Esed Şam'da Düştü; Peki Ağı Lübnan'da Kaldı mı?

Velid Canbolat’ın eski Esed rejiminin üst düzey güvenlik isimlerinin Lübnan’da bulunduğuna yönelik açıklamaları, uzun süredir geri planda kalan kritik bir dosyayı yeniden gündeme taşıdı. Tartışma, bu isimlerin varlığının Lübnan’ın ulusal güvenliği, iç barışı ve Şam’la ilişkileri açısından nasıl bir risk oluşturduğu sorusuna odaklanıyor.
esed-sam-da-dustu-peki-agi-lubnan-da-kaldi-mi.jpg

17.08.2026 - 12:05  |  Son Güncellenme:  17.08.2026 - 12:26

Velid Canbolat'ın, Beşşar Esed rejiminin üst düzey subaylarının Lübnan'da bulunduğuna dair son açıklamaları, aylardır sessiz sedasız işleyen bir dosyayı yeniden gün yüzüne çıkardı. Canbolat, Ali Mamuk ve Bessam el-Hasan gibi isimleri açıkça zikrederek eski rejim adamlarının yarı resmi koruma altında olduğunu ileri sürdüğünde, mesele artık rejimin çöküşünün ardından güvenli bir sığınak arayan birkaç kaçak subayın hikâyesi olmaktan çıkıyor. Asıl soru şu: Lübnan, kasıtlı bir tercihle ya da sıradan bir ihmalin sonucu olarak, onlarca yıl Suriye'yi yöneten ve Lübnan'ın bizzat ağır bedelini ödediği güvenlik-mali sistemin kalıntılarının toplandığı bir alana mı dönüşüyor?

Bu mesele salt bir Suriye iç sorunu değil; kesinlikle Şam'daki yeni yönetimle eski hasımları arasındaki bir hesaplaşmadan da ibaret değil. Lübnan açısından bakıldığında, konu doğrudan ulusal güvenliği ilgilendiriyor.

Ali Mamuk

Ali Mamuk isminin tek başına meselenin ne denli hassas olduğunu anlamaya yettiğini söylemek abartı olmaz. Mamuk, çökmüş bir devletin sıradan bir üst düzey bürokratı değildi; Suriye güvenlik sisteminin temel mimarlarından biriydi. Ulusal Güvenlik Bürosu'nun başkanlığını yürüttü, Lübnan'ı yakından tanıdı, orada ilişkileri ve dosyaları vardı. Adı, Michel Samaha davasında ve Suriye'den Lübnan'a patlayıcı transferinde geçti; 2013'te Trablus'taki Takva ve Selam camilerinin bombalanmasına ilişkin soruşturmalarda da ismine yer verildi. Dolayısıyla Lübnan, Mamuk'un kendi topraklarında bulunma ihtimalini sıradan bir ülkeden kaçmış eski bir subay meselesi gibi ele alamaz.

Mamuk gibi isimlerin asıl sorunu şu: Hizmet ettikleri rejim çöktüğünde sıradan bireylere dönüşmüyorlar. Makamlar ortadan kalkabilir, ama ilişkiler aynı hızla silinmiyor. Onlarca yılını istihbarat aygıtında geçirmiş biri ülkesini terk ederken yalnızca bir bavul taşımıyor; bir aygıtın hafızasını, isimleri, ilişkileri, sırları, sınırlar ve siyasi ortamlar hakkındaki bilgiyi ve güvendiği insanlardan oluşan bir ağı da beraberinde götürüyor. Eski Suriye rejimi söz konusu olduğunda, bu ağlar Lübnan'a derinden uzanıyordu.

Bu nedenle söz konusu kişilerin nerede ikamet ettiğini bilmek meselenin yalnızca en basit boyutunu oluşturuyor. Asıl önemli olan, birbirleriyle iletişimi sürdürüp sürdürmedikleri, kim tarafından finanse edilip korunduklarını, Suriye içindeki bağlantılarını koruyup korumadıklarını ve rejimin fiilî yapısını oluşturan subaylar, iş insanları ile aracılar arasındaki eski bağlardan ne kadarının hâlâ ayakta olduğunu anlamak.

Göz ardı edilemeyecek bir başka düğüm noktası da Hizbullah. Suriye savaşı yılları boyunca Hizbullah ile rejim aygıtları arasındaki ilişki, uzaktan yürütülen siyasi bir ilişki değildi; sahada, güvenlik operasyonlarında ve ortak harekâtlarda kurulan bir ilişkiydi. Hava İstihbaratı, Dördüncü Tümen ve diğer birimlerden subaylar yıllarca Hizbullah ile omuz omuza çalıştı; aralarında kişisel bağlar, çıkar ortaklıkları ve karşılıklı güven oluştu.

hizbullah lideri naim kasım

Esed'ın düşüşü bu ilişkinin resmî çerçevesini ortadan kaldırdı; ancak on yılı aşkın sürede şekilleneni birkaç ayda silmek mümkün değil. Bu yüzden eski rejim subaylarının korunmasına ilişkin haberler son derece hassas bir boyut kazanıyor; özellikle Naim Kasım'ın Hizbullah'ın Suriye devletiyle diyaloğa hazır olduğunu açıklamasının ardından. Hizbullah ile Şam arasındaki diyalog başlı başına bir sorun değil, hatta eninde sonunda zorunlu bile olabilir. Sorun, eski rejim adamlarının bu diyaloğun araçlarından birine dönüşmesi hâlinde başlıyor.

Şam tarafından aranan bir subayın Lübnan'ın elindeki bir pazarlık kozu hâline gelmesine, onun korunmasının ya da yerinin bilinmesinin karşılığında bir şeyler elde etmek için kullanılmasına izin verilemez. Çünkü bu, Lübnan-Suriye ilişkilerinin eski yönetim biçimine doğrudan geri dönüş anlamına gelir: Aygıtların aygıtlarla müzakere ettiği, partilerin devleti aşan dosyaları yönettiği, arananların pazarlık kozu hâline geldiği ve resmî kurumların kenarda beklediği o eski düzene.

Mesele yalnızca subaylarla sınırlı değil. Bu ölçekteki her güvenlik rejiminin arkasında bir malî yapı bulunur: iş insanları, şirketler, aracılar, gayrimenkuller, paralar, iktidar ve aygıtların koruması altında kurulan ortaklıklar. Rejim çöktüğünde bu paralar onunla birlikte buharlaşmadı; sahipleri çıkış yolları ve ulaşılması güç varlıklara dönüştürebilecekleri güvenli limanlar aradı. Bu nedenle eski rejimin ekonomik çevresinde yer almış kişilerle bağlantılı her türlü olağandışı malî ya da gayrimenkul hareketi titizlikle incelenmeli. Zira malî desteği olmayan bir güvenlik ağı zayıflar; ağ ve ilişkilerden yoksun para ise her zaman kendini koruyacak bir yapı arar. İkisi aynı yerde bir arada görünmeye başladığında devletin soru sorması bir görev hâline gelir.

Tüm bu Suriye hesaplarından daha tehlikeli olan başka bir mesele daha var: Lübnan'ın iç barışı. Lübnanlılar Suriye rejimi dönemini unutmadı. Trablus, Takva ve Selam camisi saldırılarını unutmadı. Gözaltındaki ve kayıp yakınlarının aileleri dosyalarını kapatmadı. O döneme adları karışmış kişilerin, özellikle de Lübnanlı bir tarafın koruması altındaysa, varlığı tek bir anda siyasi ve mezhepsel yaraları yeniden açabilir; pek çoklarının geride kaldığını sandığı yaraları.

Bu kişilerden birinin suikaste ya da kaçırılmaya kurban gitmesi ya da intikam girişimiyle karşılaşması, Suriye dosyasını bir anda Lübnan'ın iç meselesine dönüştürür. O noktada soru artık "kim falancayı koruyor" değil, "kim Lübnan'ı hiçbir çıkarının bulunmadığı yeni bir çatışmadan koruyor" olur.

Eski Suriye devletinde görev yapmış herkesi kovalamak ne gerekli ne de doğru. Yeni Şam yönetiminin hasım saydığı birini salt bu gerekçeyle teslim etmek de kabul edilemez. İstenen şey daha yalın ama daha ciddi bir şey: Lübnan devletinin bu dosyanın sahibi olması. Kendi topraklarında kimin ikamet ettiğini, kimin yasal oturma iznine sahip olduğunu, kimin hakkında yakalama kararı bulunduğunu, kimi Suriye ya da uluslararası yargının aradığını, kimin kimi koruduğunu bilmesi ve Lübnan'dan Suriye'ye yönelik her türlü güvenlik faaliyetini ya da örgütlenmeyi engellemesi.

Canbolat'ın söyledikleri siyasi tartışmanın sınırlarında kalmamalı. Zira onun dile getirdiği soru, belki de bu açıklıkla söylemeden, Ali Mamuk'un çok ötesine geçiyor: Lübnan devleti, Esed sisteminden kendi topraklarında ne kadarının kaldığını gerçekten biliyor mu? Bilmiyorsa bu başlı başına bir sorun. Bilip de harekete geçmiyorsa sorun çok daha büyük.
Kaynakça : Syria TV