Filistin Anlatısı Medya Savaşını Nasıl Kazandı?

Küresel medyada “Filistin anlatısını” bastırmak için uzun yıllardır süren girişimlerin ardından, Filistinli gazetecilere uygulanan kısıtlamalar ve taraflı haberlere rağmen Filistin anlatısı kendini güçlü bir şekilde kabul ettirmeyi başardı. 
Filistin Anlatısı Medya Savaşını Nasıl Kazandı  

14.02.2025 - 13:18  |  Son Güncellenme:  09.03.2026 - 14:32

Filistinli medyacılar, bu konuda Batı’nın önyargıları ve çifte standartlarını ifşa etmede önemli bir rol oynadı. Bu arada yurt dışındaki yeni nesil Filistinliler ve sosyal medya aktivistleri de Filistin anlatısının Batı zihniyetine uygun bir dille aktarılmasına katkıda bulunarak, uluslararası kamuoyunun konuya olan bakış açısını değiştirdi.  

Diğer yandan, Gazze’deki Filistin direnişi de askeri çatışma kadar önemli bir “medya savaşı” vererek, sosyal medya platformları aracılığıyla İsrail kamuoyunu hedef almayı başardı. Bu hamleleri de İsrail toplumunda yaşanan kafa karışıklığını artırdı ve hatta siyaseti bile etkiledi.  

Sosyal medya aynı zamanda geleneksel medya tekelinin kırılmasına katkıda bulunarak, Filistinlilerin İsrail’in suçlarını belgelemelerine ve mesajlarını dünyaya daha etkili yollarla iletmelerine olanak sağladı.  

Peki “Filistin anlatısı” medya kuşatmasının üstesinden gelmeyi ve farkındalık savaşını kazanmayı nasıl başardı?  

Batı medyasının önyargıları ifşa edildi  

Uzman bir gazeteci ve yazar olan Mei Shigenobu, Batılı birçok büyük medya kuruluşunun yayınlarında açıkça görülen önyargıya rağmen, Filistin anlatısının İsrail’in anlatısını geride bırakmayı başardığını söyledi.  

Shigenobu konuya ilişkin Fokus+'a yaptığı özel açıklamada, “Bu duruma katkı sağlayan ana faktörlerden biri, artık ana bilgi kaynağı olarak geleneksel medya kuruluşlarına güvenmeyen, daha ziyade onları sadece gündemi takip etmek için kullanan yeni bir neslin ortaya çıkmasıdır” dedi.  

Yeni neslin sadece gerçeği aramakla yetinmediğini vurgulayan Shigenobu, gençlerin Batı medyasının Gazze savaşıyla ilgili haberlerini analiz edip, kullanılan terminoloji ve ifadelerdeki tutarsızlıklara işaret ederek, önyargılı anlatıları düzeltmek için çalışan bağımsız medya alternatifleri oluşturduklarını dile getirdi. 

Gençlerin bu çabalarının da, sosyal medya platformlarına yayılarak Filistin anlatısının daha geniş bir kitleye ulaşmasına yardımcı olduğunu vurguladı. 

Shigenobu gençlerin bu girişimlerinin ayrıca, Batı medyasının önyargılı haberlerine yeni ve daha etkili yollarla karşı konulmasına katkıda bulunduğunu ve kişiler tarafından sosyal medyada paylaşılan bilgileri geleneksel haber kaynaklarından daha güvenilir hale getirdiğini ekledi.  

Filistinli yeni nesil  

Başta Batı toplumlarında büyüyen Filistinliler olmak üzere, yurt dışında yaşayan genç Arapların Filistin anlatısının yayılmasında büyük rolü olduğunun altını çizen Shigenobu açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü:  

“Bu gençler Batı toplumlarına entegre olmalarına rağmen ulusal bilinçlerini korumuşlar ve Filistin anlatısının Batı zihniyetine uygun bir dille tanıtılmasına katkıda bulundular.”  

Shigenobu, Filistinli ve diğer Arap gençlerin birden fazla dil konuşabilmeleri ve içinde yaşadıkları toplumların kültürlerini derinlemesine anlamaları sayesinde çevrelerini etkileyebildiklerin söyleyerek, bu sayede Filistin davasına yönelik geniş bir dayanışma hareketi oluşturabildiklerini belirtti.  

Bu durumun, mevcut savaş sırasında Gazze’ye yönelik halk desteğindeki artışa yansıdığına da dikkat çekti.  

Japon gazeteci, gençler tarafından ağırlıklı olarak sosyal medyada yürütülen bu çalışmaların Batı medyasındaki çifte standartları ortaya çıkarma konusunda çok etkili olduğunun altını çizdi.  

Bu gençlerin aynı zamanda, Batılı medya kuruluşları tarafından desteklenen etik ilkelerin tüm konu ve halklara eşit şekilde uygulanmadığının kamuoyu tarafından fark etmesine yardımcı olduklarını da ekledi.  

Shigenobu, gençlerin sosyal medyadaki bu paylaşımlarının, Batılı izleyicilerin medyada yer alan haberlerin tutarsızlığı konusunda daha bilinçli hale gelmesini sağladığını söyleyerek, “Geleneksel medya kuruluşları tarafından gösterilenlerin Gazze’deki Filistinlilerin sahada belgelediği gerçeklerden farklı olduğu açıkça ortaya çıktı” dedi.  

Bu tutarsızlığın, Batı medyasına olan güvenin azalmasına yol açtığını ve birçok kişiyi daha doğru ve objektif bilgi için alternatif kaynaklar aramaya yönelttiğini de sözlerine ekledi.

Filistin anlatısının üstünlüğü

Filistinli gençlerin kurduğu Quds News Network isimli haber ajansının Genel Yayın Yönetmeni Yousef Abu Watfa (Yusuf Ebu Vatfa) ise, “Filistin anlatısının üstün gelmesine yardımcı olan faktörlerden biri de, İsrail’in savaşın başından beri soykırıma varan eylemleriydi” diye konuştu.  

Fokus+’a konuşan Abu Watfa, İsrail’in El-Ehli Baptist Hastanesi’nde gerçekleştirdiği katliamın, Filistinlilere yönelik uluslararası sempatiyi arttıran ve Filistin anlatısının küresel etkisini güçlendiren bir dönüm noktası olduğunu söyledi.  

Abu Watfa,  Filistinli aktivist ve gazetecilerin, işgalcilerin sivilleri hedef almasını, yardımları engellemesini ve Gazze Şeridi halkına karşı uyguladıkları aç bırakma politikasını belgeleyerek, Gazze’de yaşanan gerçeklerin ortaya çıkmasına yardımcı olduklarını vurguladı.  

İşgalcilerin yabancı gazetecilerin ülkeye girişini yasaklamasına rağmen, Filistinlilerin mesajlarını çeşitli dillerde dünyaya iletebildiğini belirten Abu Watfa, “Bu da İsrail’in işlediği suçların ifşa edilmesine ve uluslararası medyadaki propaganda hegemonyasının kırılmasına katkı sağladı” diye ekledi.  

İsrail kamuoyuna nüfuz etmeyi başardılar  

Konuya ilişkin Fokus Plus’a değerlendirmede bulunan Abu Watfa, direniş medyasının saha gerçeklerine ve sürekli belgelere dayalı bir anlatı sunarak, İsrail medyasının hegemonyasını kırmaya çalışan bir güç olarak rolüne de dikkat çekti.  

Filistin direnişine bağlı medyanın son yıllarda yeni bir denklem dayatmayı ve gelişmiş bir medya sistemi kurmayı başardığını söyleyen Abu Watfa, açıklamasına şu ifadelerle devam etti:  

“Bu başarı, Filistin ve İsrail kamuoyuna her iki tarafın doğasına uygun farklı mesajlarla ulaşma hedefiyle net bir strateji benimseyen Filistinli grupların medya çalışmaları sayesinde ortaya çıktı.”  

Quds News Network Genel Yayın Yönetmeni, Filistin direnişinin 2014 yılında gerçekleşen savaştan bu yana medyadaki varlığını güçlendirdiğini ve 2021 yılındaki “Kudüs’ün Kılıcı” savaşı sırasında bu varlığın daha da arttığını vurguladı.  

Direnişin askeri platformlarının, sağladıkları bilgilerin güvenilirliği nedeniyle İsrail toplumu içinde giderek artan bir takipçi kitlesi kazanmaya başladığını ifade eden Abu Watfa şunları ekledi:  

“Elde ettikleri bu başarı, Filistin direnişinin askeri operasyonların sürekli olarak belgelenmesine dayanan bir söylemi benimsemesiyle birlikte son savaş sırasında daha da arttı. Böylece yerel ve uluslararası düzeyde Filistin anlatısı güçlendi.”  

Filistin direnişinin savaşa ilişkin yayınladığı görüntülerin, İsrail kamuoyu üzerinde büyük bir etkisi olduğuna vurgu yapan Abu Watfa, bu durumun aynı zamanda İsrail askerleri ve yerleşimciler arasındaki korku ve kafa karışıklığını artırdığını da belirtti.  

Abu Watfa, Yahudi yerleşimcilerin Telegram ve WhatsApp gibi sosyal medya platformları üzerinden ordunun kayıplarıyla ilgili haberleri aktardığını dile getirerek, “Bu paylaşımları İsrail hükümetinin örtbas etmeye çalıştığı bilgileri ortaya çıkardı” diye konuştu.  

Bu durumun, özellikle İsrail hükümetinin ilan ettiği hedeflere ulaşamaması nedeniyle, ülkedeki geniş kesimlerin “savaşın sona erdirilmesi ve siyasi çözümler aranmasını” talep etmesine yol açtığını da vurguladı.  

Direniş medyasının üstünlüğü  

Öte yandan, Uluslararası ilişkiler konusunda araştırmacı olan gazeteci Taha Ouda Oğlu, Filistin direnişinin, Aksa Tufanı Operasyonu ve ardından başlayan savaşın ilk gününden itibaren kendi anlatısını sunmayı başardığını söyledi.  

Ouda Oğlu, Fokus+’a yaptığı açıklamada, “Bu anlatı sadece İsrail işgal devleti içinde değil, aynı zamanda uluslararası düzeyde, özellikle de Batı ülkelerinde büyük ölçüde etkili oldu” diye konuştu.  

Önceki savaşlar sırasında medyada hakim olan anlatının “Filistinliyi cellat, İsrailliyi ise kurban” olarak gösterdiğine dikkat çeken Ouda Oğlu açıklamasını şöyle sürdürdü:  

“Bu söylemler, özellikle İsrail’in işlediği katliamlar ve Filistinlilere karşı yürüttüğü acımasız savaş sonrasında bu klişeyi tersine çevirmeyi başaran Filistin anlatısının başarısı sayesinde değişti.”  

Ouda Oğlu, bugün özellikle medya açısından dikkate değer olan bir diğer şeyin, İsrail ile Filistin direnişi arasındaki savaşın sadece sahada değil, aynı zamanda bir farkındalık ve çok açık bir medya savaşı olduğunu da dile getirdi.  

Filistin direnişinin medya boyutuna büyük önem verdiğini söyleyen gazeteci, bunun İsrailli rehineler konusunu ele alışlarında açıkça görüldüğüne vurgu yaptı. 

Direnişçilerin, Filistin anlatısını ahlaki boyutlarıyla anlatmaya, özellikle de rehinelere yönelik davranışlarını gösterme konusuna önem verdiğini de ekledi. 

Bu faktörün Filistin direnişinin taşıdığı imajın sadece ülke içinde değil uluslararası düzeyde de güçlenmesini sağladığını söyleyen Ouda Oğlu açıklamasına şöyle devam etti: 

“Bu aynı zamanda, Filistin direnişinin İsrailli rehinelere işkence yaptığı ve onları öldürdüğüne dair söylemini yaymaya çalışan Netanyahu hükümetinin gerçek yüzünü ortaya koydu.” 

Ouda Oğlu, bu söylemin aksine, serbest bırakıldıklarında sağlıklı bir şekilde gülümseyen İsrailliler ile işgal hapishanelerinde tıbbi ihmal ve gıda yoksunluğu nedeniyle hastalık ve işkenceye maruz kalan Filistinli mahkumlar arasındaki farkın açık olduğunu da sözlerine ekledi.