Etiyopya'daki Tırmanış ve Kahire'nin Hesapları

Addis Ababa'daki federal yönetim ile Tigray güçleri arasındaki şiddetli çatışmalar Etiyopya'yı yeni bir iç savaş eşiğine sürüklerken, Addis Ababa'nın krizin faturasını Mısır ve Sudan'a kesmesi tansiyonu tırmandırdı. Kahire bu suçlamaları "iç başarısızlıkları örtbas etme çabası" olarak reddetse de, Mısır kamuoyunda Etiyopya'nın zayıflamasının Hedasi Barajı krizinde bir fırsat yaratıp yaratmayacağı tartışılıyor.
Etiyopya'daki Tırmanış ve Kahire'nin Hesapları

29.09.2026 - 10:11  |  Son Güncellenme:  29.09.2026 - 10:11

Mısır, Etiyopya'nın iç meselelerindeki hızlı gelişmeleri yakından takip ediyor. Addis Ababa'daki federal hükümet ile Tigray güçleri arasındaki çatışmanın tırmanması, ülkenin 2022'de imzalanan Pretoria Barış Anlaşması'ndan bu yana yaşadığı en tehlikeli gerilim dalgalarından birine dönüşmüş durumda.

Mevcut tırmanış, Etiyopya çatışmasının yeniden açık çatışma noktasına geri dönme korkularını gündeme getiriyor. Bu durum, yaklaşık 600 bin kişinin hayatını kaybettiği ve son on yıllarda Afrika Boynuzu'nda görülen en kanlı çatışmalardan biri olan iki yıllık savaşı sona erdiren barış anlaşmasının getirdiği düzenlemeleri baltalama tehdidi taşıyor.

Son dönemde sahada dikkat çekici gelişmeler yaşandı. Tigray güçleri, bir dizi stratejik bölgede ilerleme kaydettiklerini duyururken, komşu Amhara ve Afar bölgelerinde de çatışmalar tırmandı. Bu durum, gerilimin bölge sınırlarının ötesine yayıldığını ve Etiyopya'nın iç tablosunu daha da karmaşıklaştırdığını gösteriyor.

Kahire, Etiyopya'da yaşananları bölgesel hesaplarından bağımsız iç bir mesele olarak görmüyor. Zira bu gelişmeler, iki ülke arasında son yıllarda Hedasi Barajı dosyası ve doldurma-işletme kuralları konusundaki anlaşmazlıklarla, ayrıca Kızıldeniz'e ilişkin Etiyopya hareketleri ve Addis Ababa'nın denizcilik rolünü genişletme çabalarına dair görüş ayrılıklarıyla şekillenen son derece hassas bir ilişki bağlamında yaşanıyor. Kahire bu dosyaları, bölgesel güvenlik dengelerini ve kendi stratejik çıkarlarını doğrudan ilgilendiren meseleler olarak değerlendiriyor.

Bu noktadan hareketle, Etiyopya'daki tırmanış Kahire'de hem Hedasi Barajı hem de Mısır'ın su güvenliğinin geleceği ve Afrika Boynuzu'ndaki istikrar açısından muhtemel yansımalarına dair geniş çaplı soruları gündeme getiriyor. Peki Kahire, mevcut Etiyopya tırmanışını nasıl okuyor? Bu durumun Mısır-Etiyopya ilişkilerinin geleceği ve Hedasi Barajı dosyası açısından doğurabileceği senaryolar neler?

Etiyopya'da neler oluyor?

Mevcut tırmanış dalgası, eylül ayının ortasında yedi silahlı ve muhalif Etiyopya grubunun, Addis Ababa'daki Abiy Ahmed hükümetini devirmek ve ülkenin siyasi tablosunu yeniden çizmek amacıyla Tigray güçleriyle saflarını birleştirdiğini duyurmasıyla başladı. Bu yeni ittifak açıklaması, açık bir mesaj taşıyordu: bu güçlerin bakış açısına göre 2022'de imzalanan Pretoria Barış Anlaşması artık federal hükümetle ilişkiyi yönetebilecek veya mevcut krizin köklerini ele alabilecek bir çerçeve olmaktan çıkmıştı.

Buna karşılık Addis Ababa hükümeti, Tigray bölgesindeki savaşı sona erdiren siyasi ve hukuki referans noktası olarak Pretoria Anlaşması'na bağlı kaldığını vurguluyor ve barış sürecinin hâlâ yürürlükte olduğunu ileri sürüyor. Başbakan Abiy Ahmed, geçtiğimiz temmuz ayında parlamento önünde yaptığı konuşmada anlaşmanın savaşı sona erdiren bir dönüm noktası olduğunu belirtmiş, bölgede geçici bir yönetim kurulduğuna ve 60 binden fazla eski savaşçıya yönelik silahsızlandırma, rehabilitasyon ve topluma yeniden kazandırma programlarının uygulandığına dikkat çekmişti. Ancak aynı zamanda Tigray içindeki bazı tarafları, çatışmanın yeniden alevlenmesine yol açabilecek "günlük provokasyonları" sürdürmekle suçlamış ve dış aktörlerin istikrarsızlığı körükleme rolüne karşı uyarıda bulunmuştu.

Mevcut çatışma turunun önemi, beraberinde getirdiği sahadaki gelişmelerin niteliğinden kaynaklanıyor. Tigray güçleri ve müttefik silahlı güçler, kayda değer bir ilerleme sağlayarak lojistik açıdan önemli konum ve noktaların kontrolünü ele geçirmeyi başardı. Bu durum, önümüzdeki dönemde çatışmanın seyrine dair çok sayıda ihtimali yeniden gündeme getirdi.

Mevcut tablo hem çatışmaya dahil olan güçlerin genişliği hem de federal hükümetin karşı karşıya olduğu meydan okumanın niteliği bakımından önceki tırmanış turlarından farklı görünüyor. Dolayısıyla Addis Ababa hükümetinin bu tırmanışı kontrol altına alıp yeniden istikrar sağlayabilme kapasitesine mi sahip olduğu, yoksa Etiyopya'nın birinci Tigray savaşının ardından yaşanan çatışma ortamına geri dönebileceği yeni bir siyasi ve güvenlik belirsizliği dönemine mi girdiği soruları açık kalmaya devam ediyor.

Kahire bu gerginliğin tırmanmasına nasıl bakıyor?

Kahire, Etiyopya'daki bu tırmanışı ayrık bir iç mesele olarak görmüyor; bunu doğrudan Mısır çıkarlarını ilgilendiren bir dizi dosyayla bağlantılı bir gelişme olarak değerlendiriyor. Bunların başında Hedasi Barajı dosyası ve Mısır'ın su güvenliği geliyor. Bunlara ek olarak, Etiyopya'nın Kızıldeniz bölgesindeki varlığını güçlendirme ve bir deniz çıkışı elde etme yönündeki hareketlerine ilişkin kaygılar da bulunuyor.

Bu bakış açısından hareketle Kahire, Etiyopya'daki gelişmeleri iki temel eksende okuyor: siyasi ve güvenlik ekseni. Siyasi düzeyde Mısır, içeride tırmanan gerilimlerin Abiy Ahmed hükümeti üzerinde ek baskılar oluşturabileceğini değerlendiriyor. Hükümet, iç krizlerini yönetmek ve siyasi dengelerini korumakla meşgul olacak; bu da onun Hedasi Barajı dosyası dahil dış meselelerde tek taraflı tutumlar benimseme kapasitesini etkileyebilir veya artan iç sorunlar karşısında önceliklerini yeniden gözden geçirmesine yol açabilir.

Güvenlik ve stratejik düzeyde ise Mısır'ın kaygıları, Etiyopya içindeki geniş çaplı bir kargaşanın baraj dosyasıyla ilgili müzakerelere olası yansımaları üzerine yoğunlaşıyor. İstikrarsızlığın sürmesi ya da Etiyopya devletinin bütünlüğünün zayıflaması, istikrarlı kararlar alabilecek bir muhatabın bulunmasını zorlaştırabilir veya daha sert bir siyasi ve güvenlik ortamının doğmasına yol açabilir; bu da Nil suyunun yönetimine dair anlayış sağlanmasını güçleştirir.

Bu çift yönlü yaklaşımdan hareketle Kahire, Etiyopya'daki gelişmeleri yüksek düzeyde bir tedbir ve dikkatle takip ediyor. Zira mevcut krizin seyrinin Etiyopya sınırlarını aşan yansımalar taşıyabileceğinin ve Mısır açısından hayati önem taşıyan bölgesel dosyaları etkileyebileceğinin farkında. Önümüzdeki dönemin niteliği ise Etiyopyalı tarafların bu tırmanışı kontrol altına alıp alamayacağına ya da önceki gerilim turlarından farklı, daha karmaşık bir aşamaya geçip geçmeyeceğine bağlı olacak.

Etiyopya'nın Mısır'a yönelik suçlamaları

"Kime faydası var?" ilkesi çerçevesinde Etiyopya Genelkurmay Başkanı Berhanu Jula, federal hükümet ile silahlı gruplar arasındaki son tırmanışı dış aktörlerle bağlantılı olarak yorumlamaya çalıştı ve Mısır ile Sudan'ı Tigray cephesini ve hükümet karşıtı silahlı grupları desteklemekle suçladı.

Jula ayrıca, kendi ifadesine göre Eritre'nin, dış güçler ile Etiyopya içindeki bu gruplar arasında bağlantı rolü oynadığını ileri sürdü ve Tigray cephesi ile Eritre'nin, Sudan, Mısır ve diğer taraflardan dış destek almadan tek başlarına federal hükümete meydan okuma kapasitesine sahip olmadığını öne sürdü.

Bu suçlamalara ilişkin resmi bir Mısır tutumu açıklanmamış olsa da, çeşitli Mısır değerlendirmeleri, Etiyopya'daki iç gerilimlerin sorumluluğunu dış aktörlere yüklemenin, çatışmayı kökenlerine odaklanmak yerine dışsal bir açıdan yeniden yorumlama girişimini yansıttığını belirtiyor.

Bu bağlamda Mısırlı stratejik ve askeri uzman Semir Ragıp, Mısır'ın adının Tigray Kurtuluş Cephesi ile yaşanan iç silahlı çatışmaya karıştırılmasının, kanıtlanmamış ihtimallere dayanan bir varsayımdan öteye geçmediğini savunuyor. Ragıp'a göre bu, Addis Ababa'nın iç krizlerini bölgesel aktörlere taşıma ve esasen Etiyopya devletinin siyasi ve güvenlik yapısıyla bağlantılı çatışmaların sorumluluğunu onlara yükleme amacı taşıyor.

Ragıp, bu suçlamaların yanlış varsayımlara dayandığını açıklayarak şunları belirtti: "Eğer Kahire, başka dosyalarda baskı uygulamak amacıyla Etiyopya'nın iç meselelerine müdahale etmeyi hedefleseydi, 2020'de patlak veren ve Tigray'daki çatışmanın doruk noktasına ulaştığı, Hedasi Barajı inşaatının önemli aşamalarının henüz tamamlanmadığı savaş sırasında harekete geçerdi."

Ragıp, Etiyopya'daki mevcut çatışmanın esasen köklü iç sorunlarla bağlantılı olduğunu ekledi ve bunun, federal sistemin niteliği ile merkezi hükümet ve bölgeler arasındaki ilişkiyi yeniden şekillendirme çabalarına dair anlaşmazlıklar bağlamında, iktidar, servet ve devlet yönetim biçimi üzerine bir çatışmayı temsil ettiğini vurguladı.

Böylece dış rollere ilişkin tartışma, Etiyopya krizini yorumlamaya çalışan rakip anlatıların bir parçası olmayı sürdürüyor. Federal hükümet, silahlı grupların hareketlerini besleyen dış bir desteğin varlığını öne sürerken, başka değerlendirmeler krizin köklerinin esasen yönetim sorunlarına, Etiyopya devletinin yapısına ve merkez-bölge gerilim tarihine dayandığını savunuyor.

Mısır sokaklarındaki bölünme

Resmi tutumun ötesinde, Mısır sokağındaki tartışma, Abiy Ahmed hükümetinin zayıflamasının Mısır çıkarlarına yönelik etkilerinin değerlendirilmesi konusunda birbirinden farklı iki temel yaklaşım arasında bölünmüş durumda.

Birinci yaklaşım, Etiyopya hükümeti üzerindeki baskıların artmasının, hükümetin Hedasi Barajı dosyasındaki manevra kabiliyetini azaltacak bir fırsat sunabileceğini savunuyor. Bu görüşe göre hükümetin iç krizleriyle meşgul olması, dış politikalarını gözden geçirmesine yol açabilir veya Kahire ile ihtilaflı dosyalarda, özellikle su dosyasında, farklı ve daha açık bir yaklaşım benimseyebilecek yeni siyasi akımların iktidara gelmesinin önünü açabilir.

Buna karşılık başka bir yaklaşım, Etiyopya'daki istikrarsızlığı Mısır açısından mutlaka olumlu bir gelişme olarak görmenin risklerine dikkat çekiyor. Bu görüşe göre Abiy Ahmed hükümetinin düşmesi veya ülkenin uzun süreli bir kargaşa dönemine girmesi, daha karmaşık yeni zorluklar yaratabilir.

Kaos, istikrarlı kararlar alabilecek net bir müzakere muhatabının bulunmaması, daha sert güçlerin yükselişi, Hedasi Barajı dosyasının yönetimi ve işletilmesinin daha da zorlaşması anlamına gelebilir. Ayrıca su dosyasının, Etiyopya'nın iç siyasi tablosunda bir siyasi ve milliyetçi seferberlik aracı olarak kullanılması ihtimali de söz konusu.

Bu görüşü savunanlar, siyasi anlaşmazlıklar olsa bile istikrarlı bir Etiyopya devletinin, çöküş veya parçalanma durumundan -ki bu durum daha geniş güvenlik sonuçları doğurabilir- daha yönetilebilir olduğunu savunuyor. Devlet kurumlarının zayıflaması ve iç çatışmaların tırmanması, etkisini yalnızca Etiyopya içiyle sınırlı tutmayabilir; Kahire için giderek artan stratejik ve lojistik önem taşıyan Afrika Boynuzu bölgesinin tamamına yayılabilir.

Böylece Mısır'daki tartışma, karmaşık bir denklem etrafında dönüyor: Addis Ababa'nın iç krizleriyle meşgul olmasından doğabilecek baskı fırsatları ile krizle başa çıkmayı daha da zorlaştırabilecek kaos riskleri arasındaki denge. Zira istikrarlı bir devletle yaşanan siyasi husumeti yönetmek, stratejik açıdan önemli bir bölgede geniş çaplı bir güvenlik ve siyasi boşlukla başa çıkmaktan daha kolay olabilir.

Kaynak: UltraSawt