Fetih ve Hamas İçin Yol Ayrımı

Gazze savaşı sonrası değişen dengeler, Fetih ve Hamas’ın stratejilerini yeniden tartışmaya açarken Filistin siyasetinde birlik ve meşruiyet arayışı öne çıkıyor.
Fetih ve Hamas İçin Yol Ayrımı

03.09.2026 - 13:59  |  Son Güncellenme:  03.09.2026 - 14:23

Gazze savaşının ardından Filistin meselesi artık yalnızca İsrail’de ve dünyada neyin değiştiğiyle ilgili değil, Filistinli güçlerin 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan dönüşümün gerçek boyutunu kavrayıp kavramadığıyla da ilgili. Filistin meselesi yeni bir evreye girerken Fetih ve Hamas, artık fiilen sona ermiş önceki dönemlerin koşullarında şekillenmiş düşünce kalıpları, araçlar ve siyasi düzenlemelere bağlı kalmayı sürdürüyor.

Gazze’deki soykırım savaşının İsrail’in imajında ve uluslararası konumunda geniş çaplı değişimlere yol açtığı, İsrail’in kendi anlatısı üzerindeki hakimiyetinin zayıfladığı ve politikalarının meşruiyetinin daha geniş kesimler tarafından sorgulandığı görülüyor. Dünya kamuoyunun bazı kesimlerinde eleştiriler yalnızca İsrail hükümetinin politikalarından çıkarak işgal, yerleşimcilik ve devlet yapısına ilişkin tartışmalara uzandı.

Filistin meselesi de üniversitelerde, parlamentolarda, mahkemelerde, insan hakları kuruluşlarında, sendikalarda ve toplumsal hareketlerde yeniden daha görünür hale gelirken Batılı genç kuşakların tutumlarında belirgin değişimler yaşandı.

Buna karşılık Filistinliler insani, maddi ve siyasi açıdan ağır bir bedel ödedi. Gazze Şeridi büyük bir yıkıma uğradı, toplumsal yapı ağır biçimde yıprandı, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolü genişledi, yerleşim, ilhak ve zorla yerinden etme girişimleri hız kazandı. Filistin siyasi sistemi ise bölünmüş, meşruiyeti aşınmış ve uluslararası düzeyde yaşanan ahlaki ve hukuki dönüşümü örgütlü bir siyasi güce dönüştürmekte yetersiz kaldı.

Ortaya çıkan çelişki, Filistin siyasetinin bugünkü çıkmazının merkezinde bulunuyor. İsrail uluslararası meşruiyetinin bir bölümünü kaybederken Filistinliler bu değişimi değerlendirebilecek birleşik bir liderlikten yoksun. Fetih ve Hamas da hem Filistin halkına hem de uluslararası kamuoyuna ikna edici ortak bir siyasi model sunmakta zorlanıyor.

Fetih ve Hamas stratejilerinin çıkmazı

Geçen yıllar, Fetih’in izlediği stratejinin ciddi bir çıkmaza girdiğini ortaya koydu. Bu strateji, işgal altında Filistin yönetimi ve kurumları kurmanın, ardından müzakereler ve uluslararası destek yoluyla kademeli biçimde devlete geçişin mümkün olduğu düşüncesine dayanıyordu.

Ancak geçiş dönemi kalıcı bir duruma dönüştü, müzakereler baskı araçlarından koptu, yerleşimler genişledi ve öngörülen Filistin devletinin alanı daraldı. Filistin Yönetimi ise toprak, sınırlar ve kaynaklar üzerinde gerçek egemenliğe sahip olmadan nüfusu yönetmek, hizmet sunmak ve güvenlik istikrarını sağlamakla yükümlü bir yapıya dönüştü.

Hamas’ın deneyimi ise silahlı direniş ve Gazze’nin tek başına yönetilmesine dayalı stratejinin sınırlarını ortaya koydu. Hareket askerî güç oluşturdu, çatışma denkleminde etkili bir aktör haline geldi ve Filistinlilerin kuşatma altında tutulması ile haklarının göz ardı edilmesi üzerine kurulu İsrail’deki istikrar algısını sarstı.

Ancak söz konusu askerî güç, Gazze’yi koruyabilecek, İsrail’in üstünlüğünü azaltabilecek, geniş çaplı bir savaşı önleyebilecek veya Filistin haklarını destekleyen sürdürülebilir bir uluslararası siyasi zemin oluşturabilecek bir projeye dönüştürülemedi.

Gazze savaşı bu yönüyle iki stratejinin de sınırlarını ortaya çıkardı. Güçten yoksun müzakereler işgalin açık uçlu yönetimine dönüşürken ortak bir ulusal ve siyasi stratejiden yoksun güç de toplumu korumakta ve verilen bedeli kalıcı siyasi kazanımlara dönüştürmekte yetersiz kaldı.

Fetih’in Hamas’ın başarısızlığını kendi tercihlerinin doğruluğuna kanıt olarak göstermesi ya da Hamas’ın Fetih’in başarısızlığı üzerinden kendi stratejisini savunması da çözüm üretmiyor. Bir hareketin başarısızlığı diğerinin izlediği yolun doğru olduğunu göstermiyor.

Gözden geçirme haklardan vazgeçmek değil

Her iki hareketin de kapsamlı bir öz eleştiriye ihtiyacı bulunuyor. Ancak bu, Filistinlilerin ulusal haklarından vazgeçmesi veya İsrail’in işgal ve Gazze savaşındaki sorumluluğunun göz ardı edilmesi anlamına gelmiyor.

Buradaki temel mesele, Filistinli aktörlerin siyasi tercihlerinin halkı koruma, Filistinlilerin topraklarındaki varlığını güçlendirme ve ulusal hedeflere ulaşma kapasiteleri üzerinden değerlendirilmesi.

Fetih açısından temel sorulardan biri, İsrail’in siyasi çözüm ufkunu kapattığı, iki devletli çözümü aşındırdığı ve özerk yönetim kurumlarını sınırlı yetkilere sahip yerel yapılara dönüştürdüğü koşullarda Filistin Yönetiminin işlevinin ne olacağı.

Bunun yanında seçimlerin yapılmaması, özgürlüklerdeki gerileme ve toplum ile siyasi kurumlar arasındaki mesafenin büyümesi de Fetih’in tarihsel meşruiyetinin tek başına yeterli olup olmadığı tartışmasını beraberinde getiriyor.

Hamas açısından ise 7 Ekim operasyonunun siyasi hedefinin ne olduğu, İsrail’in vereceği karşılığın ve uzun süreli savaşın boyutunun ne ölçüde öngörüldüğü, Gazze halkını korumak için nasıl bir plan hazırlandığı ve askerî girişimin siyasi sonuca nasıl dönüştürülmesinin planlandığı soruları öne çıkıyor.

Bu soruların gündeme getirilmesi, Filistinlilerin işgale karşı direnme hakkını ortadan kaldırmıyor. Ancak Filistin meselesinin haklılığı, siyasi liderliği alınan kararların sonuçlarını değerlendirme sorumluluğundan da muaf tutmuyor.

Filistin meşruiyeti yeniden tartışılıyor

İsrail uluslararası bir meşruiyet sorunuyla karşı karşıyayken Filistin siyasi sistemi de içeride bir meşruiyet krizi yaşıyor.

Fetih açısından tarihsel meşruiyet, Hamas açısından ise yalnızca direnişe dayalı meşruiyet artık yeterli görülmüyor. Günümüzde siyasi meşruiyet temsil, seçimler, hesap verebilirlik, şeffaflık, özgürlüklere saygı ve sonuç üretebilme kapasitesiyle doğrudan bağlantılı.

Bu nedenle siyasi reform yalnızca örgütlerin iç meselesi değil, Filistin’in ulusal stratejisinin de bir parçası olarak değerlendiriliyor.

İsrail uzun yıllardır Filistinlilerin bağımsız bir devlet kurmaya hazır olmadığı yönündeki söylemini Filistin içindeki bölünme, yolsuzluk, kurumların zayıflığı ve hukukun üstünlüğüne ilişkin sorunlarla desteklemeye çalışıyor. Filistin siyasi sistemindeki her yeni kriz de bu söyleme yeni malzeme sunuyor.

Bu açıdan seçimlerin yapılması, kurumların şeffaflığının güçlendirilmesi, ifade özgürlüğünün korunması ve yolsuzlukla mücadele yalnızca iç politikayı değil, Filistin’in uluslararası konumunu da ilgilendiriyor.

Fetih’ten ne bekleniyor?

Fetih, Filistin Yönetimi ve Filistin Kurtuluş Örgütündeki (FKÖ) ağırlığı nedeniyle siyasi sistemin yeniden yapılandırılması konusunda önemli bir sorumluluk taşıyor.

Bu süreçte ilk olarak Filistin Yönetiminin işlevinin yeniden tanımlanması gerektiği belirtiliyor. Yönetim başlangıçta bağımsızlığa geçişi sağlayacak geçici bir araç olarak oluşturulmuş olsa da zaman içinde işgal altındaki Filistinlilerin günlük yaşamını yöneten kalıcı bir kurumsal yapıya dönüştü.

İsrail fiilî toprak kontrolünü sürdürürken yönetim ve hizmetlerin mali yükünün Filistinliler ile uluslararası toplum tarafından karşılanması da mevcut yapıya yönelik temel eleştiriler arasında yer alıyor.

Burada önerilen yol Filistin Yönetimini aniden dağıtmak değil. Yönetimin görevlerinin halkın direncini güçlendirmek, toprağı korumak, yerleşimciliğe karşı mücadele etmek ve daha geniş ulusal hedeflere hizmet etmek üzere yeniden düzenlenmesi gerektiği savunuluyor.

İsrail ile ekonomik ve güvenlik ilişkilerinin de işgalin tam kontrolü sürdürürken bu kontrolün mali ve siyasi sonuçlarından kaçınmasını engelleyecek hesaplı bir strateji çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.

FKÖ’nün de etkin Filistinli siyasi güçleri bünyesine dahil edecek ve hem Filistin topraklarında hem diasporada yaşayan Filistinlileri kapsayan bir yapı haline gelecek biçimde yeniden düzenlenmesi öneriliyor.

Fetih’in ayrıca kendi liderliğinin yenilenmesine imkan tanıması, seçimlerin önünü açması ve hareket ile hükümet ve devlet kurumları arasındaki ayrımı güçlendirmesi gerektiği savunuluyor.

Hamas’tan ne bekleniyor?

Hamas açısından öne çıkarılan temel değişim ise Gazze’yi tek başına yöneten bir hareketten çoğulcu Filistin siyasi sisteminin ortaklarından birine dönüşmesi.

Kaynağa göre direniş, yönetim, siyasi parti ve güvenlik aygıtının tek bir örgütsel yapı içinde birleştirilmesi hem Hamas üzerinde hem de Gazze üzerinde ciddi yükler oluşturdu.

Hamas’ın Gazze’nin yönetiminden çekilmesinin gerekli olduğu savunulurken bunun yalnızca sivil idarenin başka bir yapıya devredilmesiyle sınırlı kalmaması gerektiği belirtiliyor. Gazze ve Batı Şeria’nın tek bir Filistin siyasi sistemi altında yeniden birleşmesi ve çift başlı siyasi ya da güvenlik yapısının devam etmemesi gerektiği ifade ediliyor.

Bunun için Hamas’ın reform sonrasında FKÖ’ye katılması, seçimlere ve iktidarın barışçıl şekilde el değiştirmesine bağlı kalması, parti faaliyetleri ile devlet kurumlarının birbirinden ayrılmasını kabul etmesi ve savaş ile barış gibi temel kararların ortak bir ulusal merci tarafından alınmasını benimsemesi gerektiği savunuluyor. 

Kaynak ayrıca direnişin tek bir araçla sınırlandırılmayan daha geniş bir ulusal strateji içinde yeniden tanımlanması gerektiğini belirtiyor. Direnişin başarısının yalnızca karşı tarafa verilen kayıpla değil, toplumu koruma, Filistin meselesinin haklılığını muhafaza etme, uluslararası ittifakları genişletme ve Filistinlileri ulusal hedeflerine yaklaştırma kapasitesiyle ölçülmesi gerektiği savunuluyor.

Bu yaklaşım kapsamında sivillerin çatışmalardan uzak tutulması, siyasi söylemin kontrol edilmesi ve Yahudilik ile Yahudilerin, Siyonizm ve işgalden açık biçimde ayrıştırılması gerektiği ifade ediliyor.

Silah meselesinde ulusal karar önerisi

Hamas’ın silahlarının geleceği, önümüzdeki dönemin en zor başlıklarından biri olarak değerlendiriliyor.

İsrail, silahsızlanmayı çekilme, savaşın kalıcı biçimde sona ermesi ve Gazze’nin yeniden inşasından önce yerine getirilmesi gereken ayrı bir koşula dönüştürmek istiyor. Hamas ise işgalin devam ettiği ve uluslararası güvencelere yönelik güven sorununun sürdüğü koşullarda silahı bir güvence olarak görüyor.

Kaynak, bu çıkmazdan çıkmanın silah meselesini yalnızca Hamas’ın kararı olmaktan çıkarıp ulusal bir Filistin meselesi haline getirmekten geçtiğini savunuyor.

Buna göre savaş ve silah kullanımıyla ilgili karar tek bir örgütün elinde kalmamalı ancak silahsızlanma da işgal devam ederken İsrail’in tek taraflı talebiyle gerçekleştirilmemeli.

Silah konusu, kalıcı ateşkes, İsrail’in çekilmesi, esirlerin serbest bırakılması, sınır kapılarının açılması, uluslararası güvenceler, Gazze’nin yeniden inşası ve Filistin kurumlarının birleştirilmesini içeren kapsamlı bir siyasi anlaşmanın parçası olarak ele alınmalı.

Böyle bir zeminde silahlı güçlerin, seçilmiş siyasi liderliğe bağlı ortak bir ulusal güvenlik yapılanmasına dahil edilmesi öneriliyor. 

Bölünmeyle birlikte yaşamaktan bölünmeyi sona erdirmeye

Fetih ve Hamas arasında yeni bir uzlaşı anlaşması imzalanması veya yeni bir komite kurulması tek başına yeterli görülmüyor.

Geçmiş deneyimler iki hareketin bölünmeyi sona erdirmekten çok bölünmeyle birlikte yaşamaya alıştığını gösteriyor. Her iki tarafın kendi kurumları, kaynakları, siyasi kadroları ve çıkarları bulunurken birlik söylemi kriz dönemlerinde gündeme geliyor ancak iktidarın paylaşılması aşamasında geri plana düşüyor.

Kaynak bu nedenle Gazze, Batı Şeria ve Kudüs’ün birliği, FKÖ’nün reformu, siyasi çoğulculuk, seçimler, iktidarın el değiştirmesi, yargı bağımsızlığı, özgürlüklerin korunması ve iç çatışmanın engellenmesini temel alan yeni bir kurucu anlaşma öneriyor.

Savaş ve barış kararlarının da seçilmiş ulusal kurumlara bağlanması gerektiği belirtiliyor.

Geçiş döneminin ise siyasi gruplar, bağımsız isimler, sivil toplum, kadınlar, gençler ve diasporadan temsilcilerin katıldığı geçici bir ulusal liderlik tarafından yürütülebileceği; ancak bu yapının görev süresinin açık biçimde belirlenmesi ve sürecin seçimlerle tamamlanması gerektiği savunuluyor. 

Küresel desteği siyasi baskıya dönüştürmek

Filistinlilerin bugün sahip olduğu önemli imkanlardan biri, dünya kamuoyunun bazı kesimlerinde Filistin meselesine yönelik artan ilgi ve desteğin genişlemesi.

Ancak toplumsal destek, protestolar ve siyasi açıklamalar tek başına sahadaki dengeleri değiştirmiyor.

Kaynakta, bu desteğin yasal düzenlemeler, yaptırımlar, boykotlar, yatırımların geri çekilmesi, hukuki girişimler ve hükümetler ile kurumların politikalarında değişiklikler yaratabilecek örgütlü bir siyasi güce dönüştürülmesi gerektiği savunuluyor.

Bunun için ihlallerin uluslararası hukuk kurallarına uygun şekilde belgelenmesi, mahkemelerde kullanılabilecek dosyaların hazırlanması ve parlamentolar, sendikalar, üniversiteler, yatırım fonları ve şirketlerle daha sistematik ilişkiler geliştirilmesi öneriliyor.

Aynı zamanda farklı toplum ve kurumlara kendi siyasi ve hukuki öncelikleri üzerinden seslenebilen, çok dilli ve ortak bir Filistin söylemi oluşturulması gerektiği belirtiliyor. 

Gazze’nin yeniden inşası siyasi mücadele alanı

Gazze’nin yeniden inşası da gelecek yıllardaki en önemli siyasi konulardan biri olarak gösteriliyor.

Evlerin, hastanelerin ve okulların yeniden yapılması acil bir insani ihtiyaç olsa da yeniden inşa sürecinin Gazze’nin siyasi geleceğini şekillendirmek amacıyla kullanılabileceği uyarısı yapılıyor.

Gazze’nin Batı Şeria’dan ayrılması, uzun süreli uluslararası yönetime bağlanması veya yeniden inşa finansmanının Filistinlilerin siyasi haklarını sınırlayan koşullara bağlanması ihtimalleri bu kapsamda tartışılıyor.

Bu nedenle Fetih ve Hamas’ın yeniden inşa konusunda ortak bir yaklaşım geliştirmesi, sürecin Filistinliler tarafından profesyonel ve şeffaf biçimde yönetilmesini sağlaması, Gazze ile Batı Şeria’nın birliğini koruması ve Gazze halkının yeniden inşa önceliklerinin belirlenmesine katılmasına imkan tanıması gerektiği belirtiliyor.

Gazze’nin yalnızca insani yardım meselesine indirgenmemesi gerektiği vurgulanırken işgal ve abluka sona ermeden gerçekleştirilecek bir yeniden inşa sürecinin gelecekte yeniden yıkımla karşı karşıya kalabileceği değerlendirmesi yapılıyor. 

Değişim için fırsat sınırsız değil

Kaynağa göre İsrail’in uluslararası imajı ve meşruiyeti konusunda artan sorunlar, Filistinlilerin siyasi hedeflerine kendiliğinden ulaşacağı anlamına gelmiyor.

İsrail askerî üstünlüğünü, ABD ile güçlü ittifakını, geniş uluslararası ilişkilerini ve kurumsal kapasitesini koruyor. Bu nedenle İsrail’in uluslararası imajındaki gerilemenin doğrudan siyasi sonuç yaratacağı varsayımının yanlış olacağı belirtiliyor.

Fetih ve Hamas’ın eski rekabetlerini sürdürmesi halinde mevcut uluslararası desteğin zaman içinde etkisini kaybedebileceği, buna karşılık Filistin siyasi sisteminin yeniden yapılandırılması, karar mekanizmalarının birleştirilmesi ve liderliğin hesap verebilir hale getirilmesinin mevcut dönüşümü daha kalıcı bir siyasi avantaja çevirebileceği savunuluyor.

Fetih’in mevcut Filistin Yönetimi yapısını koruyarak ulusal projeyi güvence altına alabileceği düşüncesini, Hamas’ın ise yalnızca askerî güç ve direnme kapasitesiyle siyasi zafer elde edilebileceği yaklaşımını gözden geçirmesi gerektiği belirtiliyor.

Kaynak, Filistin halkının egemenliği bulunmayan bir yönetim ile ortak bir ulusal stratejiden yoksun direniş arasında seçim yapmak zorunda olmadığını savunuyor.

Gazze sonrasında dünya kamuoyunun İsrail ve Filistin meselesine yaklaşımının değiştiğine işaret edilirken Filistin siyasi sistemi değişmediği sürece bu uluslararası dönüşümün Filistinlilerin onu siyasi sonuca dönüştürme kapasitesini aşabileceği değerlendirmesi yapılıyor.

Bu nedenle geleceğin öncelikle Filistin iç siyasetinde belirleneceği, birlik, yenilenen meşruiyet, ortak karar mekanizması ve güçlü bir siyasi liderlik oluşturulamadığı takdirde bölünmenin devam edeceği belirtiliyor.

Fetih veya Hamas’tan birinin siyasi olarak zayıflamasının diğerinin zaferi anlamına gelmeyeceği vurgulanan değerlendirmede, iki hareketin ya birlikte yeni bir siyasi yol oluşturacağı ya da mevcut bölünmenin sonuçlarını birlikte yaşayacağı ve bunun bedelini yeniden Filistin halkının ödeyeceği ifade ediliyor.

 

Kaynak: AlarabyAljadeed