Avrupa ile İsrail Arasındaki Ortaklık Sarsılıyor mu?

Avrupa Birliği (AB) içinde İsrail ile ortaklık anlaşmasının askıya alınmasına yönelik baskı artarken, Lüksemburg’daki son toplantıda karar için gerekli çoğunluk sağlanamadı. Avrupa’da büyüyen boykot ve yaptırım çağrıları, taraflar arasındaki siyasi ve ticari ortaklığın geleceğini tartışmaya açtı.
Avrupa ile İsrail Arasındaki Ortaklık Sarsılıyor mu

26.04.2026 - 12:00  |  Son Güncellenme:  27.04.2026 - 08:42

Avrupa Birliği (AB), üye ülkelerin baskısına rağmen, Lüksemburg’da yapılan son toplantıda, İsrail ile ortaklık anlaşmasının iptali ya da askıya alınmasını, ticari, yatırım ve gümrük ayrıcalıklarından mahrum bırakılmasını öngören kararı geçiremedi. 

Taraflar arasındaki artan gerilimler ve gergin ilişkiler göz önüne alındığında, AB’nin yıllık 40 milyar avroyu aşan ticaret hacmiyle İsrail’in gelecekte en büyük ticaret ortağı olma olasılığı azalabilir. 

Avrupa ve uluslararası düzeyde İsrail’e yönelik ekonomik ve ticari boykot çağrıları büyürken, bu hareketlerin Avrupa sokaklarından, karar alma mekanizmalarına ve hükümetlere kadar uzanması dikkat çekiyor. 

Bu süreçte İsrail tarafında da ciddi bir tedirginlik söz konusu. Avrupa’da artan eleştirilerin, teknoloji ve bilimsel araştırma da dahil olmak üzere çeşitli alanlarda yaptırımlara dönüşme ihtimalinden endişe ediliyor. 

İsrail merkezli Haaretz gazetesinde yer alan bir haberde, Avrupa’nın İsrail’e karşı “sabrının tükendiğine” dikkat çekilerek, olası yaptırımlar konusunda uyarıda bulunuldu. 

Öte yandan, Lüksemburg’da Avrupa dışişleri bakanları arasında yapılan son görüşmelerin, Almanya, İtalya, Yunanistan ve Macaristan önderliğinde İsrail’i destekleyen güçlü bir Avrupa lobisinin varlığını ortaya koyduğu da doğrudur. 

Ancak bu durum, İsrail-Avrupa arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkilerinin temellerinde çatlaklar olduğunu ve AB üye devletleri içinde işgal devletinin suç teşkil eden eylemlerine karşı giderek artan bir muhalefeti de ortaya çıkardı. 

Özellikle Gazze’deki soykırım savaşı, Lübnan ve Batı Şeria’daki operasyonlar ile İran’a yönelik saldırılar, Avrupa kamuoyunda ve siyasetinde ciddi tepki yaratmış durumda. 

İsrail’e karşı bu muhalefetin başını İspanya, İrlanda, Slovenya ve Belçika çekiyor. Bu ülkeler, İsrail ile ortaklık anlaşmasının tamamen ya da kısmen askıya alınmasını talep etti, ancak 27 ülke içerisinde kararın geçirilmesi için gerekli çoğunluk sağlanamadı.  

Fransa ve İsveç gibi ülkeler de, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın dondurulması talebine karşı orta yol yaklaşımı benimsedi. 

Söz konusu ülkeler, ortaklık anlaşmasını tamamen askıya almak yerine, işgal altındaki topraklarda bulunan İsrail yerleşimlerinden gelen ürünlere ticarete kısıtlamalar getirilmesi gibi bir talepte bulundu. 

Avrupa ülkelerinden İsrail ile ortaklık anlaşmasının askıya alınması yönündeki talepler, salt resmi ve diplomatik baskının ötesine geçerek, kıta hükümetlerinin Netanyahu hükümetine karşı artan öfkesinin bir ifadesi haline geldi. 

Bu adımlardan önce, İspanya’nın İsrail ile savunma ve büyük silah anlaşmalarını iptal etmesi ve diğer ülkelerin Tel Aviv ile güvenlik işbirliğini askıya alması gibi pratik adımlar atılmıştı.  

İtalya ortak savunma anlaşmasını sonlandırdığını duyururken, İngiltere serbest ticaret görüşmelerini durdurdu.

Viktor Orban

Öte yandan, İsrail’in Avrupa’daki en önemli siyasi müttefiklerinden biri olan Viktor Orban’ın Macaristan seçimlerinde yenilgiye uğraması ve Macaristan’ın AB içindeki veto yetkisini kaybetmesi belki de önemli bir göstergedir.   

Orban, Avrupa ülkelerinin çıkarlarına doğrudan aykırı olan ve ulusal güvenliklerini etkileyen taslak kararlarda bile İsrail’e karşı Avrupa uzlaşının önünde bir engel olmuştu. 

Resmi adımlara paralel olarak Avrupa kamuoyunda da güçlü bir hareketlilik gözleniyor. Özellikle İskandinav ülkeleri, Hollanda, Portekiz ve İspanya’da İsrail’in Filistin, Lübnan ve bölgedeki işgal uygulamalarına karşı protestolar artıyor. 

Buna ek olarak akademik, kültürel ve sportif boykot çağrıları  da genişliyor. Ayrıca İsrail şirketlerine yönelik ticari boykotun büyümesi ve ülkenin Avrupa araştırma programlarından dışlanma ihtimali, teknoloji sektörünü doğrudan etkileyebilecek bir risk olarak değerlendiriliyor. 

Bu eğilimin somut göstergelerinden biri de Avrupa genelinde başlatılan imza kampanyası oldu.  

“Avrupa Vatandaş Girişimi” mekanizması kapsamında yürütülen kampanyada, İsrail ile ortaklık anlaşmasının askıya alınması talebiyle 1,1 milyondan fazla imza toplandı. Bu durum, konunun artık resmi olarak Avrupa kurumlarının gündemine taşınmasını zorunlu kılıyor. 

Tüm bu süreçte, işgalci devlete karşı aldığı tavır nedeniyle İspanya Başbakanı Pedro Sanchez öne çıkan liderlerden biri haline geldi. 

İspanyol hükümeti Filistin Devleti’ni ilk tanıyan Avrupa ülkelerinden biri oldu, aşırılıkçı İsrail hükümetinin politikalarına sert ve açık eleştiriler yöneltti.  

ABD’nin İran’a karşı saldırılar düzenlemek için İspanya’daki üslerini kullanmasına izin vermeyi reddetti ve hava sahasını ABD’ye kapattı. 

İspanya ayrıca, İsrail’in işgal ettiği topraklardan gelen ürünlere yönelik ticareti kısıtlamaya başladı ve diğer ülkeleri de AB düzeyinde bir karar beklemeden benzer adımlar atmaya çağırdı. 

Sonuç olarak bu durum, Avrupa halklarının Sanchez’i kendilerini temsil eden lider olarak görmelerine yol açtı.

 

 

Kaynak : Alaraby Al-jadeed