Bunlar Bizim Suriye’nin İsrail’le Yaptığı Müzakerelere İlişkin Kaygılarımızdır

Suriye’deki yeni hükümetin İsrail’e yönelmesi ve Süveyda olaylarının ardından İsrail ile müzakerelerin hızlanmasının yanı sıra Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin İsrail Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer ile Paris’te görüşmesi Suriye’deki birçok çevrede endişe yarattı.
Fokus+
Bunlar Bizim Suriye’nin İsrail’le Müzakerelerine İlişkin Kaygılarımızdır

31.08.2025 - 11:43  |  Son Güncellenme:  03.09.2025 - 10:13

Öte yandan, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki ay New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 80. oturumu sırasında bir görüşme gerçekleşebileceğine dair haberler de dolaşıyor.

Bu görüşme, iki taraf arasında bir güvenlik anlaşmasının imzalanması sırasında veya öncesinde gerçekleşebilir ve bu, Suriye’nin İbrahim Anlaşmaları’na katılımında ilk adım teşkil edebilir.

Konuyla ilgili sızıntıların, “İsrail ile normalleşmeyi” içeren kısmını inkar etme eğilimindeyiz.

Ancak İsrail’in, ülkenin güneyindeki egemenliği kelimenin tam anlamıyla Suriye’nin elinden alacak bir anlaşmaya dair haberler çıkarken, Suriye de müzakere edilen güvenlik anlaşmasının niteliği konusunda şeffaf değil.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack’ın New York toplantılarından önce anlaşmayı sonuçlandırma hevesi de, söz konusu planın “ilerletildiği” yönündeki korkularımızı güçlendiriyor.

Şam yönetiminin güç ve meşruiyet sorunları

Esed rejiminin devrilmesinden sonra Suriye topraklarında yoğunlaşan İsrail saldırılarını durdurmayı amaçlayan güvenlik düzeyindeki temaslar ve Şam’daki yeni hükümetin, İsrail’in işlerine müdahalesini etkisiz hale getirme arzusu anlaşılabilir.

Oysa mevcut durum da tam tersi yaşanıyor, İsrail tamamen Suriye’nin iç krizinde taraf ve ortak olarak kendini dayatmayı başardı.

Öyle ki, sanki İsrail Suriye’nin güneyinin koruyucusu olmuş gibi, Süveyda’daki ateşkes anlaşması bile ABD arabuluculuğuyla Suriye ve İsrail arasında sağlandı.

Dahası, Şam yönetiminin girişim ve vaatlerinin, İsrail’i kendisini tanımaya, güvenmeye ve dolayısıyla zayıflatma çabalarına son vermeye ikna etmede henüz başarılı olmadığı ortaya çıktı.

Şam’ı ziyaret eden ABD heyetlerinin aktardığına göre, bu Şara’nın “Suriye ve İsrail ortak bir düşmanla karşı karşıya” (!) ifadesini de içeriyor.

Diğer taraftan, Şara yönetimi, iç sorunlarla başa çıkma ve iktidarı güçlendirme konusunda, özellikle İsrail ile yapılacak dış mutabakatlar dışında bir yol olmadığına inanıyor.

İsrail’in güneydeki dayatmaları ve kritik meseleler

Bu durum, Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilecek “başarılar” listesine Suriye’yi de eklemek isteyen Trump, Şam’ı Suriye’deki çıkarlarını güvence altına almak için İsrail ile bir mutabakat sağlamaya teşvik eden Türkiye ve İsrail ile çatışmayı kalıcı olarak sonlandırmak isteyen bazı Körfez hükümetlerinin Suriye’ye verdiği tavsiyelerle kesişiyor.

Bu durum, İsrail’in niyetlerinin tamamen yanlış yorumlanmasıdır. Suriye’nin çıkarlarına hizmet etmediği gibi, Şara yönetimi için de olumsuz sonuçlar doğuruyor ve Esed rejiminin devrilmesiyle kazandığı meşruiyetin tam kalbine darbe vuruyor.

Netanyahu hükümeti, Heyetu Tahriru’ş Şam’ın (HTŞ) ülke işlerini organize edememesini ve yönetimine yönelik derinleşen bölünmeleri ve ülkenin güneyinde dayatmaya çalıştığı yeni gerçekliğin tanınmasını sağlamaya çalışıyor.

İsrail’in 1967’de işgal ettiği Golan Tepelerinin haritası

Söz konusu gerçeklikler, İsrail’in 1967’de işgal ettiği Golan Tepeleri’ndeki egemenliğinin bir noktada tanınması koşuluyla 1974 tarihli Kuvvetlerin Çekilmesi Anlaşması’na geri dönülmesini, Hermon Dağı ve yakın zamanda işgal ettiği tampon bölgenin bazı kısımlarını ‘bir süreliğine’ elinde tutmasını Şam’ın kabul etmesini içeriyor.

Aynı zamanda Şam’ın, Suriye’nin güneyinin silahsızlandırılmış bir bölgeye dönüştürülmesini (Suriye devletinin egemenliğini tamamen elinden alarak, şu anda Süveyda’da olduğu gibi, ona bağlı yerel milislerin kurulmasının önünü açması) kabulünü de kapsıyor.

Ayrıca Suriye ordusunun füzelere, hava savunma sistemlerine ve İsrail’in Suriye üzerindeki mutlak kontrolüne meydan okuyabilecek her şeye sahip olmasını yasaklamasını da içeriyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski yönetimiyle karşılaştırıldığında, Suriye hükümeti ister güvenlikle ilgili ister başka bir nedenle olsun, Suriye topraklarının herhangi bir karışını devretmek veya buna yol açacak bir anlaşmayı imzalamak için yeterli temsiliyete veya gerekli meşruiyete sahip değil.

Buna rağmen Zelenski, Trump’ın Donbas’ı Rusya’ya devretme yönündeki tüm baskılarını reddediyor ve büyük güç oyununda başkanlığının bedelini ödeyebileceğini biliyor.

Bu bağlamda, Suriye geçiş hükümeti, seçilmemiş olmasının yanı sıra, ulusal mutabakat olmadan kritik meselelerle de ilgilenmemelidir.

Önemli ulusal meselelerin “kalıpların dışında düşünerek” ele alınmasını kolaylaştırmak, Suriye’nin parçalanmış toplumsal ve ulusal dokusundaki çatlakları daha da derinleştirir.

Bu durum, yeni hükümetin temsil ettiğini iddia ettiği “Sünnilerin” önemli bir kısmının, önceliğin iktidardaki çoğunluğu korumak olduğu bahanesiyle, “tiranlığın bedelinin Suriye toprakları ve egemenliğinin feda edilmesi” olduğunu kabul etmeyeceğidir.

Peki tarih bu konuda ne yazacak? Bu davranış, 1967’de iktidarı elinde tutmak için Golan Tepeleri’ni feda eden Baas rejiminin davranışından nasıl farklılaşıyor?

Eğer böyle bir şey olursa, yüksek sesle şunu haykıracağız: Bu rejim bizi temsil etmiyor ve bunu bizim adımıza yapmayacak.