Eski Bir Birliktelik: Humeynî-Hafız Esed İttifakı
20.12.2024 - 16:10 | Son Güncellenme: 25.08.2025 - 14:46
Ayetullah Ruhullah Humeynî ve Hafız Esed, 20. yüzyılın ikinci yarısında Orta Doğu siyasetinde derin izler bırakan iki liderdi. Humeynî, İran İslam Devrimi’nin lideri olarak İslam dünyasında teokratik bir yönetim anlayışını temsil ederken; Hafız Esed, Suriye’de laik ve otoriter bir rejim kurmuştu. İdeolojik farklılıklarına rağmen, bu iki lider, ortak çıkarları doğrultusunda güçlü bir ittifak geliştirmişlerdi. Ancak bu ilişki, zaman zaman mezhepsel ve siyasi gerilimler barındırmış; özellikle Hama Katliamı gibi olaylarda farklı boyutlar kazanmıştı.
Humeynî’nin Esed rejimi ile ittifakı
Humeynî, 1979 yılında İran İslam Devrimi’ni gerçekleştirdikten sonra, bölgedeki Şii nüfusun desteğini kazanmayı ve Amerika karşıtı bir cephe oluşturmayı hedeflemişti. Bu çerçevede, Suriye gibi stratejik öneme sahip bir ülkenin lideri olan Hafız Esed ile kurduğu ilişki, İran’ın bölgedeki etkisini artırmasında kilit bir rol oynamıştı. Humeynî, birçok konuşmasında Esed rejimini bölgedeki "anti-Siyonist" duruşu nedeniyle övmüş ve Suriye’yi İsrail’e karşı mücadelede önemli bir müttefik olarak nitelendirmişti.
Humeynî’nin söylemlerinde, İsrail karşıtı direnişin önemine sıkça vurgu yapılmıştı. Bu doğrultuda, İran ve Suriye, Lübnan’da Hizbullah’ın kurulmasında birlikte hareket etmişti. Humeynî, bu işbirliğini "İslam dünyasının düşmanlarına karşı bir birlik" olarak tanımlamış ve Esed rejiminin bu sürece verdiği desteği takdir ettiğini belirtmişti.

Hama Katliamı ve Humeynî’nin tavrı
1982 yılında Suriye’nin Hama kentinde gerçekleşen ve binlerce insanın ölümüne yol açan Hama Katliamı, Hafız Esed’in rejimini koruma adına ne kadar ileri gidebileceğini gösteren bir dönüm noktası olmuştu. Müslüman Kardeşler tarafından başlatılan silahlı bir ayaklanmaya karşı, Esed rejimi olağanüstü sert bir şekilde yanıt vermiş ve şehirde büyük bir katliam gerçekleştirmişti.
Bu olay, Humeynî ile Hafız Esed arasındaki ilişkilerde önemli bir test olmuştu. İslam dünyasında, özellikle Sünni topluluklar arasında büyük bir infial yaratan Hama Katliamı, İran-Suriye ittifakını zedeleme potansiyeline sahipti. Ancak Humeynî, bu süreçte Esed rejimini eleştirmekten kaçınmış ve sessiz bir destek vermişti.
Gözden Kaçmasın
Humeynî, birçok konuşmasında Müslümanların birliğini vurgulamış ve mezhep ayrılıklarının İslam dünyasını zayıflattığını ifade etmişti. Hama Katliamı’na ilişkin doğrudan bir eleştiride bulunmayan Humeynî, bu tavrıyla, İran-Suriye ittifakını korumayı Sünni-Şii geriliminden daha öncelikli görmüştü. Bu durum, Humeynî’nin stratejik hedefleri doğrultusunda pragmatik bir tutum sergilediğini göstermişti.
Ortak düşman: İsrail
Humeynî ve Esed arasındaki ilişkinin temelinde, İsrail’e karşı ortak bir düşman algısı yatıyordu. Humeynî, İsrail’i "İslam dünyasının kalbine saplanmış bir hançer" olarak tanımlarken; Esed rejimi, Golan Tepeleri’nin İsrail tarafından işgal edilmesi nedeniyle bu ülkeyi düşman olarak görüyordu. Bu bağlamda, Humeynî, Esed’in İsrail karşıtı duruşunu defalarca övmüş ve Suriye’nin "direniş cephesinin ön saflarında yer aldığını" ifade etmişti.
Humeynî, İsrail’e karşı verilen mücadelede Esed rejiminin kritik bir rol oynadığını savunmuştu. Lübnan’daki Hizbullah hareketinin kurulması ve desteklenmesinde İran-Suriye işbirliği, bu ortak düşman algısının somut bir yansıması olmuştu. Humeynî, bu süreci "İslam ümmetinin ortak düşmanlarına karşı verilen kutsal bir mücadele" olarak nitelendirmişti.
Mezhep faktörü ve stratejik işbirliği
Humeynî’nin Esed rejimine yönelik yaklaşımında mezhep faktörü de önemli bir rol oynamıştı. İran İslam Cumhuriyeti, Şii bir teokratik sisteme dayanıyordu; Esed ise Nusayri bir azınlık gruba mensuptu. Nusayriler, Şii İslam’ın bir kolu olarak kabul ediliyordu ve bu durum, iki lider arasında mezhepsel bir yakınlık oluşturmuştu. Ancak Humeynî’nin söylemleri, bu ilişkinin mezhepsel boyutundan çok, stratejik bir işbirliğine dayandığını göstermişti.

Humeynî, birçok kez İslam dünyasındaki mezhep farklılıklarının bir kenara bırakılması gerektiğini vurgulamış ve Müslümanların birliğini savunmuştu. Esed rejimi ile kurulan ittifak da, bu birliğin somut bir örneği olarak sunulmuştu. Humeynî, Suriye ile işbirliğini "mezhepler üstü bir dayanışma" olarak tanımlamış ve Esed rejimini desteklemeyi İslam dünyasının genel çıkarları doğrultusunda bir zorunluluk olarak görmüştü.
İran-Irak Savaşı ve Suriye’nin desteği
Humeynî ve Esed arasındaki ilişkiler, İran-Irak Savaşı sırasında daha da güçlenmişti. Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak, hem İran’ın hem de Suriye’nin ortak düşmanıydı. Humeynî, Esed rejiminin bu dönemde İran’a verdiği desteği defalarca övmüş ve Suriye’yi "İslam düşmanlarına karşı sadık bir müttefik" olarak nitelendirmişti.
Savaş sırasında Suriye, İran’a lojistik destek sağlamış ve Irak’a karşı ambargo uygulanmasına katkıda bulunmuştu. Humeynî, bu süreçte Esed’in oynadığı rolü takdir etmiş ve Suriye’nin İran için "stratejik bir dayanak" olduğunu ifade etmişti. Bu işbirliği, iki lider arasındaki ilişkinin en güçlü dönemlerinden birini oluşturmuştu.
Humeynî’nin sessizliği ve eleştiriler
Hama Katliamı sırasında Humeynî’nin sessizliği, birçok çevrede eleştirilere neden olmuştu. Özellikle Sünni dünyada, Humeynî’nin bu katliama tepki göstermemesi, İran İslam Cumhuriyeti’nin mezhepçi bir politika izlediği yönünde yorumlanmıştı. Ancak Humeynî, bu eleştirilere doğrudan yanıt vermemiş ve Suriye ile ittifakı sürdürmeyi tercih etmişti.
Bu durum, Humeynî’nin stratejik hedeflerine ne kadar bağlı olduğunu göstermişti. Hama Katliamı gibi olaylarda Esed rejimini eleştirmemesi, İran-Suriye ittifakını zedelememek adına alınmış bir karar olarak yorumlanmıştı. Humeynî, bu süreçte İslam dünyasının genel çıkarlarını ön planda tutmuş ve Suriye ile ilişkilerin bozulmasına izin vermemişti.
Humeynî ve Hafız Esed arasındaki ilişkiler, Orta Doğu’nun siyasi ve stratejik dengelerinde önemli bir rol oynamıştı. İki lider, farklı ideolojik zeminlerde durmalarına rağmen, ortak düşmanlara karşı stratejik bir ittifak geliştirmişti. Humeynî’nin söylemleri, bu ittifakı meşrulaştıran ve güçlendiren bir unsur olmuştu.
Hama Katliamı gibi olaylarda Humeynî’nin sessizliği, bu ilişkinin kırılgan noktalarını ortaya koymuş olsa da, iki lider arasındaki ittifak genel olarak güçlü bir şekilde devam etmişti. Humeynî, Esed rejimini desteklemeyi, İran’ın bölgesel çıkarları ve İslam dünyasının genel hedefleri doğrultusunda bir zorunluluk olarak görmüştü. Bu ilişki, Orta Doğu’da uzun yıllar etkisini sürdüren ve bugüne kadar yansımaları devam eden bir işbirliği modeli olarak tarihe geçmişti.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.