisler, iki yıldır süren savaşta Filistin toplumunu içeriden çökertme girişiminin parçası. Ne ulusal bir temelleri var, ne de toplumsal meşruiyetleri. İsrail’le bağlantılı, onun adına çalışan yapılardır.”

Ebu Takiyye’ye göre, İsrail bombardımanlarla güvenlik kurumlarını çökerttikten sonra ortaya çıkan boşluğu fırsata çevirdi: “İsrail, bu boşlukta bu milisleri kurdu. Amaç; halkın içinde karışıklık çıkarmak, moral çökertmek ve direnişe karşı içeriden çalışacak kişileri bulmaktı.”

Gazze’den hızlı yanıt: Milis avı başladı

Ancak Gazze sessiz kalmadı. Haberlerin yayılmasının ardından Filistin güvenlik güçleri, milislerin peşine düştü.
Kısa sürede 32 silahlı unsur etkisiz hale getirildi, 24 kişi yakalandı, çok sayıda silah, mühimmat ve kaçırma olaylarında kullanılan araçlar ele geçirildi.

En dikkat çekici operasyon ise, Yaser Ebu Şebab’ın sağ kolunun öldürüldüğü nokta atışı bir baskın oldu. Bu hamle, milislerin geri kalanını dağılmaya zorladı.

Gazze güvenlik kaynakları, bu yapıların İsrail’in iç karışıklık planının bir parçası olduğunu belirterek, Bu topraklarda, işgalden talimat alan hiçbir silahlı gruba izin verilmeyecek, açıklamasında bulundu.

Toplumdan da sert tepki

Aynı anda Filistinli aşiretler de harekete geçti. Birçok aşiret lideri, İsrail’le işbirliği yapan ya da bu milislere katılan kişilere toplumsal koruma sağlanmayacağını duyurdu.

Gazze’nin önde gelen isimlerinden Şeyh Alaeddin el-Akluk, açıkça şöyle dedi:

“Bu hainleri öldürmek ulusal bir görevdir. Kim halkına ihanet ettiyse, artık hiçbir aşiret ona sahip çıkmaz.”

Bu net tavır, milislerin toplum içinde barınma ihtimalini tamamen ortadan kaldırdı. Halkın sırtını döndüğü bu yapılar, İsrail’in ucuz taşeronları olarak damgalandı.

Ebu Takiyye de bu noktayı doğrulayarak, “İsrail, direnişe karşı suç geçmişi olan kişilerle çalışmaya başladı. Ebu Şebab ve benzerleri bu nedenle seçildi” şeklinde konuştu.

İsrail’in yeni savaşı: Sessiz kaos

Tüm bu tablo, İsrail’in Gazze’de “sessiz bir savaş” yürüttüğünü gösteriyor.
Artık hedef, binaları yıkmak değil; toplumu içerden çökertmek. Yani bombaların yerini, güvensizlik ve kaos stratejisi aldı.

Bu yöntem aslında klasik bir sömürge taktiği: toplumu birbirine düşür, sonra uzaktan yönet. Ama bu, işgalin en tehlikeli biçimi. Çünkü tanklar değil, insanların birbirine olan güveni hedef alınıyor.

Ne var ki, İsrail’in gözden kaçırdığı bir gerçek var: Gazze, tanklara ve uçaklara direndiği gibi bu “yumuşak işgale” de direnecek. Toplumu bombalarla yıkamadılar, birkaç kiralık çeteyle hiç yıkamayacaklar.

Ebu Takiyye de son olarak konuya ilişkin şunları söyledi: 

“İsrail, Gazze’yi içeriden çökertmeyi umuyordu ama tüm planları başarısız oldu. Ateşkesin ardından da bu milisleri kullanarak kontrol sağlamaya çalıştı. Ancak güvenlik güçleri, halkla iş birliği içinde hızla harekete geçti ve bu planı boşa çıkardı. Şu anda kalan birkaç milis, sadece İsrail’in kontrol ettiği bölgelerde, onun koruması altında varlığını sürdürüyor.”