Cezayir'in Güvenlik Doktrini Değişiyor mu?
22.09.2026 - 10:02 | Son Güncellenme: 22.09.2026 - 10:02
Sahel ve Batı Afrika bölgesi, artan güvenlik tehditleri ve bölgedeki güç dengelerinin değişmesiyle birlikte güvenlik ve jeostratejik haritanın yeniden şekillendiği yeni bir döneme giriyor. Bu dönüşümlerin ortasında Cezayir, on yıllardır arabuluculuk ve müdahalesizlik ilkesi üzerine inşa ettiği geleneksel yaklaşımını gözden geçirmek zorunda kalmış görünüyor.
2026 yılının Eylül ayında, Cezayir'in Afrika Sahel bölgesine yönelik dış politikasında dikkat çekici bir dönüşümün işaretleri belirdi. Ülke, geleneksel arabulucu rolünden, güvenlik ve bölgesel meselelerde daha doğrudan bir varlığa doğru kademeli olarak kaymaya başladı. Bu değişimin arkasında ulusal güvenlik gereklilikleri, ekonomik çıkarlar ve güney sınırlarına ilişkin kaygılar yatıyor.
Tarihsel olarak Cezayir, silahlı kuvvetlerini ülke sınırları dışında konuşlandırmama ilkesine dayanan savunmacı bir askerî doktrin benimsemişti. Bu, devletlerin iç işlerine karışmama ve egemenliklerine saygı gösterme ilkesini vurgulayan bir dış politikayla paralel yürüyordu. Bu yaklaşım, Cezayir'in bölge krizlerine dair tutumunun en belirgin sabitlerinden biri olagelmişti.
Ancak mevcut tablo, Cezayir'in özellikle Mali ve Nijer'de olmak üzere Afrika çevresinde daha fazla angaje olduğunu yansıtıyor. Son dönemde bu ülkelerde atılan adımlar açık siyasi ve güvenlik boyutları taşıyor.
Mali'de Cezayir Başbakanı Sifi Ğarib'in Bamako'yu ziyaret ederek Askerî Geçiş Konseyi Başkanı Assimi Goita ile görüşmesi, ilişkilerdeki yumuşamanın bir yansıması oldu. Bu yumuşama, Mali Başbakanı Abdoulaye Maïga'nın Ağustos 2026'da Cezayir'i ziyaret etmesiyle de somutlaşmıştı.
Nijer'de ise Cezayir'in hareketliliği daha belirgin şekilde ortaya çıktı. Başarısız bir darbe girişiminin ardından Cezayir askerî uçakları başkent Niamey'e gönderildi.
Sahel ve Batı Afrika'daki dönüşümlerin hızlanmasıyla birlikte, Cezayir'in ulusal güvenlik anlayışını yeniden tanımlayıp tanımlamadığı, bunu doğrudan sınırlarının savunulmasının ötesine geçirip bölgesel çevresindeki tehdit kaynaklarıyla ilgilenmeye doğru genişletip genişletmediği sorusu gündeme geliyor.
Bu bağlamda Cezayir Parlamentosu Savunma Komitesi üyesi Miloud Ould es-Sıddîk, Cezayir'in güvenlik doktrininde kökten bir değişim yaşanmadığını, ancak bölgesel ortamda meydana gelen dönüşümlere yanıt veren bir gelişim aşamasından geçildiğini söyledi.
Yaptığı açıklamada bu doktrinin, siyasi çözümlere askerî seçeneklerden önce öncelik vermek ve Mali, Nijer ve Çad'da yaşananlar gibi darbeleri ve şiddet yoluyla gerçekleştirilen değişimleri reddetmek gibi temel sabitler üzerine kurulu olduğunu belirtti.
Cezayir'in komşu ülkelerin istikrarını ve güvenliğini koruma ilkesine bağlı kaldığını, ancak bu ülkelerin kendi güvenlik kapasitelerini inşa etme sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini, Cezayir'in ise bu çabaları destekleme rolü oynadığını ekledi. Ona göre Cezayir açısından güvenlik kavramı artık sadece sınırların korunmasıyla sınırlı değil; sınır ötesindeki tehditlerle ilgilenen önleyici bir nitelik kazandı, çünkü bu tehditlerin Cezayir'in ulusal güvenliği üzerinde doğrudan yansımaları bulunuyor.
Libya'dan Moritanya'ya uzanan ve 3.700 kilometreyi aşan uzun sınırları nedeniyle Cezayir'in, başta terör örgütleri olmak üzere karmaşık zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirtti. Bu durum, ülkeyi kriz yönetimi araçlarını geliştirmeye zorluyor. Bu da diplomatik çalışmalardan müzakere ve arabuluculuğa, oradan da eğitim ve kapasite inşasına geçişi kapsıyor; tıpkı Nijer ve Mali örneklerinde yaşandığı gibi.
Ould es-Sıddîk sözlerini, bu gelişimin Cezayir'in ulusal güvenliğini kuşatmaya çalışan dış güçlerin varlığının farkında olduğunu yansıttığını vurgulayarak tamamladı. Bu durum, Cezayir'i kriz yönetiminde ve istikrar inşasında temel bir bölgesel aktör olarak rolünü güçlendirmeye itiyor.
Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü Tevfik Bukâde ise yaşananların Cezayir'in güvenlik doktrininde bir değişimden ziyade, Sahel bölgesindeki ani dönüşümlere yönelik geçici bir uyum süreci olduğunu söyledi. Cezayir'in, güvenlik doktrininin coğrafi kapsamını genişletmek ve artan tehdit ve risklere karşı öngörücü düşünmeye başvurmak zorunda kaldığını belirtti.
Güvenlik doktrininde köklü bir değişimden söz etmenin "doğru olmadığını" ekleyen Bukâde, bunun mevcut dönemin gerekliliklerine yanıt veren bir uyum süreci olduğunu, özellikle Sahel ülkelerinin kırılgan istikrardan yapısal istikrar arayışına geçtiği siyasi dönüşümler göz önüne alındığında bunun daha da anlaşılır hâle geldiğini vurguladı. Cezayir'in bu dönüşümlerle, bazı diğer güçlerin yaptığı gibi askerî müdahale yoluyla değil, ortaklık ve iş birliği yoluyla baş ettiğini belirtti.
Bölgedeki terörün artık yerel veya tekil bir olgu olmaktan çıkıp sınır ve kıta ötesine geçtiğini, buna ek olarak bölgede eski sömürgeci güçlerin tekelinde olmayan yeni aktörler doğuran jeopolitik dönüşümlerin yaşandığını söyledi. Bu durum Cezayir'i, güvenlik çıkarlarını korumak için bu gelişmelerle etkileşime girmeye zorluyor.
Mali, Nijer ve Burkina Faso gibi ülkelerde istikrarı sağlayabilecek güçlü bir ulus devletin bulunmayışının ve silahlı grupların ile örgütlü suçun yayılmasının, Cezayir'in güvenliğini doğrudan tehdit eden unsurlar olduğunu belirtti. Bu nedenle Cezayir iki eksende çalışıyor: karşı koyma araçlarının geliştirilmesi ve bölgesel iş birliği yoluyla güvenlik ekseni, altyapı ve enerji alanlarında ortaklıklar ve projeler inşa etmek ile Sahel ülkelerinde kalkınmayı destekleme yoluyla ekonomik eksen.
Bukâde sözlerini, Cezayir'in Birleşmiş Milletler'i ve bölgesel-uluslararası aktörleri, ulusal güvenliğinin korunmasını ve savunmacı doktrininin sürekliliğini garanti edecek şekilde istikrara giden temel bir yol olarak kalkınmayı güçlendirmeye çağırdığını vurgulayarak tamamladı.
Eski Planlama ve Öngörü Bakanı Beşir Mustafa ise bölgedeki güvenlik verilerinin son on üç yılda kayda değer bir değişim geçirdiğini, Sahel bölgesinde güvenliğin sağlandığını ve Cezayir'in Sahel'in kuzeyindeki ülkelerle sınırlarında terör olgusunun büyük ölçüde gerilediğini açıkladı.
Sınır güvenliği neredeyse kesinleştikten sonra Cezayir'in ilgisinin nispeten ekonomik güvenliğe yöneldiğini belirterek, Cezayir-Nijer yakınlaşmasına ve Mali ile de yeni bir yakınlaşmaya işaret etti. Cezayir-Mali ilişkisinin tarihsel olarak terör örgütlerinin faaliyetleri nedeniyle çatışmayla bağlantılı olduğunu, ancak bugün giderek artan bir anlayışa sahne olduğunu ekledi.
Cezayir'in artık Mali ve Nijer sahnesine ekonomik iş birliği açısından baktığını belirterek, kalkınma ile güvenliğin sıkı sıkıya birbirine bağlı olduğunu vurguladı: "Güvenlik olmadan kalkınma olmaz, kalkınma olmadan da güvenlik olmaz."
Bu iç içe geçmiş ilişkinin, Cezayir'i özellikle Moritanya, Mali, Nijer, Çad ve Burkina Faso gibi Sahel ülkeleriyle bölgesel çevresinde ekonomik bir yaklaşım benimsemeye zorladığını vurguladı.
Mustafa sözlerini, Cezayir ile bu ülkeler arasında ortak bir yatırım ortamının bulunmasının, ekonomik yaklaşım yoluyla ileri bir güvenlik çözümü aşamasına yol açabileceğini, bunun da bölgesel istikrarı güçlendirip Cezayir'in ulusal güvenliğine hizmet edeceğini belirterek tamamladı.
Kaynak: Al Araby TV