‘Büyük Şeytan’ Amerika ve İran Pragmatizmi
27.12.2024 - 16:19 | Son Güncellenme: 26.08.2025 - 09:19
İran İslam Devrimi’nin ardından İran’ın İslam dünyasında, Amerika’nın askerî, siyasi ve kültürel faaliyetlerine çıkarları doğrultusunda göz yumması, bu ülkenin bölgesel stratejilerini anlamak için önemli bir konu olmuştu.
Devrimin başlangıcında "Büyük Şeytan" olarak adlandırılan Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı düşmanca bir söylem geliştiren İran, zaman zaman pragmatik bir tutum benimsemiş ve çıkarlarına hizmet eden durumlarda Amerikan faaliyetlerine doğrudan karşı çıkmaktan kaçınmıştı.
İran’ın Amerika ile pragmatik ilişkisi: Irak-İran Savaşı
İran’ın İslam Devrimi sonrasında Amerika’ya karşı takındığı tavır, Irak-İran Savaşı’nda belirgin hale gelmişti. 1980-1988 yılları arasında süren bu savaş sırasında, Amerika resmî olarak Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak’ı desteklemişti. Buna rağmen, İran, ihtiyaç duyduğu silahları ve teçhizatı temin etmek için Amerika ile dolaylı temaslara girmişti. Bu bağlamda en dikkat çekici örnek, 1985 yılında ortaya çıkan "İran-Kontra Skandalı" olmuştu. Bu olayda, Amerika, İran’a silah satışı yapmış ve elde edilen geliri Nikaragua’daki Kontra gerillalarını desteklemek için kullanmıştı.
Gözden Kaçmasın
İran, savaş sırasında bu silah alımlarını çıkarları doğrultusunda değerlendirmiş ve Amerika’nın bölgedeki faaliyetlerine dolaylı yoldan göz yummuştu. Amerika’ya yönelik resmî söylemlerinde sert bir duruş sergileyen İran liderliği, bu tür gizli anlaşmalarla pragmatizmini göstermişti. Bu durum, İran’ın ideolojik retoriği ile çıkar odaklı politikaları arasındaki çelişkiyi net bir şekilde ortaya koymuştu.

Afganistan’da Amerikan müdahalesine sessiz kalmaları
11 Eylül 2001 saldırılarının ardından Amerika’nın Afganistan’a müdahale etmesi, İran için stratejik bir fırsat oluşturmuştu. Taliban rejiminin devrilmesi, İran’ın doğu sınırında tehdit oluşturan bir yönetimin sona ermesi anlamına gelmiş ve bu nedenle İran, Amerika’nın Afganistan’daki askerî varlığına büyük bir tepki göstermemişti.
Hatta İran, Taliban’ın devrilmesi sürecinde Amerika ile örtülü bir işbirliği yapmış ve Afganistan’daki geçiş hükümetinin oluşturulmasında önemli bir rol oynamıştı. Bonn Konferansı sırasında İran, Afgan muhalefetiyle Amerika arasında arabuluculuk yapmış ve geçici yönetimin kurulmasını desteklemişti. Bu tutum, İran’ın ideolojik olarak Amerika karşıtı söylemine rağmen, bölgesel çıkarlarını öncelediğini göstermişti.
Irak işgalinde çıkar odaklı sessizlik
2003 yılında Amerika’nın Irak’ı işgal etmesi, İran için bir başka stratejik fırsat sunmuştu. Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesi, İran’ın bölgede etkinliğini artırması için büyük bir fırsat meydana getirmişti. İran, bu dönemde Amerika’nın Irak’taki askerî varlığına güçlü bir şekilde karşı çıkmamış ve hatta bu işgalden doğrudan fayda sağlamıştı.
İran, Şii gruplar üzerindeki etkisini artırarak, Amerika’nın işgal sonrasında Irak’ta oluşturduğu siyasi yapıya nüfuz etmeyi başarmıştı. Özellikle Irak’taki Şii milislerin ve siyasî partilerin desteklenmesi, İran’ın Amerika’nın varlığını dolaylı olarak kabullenmesiyle mümkün olmuştu. Bu durum, İran’ın çıkarları doğrultusunda Amerika’nın faaliyetlerine göz yummasının bir diğer örneği olmuştu.
Lübnan ve Hizbullah üzerinden dengeli yaklaşım
İran’ın Lübnan’daki Hizbullah üzerinden yürüttüğü politikalar, Amerika ile dolaylı bir denge stratejisi geliştirdiğini göstermişti. İran, Hizbullah aracılığıyla İsrail’e karşı direnişi desteklemiş ancak Amerika’nın Lübnan’daki dolaylı müdahalelerine doğrudan karşı çıkmamıştı. Bu tutum, İran’ın Lübnan’da daha geniş bir nüfuz alanı oluşturmak için Amerika’nın bölgede yarattığı siyasi boşlukları değerlendirmesine olanak sağlamıştı.
Özellikle 2006 Lübnan Savaşı sırasında, İran, Hizbullah’ı silahlandırarak desteklemiş ancak Amerika’nın İsrail’e verdiği desteği doğrudan hedef almaktan kaçınmıştı. Bu, İran’ın çıkarları doğrultusunda dolaylı bir politika izlediğini ve bölgede kendi nüfuzunu artırmak için pragmatik bir yaklaşım sergilediğini ortaya koymuştu.

Suriye iç savaşı ve Amerikan müdahalesine tavır
2011 yılında başlayan Suriye İç Savaşı, İran’ın bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri olan Beşşar Esed rejimini tehdit etmişti. Bu dönemde Amerika, Suriyeli muhalif gruplara destek vererek Esed rejimine karşı bir pozisyon almıştı. Ancak İran, Esed rejimini desteklerken Amerika’nın doğrudan müdahalelerine karşı sınırlı bir tepki göstermişti.
Özellikle Deaş’a karşı Amerika liderliğinde başlatılan uluslararası koalisyonun operasyonlarına İran açıkça karşı çıkmamış ve hatta kendi milis gruplarını bu operasyonlara paralel bir şekilde kullanmıştı.
Yemen’de dolaylı rekabet
Yemen’deki iç savaş, İran ile Amerika’nın dolaylı bir rekabet sahası hâline gelmişti. İran, Husilere destek sağlayarak Suudi Arabistan’a karşı bir denge unsuru oluşturmuş; Amerika ise Suudi Arabistan’ın liderliğindeki koalisyonu desteklemişti. Ancak İran, Yemen’deki Amerikan destekli operasyonlara doğrudan karşı çıkmaktan kaçınmış ve bu durumu Suudi Arabistan’ı zayıflatmak için bir fırsat olarak görmüştü.
Bu yaklaşım, İran’ın doğrudan çatışma yerine dolaylı müdahaleleri tercih ettiğini ve Amerika’nın bölgedeki faaliyetlerini kendi çıkarları doğrultusunda değerlendirdiğini bir kez daha ortaya koymuştu.
İran’ın kültürel politikaları ve Amerika’nın etkisi
İran, kültürel alanda da Amerika ile mücadele ederken pragmatik bir yol izlemiştir. Devrim sonrası dönemde Amerikan kültürüne karşı sert bir söylem geliştiren İran, buna rağmen Hollywood filmleri ve Batı kaynaklı popüler kültürün ülkedeki etkisine tam anlamıyla engel olamamıştı. Bu durum, İran’ın ideolojik duruşuyla kültürel alandaki gerçeklikler arasındaki çelişkiyi göstermişti.
Özellikle genç nüfus arasında Amerikan popüler kültürünün etkili olması, İran’ın bu alandaki kontrolünü zayıflatmış ve zaman zaman bu etkiye sessiz kalmasına neden olmuştu. İran, bir yandan İslam devrimi ideolojisini yaymaya çalışırken, diğer yandan bu tür kültürel etkilere karşı etkili bir çözüm geliştirememişti.
Netice olarak İran İslam Devrimi’nden sonra Amerika’ya karşı sert bir ideolojik duruş sergileyen İran, çıkarları doğrultusunda bu tavrını zaman zaman değiştirmişti. Irak-İran Savaşı’ndaki İran-Kontra Skandalı’ndan Afganistan’daki örtülü işbirliğine, Irak işgalindeki pragmatik tutumdan Suriye ve Yemen’deki dolaylı rekabetine kadar birçok örnek, İran’ın çıkar odaklı yaklaşımını gözler önüne sermişti.
İran, ideolojik söylemi ile pragmatik politikaları arasında dengede durmaya çalışmış ve bu süreçte Amerika’nın faaliyetlerine göz yummaktan çekinmemişti. Bu durum, İran’ın bölgesel nüfuzunu artırma hedefiyle örtüşmekte ve onun uluslararası politikalardaki esnekliğini göstermekteydi. İran’ın bu tutumu, İslam dünyasında Amerika ile ilişkilerde nasıl bir denge kurulabileceğine dair önemli bir örnek sunmuştu.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.