Çin, ABD'nin Boşluğunu Doldurmaya Mı Hazırlanıyor?

Trump’ın BM’ye yönelik sert eleştirileri ve ABD’nin bazı uluslararası kurumlardan çekilmesi, küresel yönetişimde boşluk tartışmalarını öne çıkardı. Çin kaynakları Pekin’in inisiyatifler ve barışı koruma misyonlarıyla etkinliğini artırdığını, bazı uzmanlar ise bu rolün kapsamı konusunda temkinli değerlendirmeler yapıldığını bildiriyor.
Fokus+
Çin, ABD'nin Boşluğunu Doldurmaya Mı Hazırlanıyor

15.10.2025 - 15:44  |  Son Güncellenme:  02.11.2025 - 13:21

ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül’de Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada uluslararası örgüte sert eleştiriler yöneltti.

BM’yi, göçmenleri destekleyerek Batı ülkelerine ve sınırlarına yönelik saldırıları finanse etmekle suçladı. 

Trump, ABD’nin bitmek bilmeyen yedi savaşı sona erdirme çabasında, BM’den kayda değer bir destek almadığını savundu. 

Örgütü işlevsiz olmakla suçlayan Trump, üye ülkelere “BM’nin amacı ne?” sorusunu yöneltti; BM’nin yalnızca sert ifadelerle dolu mektuplar yazdığını ve boş sözler sarf ettiğini öne sürdü.

Trump’ın bu çıkışı, ABD’nin küresel yönetişimdeki geleneksel rolünden uzaklaştığı yönündeki eleştirileri yeniden gündeme getirdi. 

Çin hükümetine bağlı düşünce kuruluşları, Washington’un kurucusu ve ana finansörü olduğu BM sistemine sırt çevirdiğini, bunun da 80 yıl önce kurulduğundan bu yana en yoğun baskılarla karşı karşıya kalan örgütü ciddi bir liderlik krizine sürüklediğini belirtiyor.

Çin, ABD'nin boşluğunu dolduruyor

Çin Devlet Güvenlik Bakanlığı’na bağlı Çin Bağımsız Uluslararası Araştırmalar Merkezi, BM gibi çok taraflı yapıların küresel ilişkilerde giderek daha fazla dışlandığını, bu kurumların istismar edildiğini ve içeriklerinin boşaltıldığını kaydetti. 

Bu bağlamda, Fudan Üniversitesi’nden Zhang Hong, ABD’nin stratejik önceliklerinde yaşanan değişimin, Washington’un uluslararası örgütlerle ilişkilerini azaltacağına işaret etti. 

Al Araby Al Jadeed gazetesine konuşan akademisyen, Washington'ın BM'deki geleneksel liderlik rolünden geri adım attığını ve Çin de dahil olmak üzere ülkelerin bu boşluğu doldurmak için yarıştığını söyledi. 

Trump’ın yeniden başkanlık koltuğuna oturmasının ardından UNESCO, BM İnsan Hakları Konseyi, Dünya Sağlık Örgütü ve Paris İklim Anlaşması’ndan yeniden çekilen Washington, BM’ye olan ödemelerini de durdurdu. 2026 bütçesinde ise BM ödemeleri neredeyse tamamen donduruldu.

Çin siyasi nüfuz ya da statü peşinde mi?

Jiangxi Politika Araştırmaları Enstitüsü'nden araştırmacı Lin Wei ise, Al Araby Al Jadeed gazetesinin, "Çin gerçekten ABD'nin boşluğunu doldurmaya mı çalışıyor ve bunu yapmasına olanak sağlayan araçlar neler?" sorusuna yanıt verdi.

Lin Wei, ülkesinin küresel yönetişimde siyasi nüfuz ya da statü aramadığını söyleyerek, "Pekin küresel yönetişim konusunda net bir vizyona sahip ve tek taraflı hegemonyadan uzak bir ülke. Çin halkların çıkarlarına hizmet edecek şekilde uluslararası düzeni yeniden şekillendirdi" dedi.

Çinli araştırmacı, bunun Çin'in uluslararası platformlar ve forumlar aracılığıyla sunduğu, Küresel Kalkınma Girişimi ve güvenlik, medeniyet ve yönetişim ile ilgili çeşitli girişimlerde de yansıtıldığını dile getirdi.

Bu girişimlerin, eşitlik, ortaklık ve karşılıklı çıkarlar ilkelerine dayalı olarak tüm ülkelerin beklentilerini karşılamak için uluslararası sistem ve kurumların reformu ve yeniden şekillendirilmesine odaklandığını vurguladı.

Lin, Çin’in bu alandaki yükselişinin, ABD'nin küresel güç olarak konumunu tamamen ortadan kaldırmak anlamına gelmediğini de vurguladı.

Ancak ABD hegemonyasının neden olduğu tıkanıklıkların ve BM'nin otoritesini zayıflatan tek taraflı müdahalelerin, mevcut krizlere çözüm üretmede başarısız olduğunu gösterdiğini savundu.

Çin’in ortaya koyduğu bu vizyon, diğer ülkelere, karar alma yetkisinin tek bir gücün tekelinde olmadığı, iş birliğine dayalı yeni bir düzen kurma çağrısı anlamına geldiğinin altını çizdi.

Çin’in bu rolü oynayabilecek kapasitesi olduğunu belirten Lin Wei, Pekin’in dünyanın en büyük ikinci ekonomik gücü olduğunu ve aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri arasında en büyük barış gücü sağlayıcısı konumunda bulunduğunu ifade etti.

Samimi işbirliği gerekli

Ancak mesele bundan çok daha basit. Değişim rüzgarları toplara, füzelere ve nükleer bombalara değil, bilgeliğe ve uluslararası sistemi yeniden şekillendirmek için samimi bir iş birliği ve eylem çağrısına ihtiyaç duyuyor.

Çin, BM barışı koruma operasyonlarına 1990 yılında resmen katıldı. Ancak ilk kapsamlı denizaşırı konuşlanmasını 2007 yılında, Batı Sudan’ın Darfur bölgesine 380 asker göndererek gerçekleştirdi. 

Afrikada Çin etkinliği gösteren resim

O tarihten bu yana yaklaşık 30 operasyona katılan Çin, özellikle Afrika ve Doğu Asya’da aktif görev aldı. Şimdiye kadar dünya genelinde 20’den fazla ülke ve bölgeye 50 binden fazla asker gönderdi.

Bu askeri angajman, bazı çevrelerce Çin’in Küresel Güney’de nüfuzunu artırma stratejisinin bir parçası olarak yorumlanıyor. 

Diğer bir görüşe göre ise Çin, kalkınma projelerine eşlik eden bu askeri katılımlarla daha insani ve yapıcı bir imaj oluşturma çabasında.

Pekin ise barışı koruma operasyonlarını ulusal bir sorumluluk ve ulvi bir hedef olarak tanımlıyor.

Tayvan’daki Asya Üniversitesi’nden araştırmacı Guo Fang, Çin’in son BM Genel Kurulu’nda yaptığı Küresel Güney ülkelerinin BM’deki temsilini artırma çağrısının, Pekin’in küresel yönetişim stratejisinin bir yansıması olduğunu vurguladı.

Fang’a göre Çin, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında işbirliği yürüttüğü ülkeleri BMGK ve diğer kurumlara entegre ederek, bu ülkelerin oylarını kendi çıkarlarını destekleyecek şekilde kullanmak istiyor.

ABD'nin Paris İklim Anlaşması gibi küresel mutabakatlardan çekilmesiyle bu eğilimin daha da güçlendiğini belirten Fang, Pekin’in “yönetişim” ve “sistem reformu” gibi kavramlarla yeni bir müttefik halkası oluşturmayı ve kendisini alternatif bir küresel güç olarak konumlandırmayı hedeflediğini belirtti.

ABD'nin dikteleri

Çin-ABD ilişkileri uzmanı Liu Wang ise değişime yönelik ilk adımın, BM Güvenlik Konseyi'ndeki veto yetkisinin kaldırılması olacağını belirtti.

Wang’a göre ABD, bu yetkiyi özellikle son iki yılda, Gazze’deki İsrail saldırılarına yönelik uluslararası tepkileri engellemek için defalarca kullandı. Bu durum, BM’yi büyük krizlerle başa çıkmada etkisiz bir yapıya dönüştürdü.

Wang, bu yetkinin BM'nin büyük krizlerle başa çıkma konusundaki yetersizliğini ve ABD'nin talimatlarına ne kadar bağımlı olduğunu gösterdiğini de ekledi.

Çin'in, BM Daimi Temsilcisi Fu Cong aracılığıyla bu konuyu kınadığını belirten Wang, ABD’nin veto yetkisini kötüye kullanmamış olması halinde BM'nin Gazze krizine çok daha farklı bir yanıt verebileceğini söyledi. 

ABD’nin İsrail’e verdiği mutlak desteğin, BMGK kararlarını ve uluslararası hukuku açık biçimde ihlal eder hale getirdiğini savundu.

Hong Kong merkezli Tseung Kwan Araştırma ve Çalışma Enstitüsü'nden Profesör Lee Yang da, Çin'in, ABD'nin veto hakkını kötüye kullanmasını kınamasını şaşkınlıkla karşıladığını söyleyerek şunları ekledi:

"Suriye krizinde müttefiki Rusya'nın lehine bu hakkı defalarca kullanan Çin, başkalarına veto hakkını ne şekilde kullanacakları konusunda nasıl ders verebilir?" 

Lee, ayrıca Çin’in ABD’nin küresel liderlik boşluğunu doldurmaya hazır olmasına da kuşkuyla yaklaştı.

Finansman ve dengeli politika yönetimi açısından karşı karşıya olduğu önemli sorumluluklar göz önüne alındığında, Pekin'in bu rolü üstlenmeye hazır olmadığını dile getirerek, "Bu, başlı başına herhangi bir ülke için önemli bir yük" dedi.

Li Yang, Washington'ın bu rolü kendisi için "en büyük tehdit" olarak sınıflandırılan rakip bir ülkeye devretme olasılığını da dışladı. 

ABD'nin rolünün azalmasına ve Trump'ın BM'ye yönelik sürekli tehditlerine rağmen, örgüt içindeki ABD varlığının uluslararası operasyonları ve politikaları düzenleyebilecek önemli bir güç olmaya devam ettiğine dikkat çekti.

ABD'nin etkinliğinden yoksun kalınması durumunda ise, özellikle bölgesel ve uluslararası krizlere karşı dünyanın savunmasız kalabileceğini sözlerine ekledi.

 

Kaynak: Al Araby Al Jadeed