Arap Dünyasında Demokrasi: Dört Ülkenin Deneyimi Ne Anlatıyor?
16.09.2026 - 14:38 | Son Güncellenme: 16.09.2026 - 15:04
Farklı deneyimlere sahip Tunus, Lübnan, Irak ve Ürdün, Arap dünyasında demokrasinin izlediği farklı yolları ortaya koyuyor. Seçimler düzenli biçimde yapılırken kamusal alan daralabiliyor; temsil genişlerken seçilmiş kurumların yetkileri aynı ölçüde artmayabiliyor.
Sandık ile hesap verebilirlik arasında ise sivil toplum kuruluşları ve seçim gözlemciliği daha geniş bir sınavın parçası olarak öne çıkıyor: Vatandaş, oyunu kullandıktan sonra karar süreçleri üzerinde ne kadar etkili olabiliyor?
Tunus'ta, gözlemcilerin şeffaflığını övdüğü bir seçimle iki önde gelen seçim izleme kuruluşunun akreditasyonunun reddedildiği başka bir seçim arasında yalnızca on yıl bulunuyor. Carter Merkezi, 2014'teki yasama ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bazı eksikliklere rağmen sakin, düzenli ve şeffaf biçimde gerçekleştiğini belirterek bunu demokratik geçiş sürecinde temel bir adım olarak değerlendirmişti.
Ancak 2024 cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde tablo farklılaştı. Tunus Bağımsız Yüksek Seçim Kurulu, Mourakiboun ve I Watch adlı iki seçim izleme kuruluşuna akreditasyon vermeyi reddetti. Human Rights Watch ise muhalif adayların seçim dışında bırakılması veya tutuklanması, siyasi rakiplere yönelik yargı süreçleri ve bağımsız medya ile sivil toplum kuruluşlarına yönelik tedbirleri belgeledi.
Bu iki deneyim arasındaki fark, daha geniş bir açmazın bir yönünü ortaya koyuyor: Seçimlerin yapılması tek başına seçmenin ne kadar güce sahip olduğunu belirlemiyor. Adayların belirlenmesi ile kazananların hesap vermesi arasında adaylık ve seçim harcamalarına ilişkin kurallar, seçilmiş kurumların yetkileri, medya ve örgütlenme özgürlüğü, kurumların bağımsızlığı ve usulsüzlüklere itiraz ederek bunların giderilebilmesi gibi birçok unsur devreye giriyor. Bu halkalardan biri ilerlerken bir diğeri gerileyebiliyor.
Dün, 15 Eylül Uluslararası Demokrasi Günü kapsamında yayımlanan dosya; Tunus, Lübnan, Irak ve Ürdün'deki deneyimleri bölgeyi tek bir model olarak ele almadan karşılaştırıyor. Kaynak, bazı ülkelerde demokratik geçişin ardından gerileme yaşandığını, bazı ülkelerde ise seçilmiş kurumların etkisini sınırlayan siyasi sistemler içinde seçim rekabetinin sürdüğünü; buna karşılık yerel dernek ve girişimlerin seçim gözleminden seçim kurallarının değiştirilmesine yönelik önerilere kadar katılımı korumaya çalıştığını aktarıyor.
Demokrasiye destek, kurumlara güvensizlik
Demokratik sürecin halkaları arasındaki dengesizlik yalnızca kurumların performansında değil, vatandaşların bu kurumlarla ilişkisinde de görülüyor. Arap Kamuoyu Endeksi 2025'e göre katılımcıların yüzde 68'i demokratik sistemi desteklerken yüzde 60'ı siyasi partilere güvenmediğini belirtti. Katılımcıların yüzde 55'i ise herhangi bir partiye bağlı olmadığını ve mevcut hiçbir parti ya da siyasi akımın kendisini temsil ettiğini düşünmediğini söyledi. Bu oranlar, endeksin kapsadığı 15 ülkenin genel ortalamasını yansıtıyor ve ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor.
Bu rakamlar birlikte değerlendirildiğinde, demokratik sisteme verilen desteğin, bu sistem içindeki rekabeti düzenlemesi ve vatandaşların taleplerini yönetime taşıması beklenen kurumlara duyulan güvenin üzerinde olduğu görülüyor. Bu nedenle partilere katılımın zayıf olması mutlaka çoğulculuğun veya siyasi katılımın reddedildiği anlamına gelmiyor. Bu durum, bazı vatandaşların mevcut parti ve siyasi akımlarda kendilerini bulamaması ya da bu yapıların temel kararları etkileyecek güce sahip olmadığını düşünmesiyle bağlantılı bir temsil krizini de yansıtabilir.
Ancak sorun yalnızca kurumlarla sınırlı değil. Aynı endekste katılımcıların yüzde 50'si, görüş ayrılığı yaşadığı bir siyasi partinin özgür ve adil seçimler yoluyla iktidara gelmesini kabul edeceğini söylerken yüzde 41'i bunu reddetti. Bu sonuç, demokrasiyi bir fikir olarak desteklemenin; seçimde kaybetme ihtimali, siyasi rakibin yönetme hakkı ve muhalefetin örgütlenme ve rekabet hakkının sürmesi dahil bütün uygulama kurallarının kabul edildiği anlamına gelmediğini gösteriyor.
Böylece demokrasiye ilişkin sorun iki bağlantılı boyut kazanıyor: Her zaman güven inşa edemeyen veya gerçek temsil sağlayamayan kurumlar ile seçimleri desteklediğini ifade etse de sonuç siyasi bir rakibi iktidara taşıdığında bunu kabul etme konusunda farklılaşan toplumsal tutumlar. Bu iki boyut arasında yalnızca katılım ya da boykot oranı vatandaşların tutumunu değerlendirmeye yetmediği gibi, demokrasiye destek beyanı da demokratik değerlerin ne ölçüde yerleştiğini tek başına göstermiyor.
Partilere ve temsili kurumlara güven zayıfladığında kamusal katılım bütünüyle ortadan kalkmıyor. Katılım; sendikalara, derneklere, sivil kampanyalara, medyaya, protestolara ve yerel girişimlere kayabiliyor.
Tunus: Sivil toplum sürecin parçası
Tunus'ta sosyal ve mesleki örgütler 2013 krizinde etkili bir siyasi rol üstlendi. Tunus Genel İşçi Sendikası, Tunus Sanayi, Ticaret ve El Sanatları Birliği, Tunus İnsan Haklarını Savunma Birliği ve Tunus Barolar Birliğinden oluşan Ulusal Diyalog Dörtlüsü bu dönemde şekillendi.
Dörtlü, siyasi suikastlar ve demokratik geçişi tehdit eden toplumsal karışıklıkların yaşandığı bir dönemde diyalog sürecinin açılmasına katkı sağladı. Bu rolü nedeniyle çoğulcu demokrasi inşasına katkısından ötürü 2015 Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldü.
Bu arabuluculuk, iktidar için doğrudan rekabetin dışında yeni bir müzakere kanalı oluşturdu ve farklı mesleki ve toplumsal çıkarları temsil eden örgütleri bir araya getirdi. Ancak deneyim kendi koşullarıyla sınırlı kaldı ve özgürlükleri koruyan ya da çoğulculuğun devamını garanti eden kalıcı bir güvenceye dönüşmedi.
Human Rights Watch, 2 Eylül 2026'da yayımladığı raporda Tunus'ta sivil toplum kuruluşları ve üyelerine yönelik yargı süreçleri, tutuklamalar, mali ve cezai soruşturmalar, dernek faaliyetlerinin askıya alınması ve fesih tehditlerini belgeledi. Örgüt, Temmuz-Ekim 2025 ile Nisan-Mayıs 2026 dönemlerini kapsayan iki dalgada en az 20 derneğin faaliyetinin askıya alındığını belirtti; resmi verilerin bulunmaması nedeniyle toplam sayının tespit edilemediğini kaydetti.
Tunus örneği, sivil toplum alanının demokratik sürecin dışında kalan ayrı bir alan olmadığını gösteriyor. Seçimleri izleyen veya medya özgürlüğünü savunan kuruluşlar, üyelerinin çıkarlarını temsil eden sendikalar ve farklı kesimlerin kamusal hayata katılımını sağlayan dernekler, iktidar için doğrudan yarışmasalar da vatandaş ile yönetim arasındaki alanda faaliyet gösteriyor.
Irak ve Lübnan: Sandık gününün ötesi
Irak'ta 2025'e ilişkin raporlar aynı anda iki farklı tablo ortaya koydu. BM Genel Sekreteri'nin Irak Özel Temsilcisi Muhammed el-Hasan'ın brifingine göre parlamento seçimlerine katılım kayıtlı seçmenlerin yaklaşık yüzde 56'sına ulaştı. El-Hasan, seçimi Irak'ta o tarihe kadar yapılan en özgür, düzenli ve güvenilir seçimlerden biri olarak nitelendirdi. Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu da ilk sonuçları açıklarken katılım oranını yüzde 56,11 olarak duyurdu.
Buna karşılık Uluslararası Af Örgütü, 2025 Irak raporunda gazetecilerin, aktivistlerin ve sivil toplum üyelerinin hedef alındığını, ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma hakkına kısıtlamalar getirildiğini ve ihlaller konusunda cezasızlık sorununun sürdüğünü bildirdi.
Kaynak, bu iki tablonun birbirini geçersiz kılmadığına dikkat çekiyor. Seçimlerin yönetimi ve düzenliliği iyileşirken protesto özgürlüğü, gazeteci ve aktivistlerin güvenliği veya sorumluların hesap vermesi başka sorunlarla karşı karşıya kalabiliyor. Böylece sandık gününün değerlendirilmesi ile vatandaşın iki seçim arasındaki yıllarda faaliyet gösterdiği siyasi ve toplumsal ortamın değerlendirilmesi birbirinden ayrılıyor.
Lübnan'da ise konu 17 Ekim 2019'da başka bir açıdan gündeme geldi. On binlerce kişi farklı şehir ve kasabalarda sosyal ve ekonomik haklar, yolsuzlukla mücadele ve siyasi sınıfın hesap vermesi talebiyle sokaklara çıktı. Ancak çok partili siyaset, seçimler ve gösteri hakkının varlığı ihlallerin kayda geçirilmesini engellemedi. Uluslararası Af Örgütü, barışçıl göstericilere karşı aşırı güç kullanıldığını, aktivistlerin tutuklandığını, gazetecilerin ifadeye çağrıldığını ve güvenlik güçlerinin bazı durumlarda göstericileri siyasi parti destekçilerinin saldırılarından koruyamadığını bildirdi.
Beyrut Limanı patlamasında hayatını kaybedenlerin aileleri de hesap verebilirlik taleplerini sürdürdü. Patlamanın altıncı yıl dönümünde Reuters'a konuşan aileler, yıllarca siyasi müdahaleler ve hukuki itirazlarla engellenen soruşturmanın yeniden başlamasının ardından adalete ulaşma konusunda temkinli bir umut taşıdıklarını söyledi.
Kaynak, Irak ve Lübnan örneklerinin kamusal katılım ile hesap verebilirliğe ulaşma imkanı arasındaki bağlantıyı ortaya koyduğunu belirtiyor. Protestolar bir konuyu kamuoyunun gündemine taşıyabiliyor ancak talebin somut bir sonuca dönüşmesi için soruşturma yürütebilecek ve karar alabilecek kurumlara ihtiyaç duyuluyor.
Lübnan: Seçimler ertelendi, LADE gözlemliyor
Seçimler, yetkinin yenilenmesi ve geri alınmasının temel araçlarından biri olmayı sürdürüyor. Bu işlev, seçimlerin düzenli aralıklarla yapılmasından doğrudan etkileniyor. Lübnan Meclisi, 9 Mart 2026'da 76 milletvekilinin oyuyla kendi görev süresini iki yıl uzatan yasayı kabul etti. Bu karar, Mayıs 2026'da yapılması planlanan parlamento seçimlerinin ertelenmesine yol açtı.
Bundan önce belediye ve muhtarlık seçimleri Mayıs 2025'te, 2016'dan bu yana ilk kez ve yerel meclislerin görev sürelerinin art arda üç kez uzatılmasının ardından yapılmıştı. Seçimlerin geri dönmesi, yerel düzeyde katılımın temel mekanizmalarından birinin yeniden işlemesi anlamına geliyordu.
Bu noktada Lübnan Demokratik Seçimler Derneği (LADE) öne çıkıyor. Dernek seçim yarışına katılmıyor ve sandık merkezlerini yönetmiyor. Faaliyetleri, vatandaşın seçme hakkının bu hakkın kullanılma koşullarını bağımsız biçimde izleyecek bir yapıya da ihtiyaç duyduğu düşüncesine dayanıyor.
LADE, 2025 seçimlerini kampanya ve hazırlık süreçlerinden oy verme gününe, sayım ve tasnif işlemlerinden seçim sonrasına kadar farklı aşamalarda izledi. Derneğin 2025 belediye ve muhtarlık seçimlerine ilişkin nihai raporunda seçim sürecinin işleyişi ve rekabet koşullarıyla bağlantılı çeşitli usulsüzlük ve eksiklikler belgelendi.
Seçim gözlemi sandıkların açılmasıyla başlayıp kapanmasıyla sona ermiyor. LADE, örneğin Cebel Lübnan'da genel organizasyonun iyi olmasına rağmen sandık kurullarında eksiklikler, seçim sessizliği ihlalleri ve oy gizliliğine ilişkin ihlaller kaydetti. Diğer turlarda ise seçmenler üzerinde baskı, güvenlik sorunları ve farklı usulsüzlükler bildirdi.
LADE bir seçimi iptal edemiyor, alternatif bir sonuç açıklayamıyor veya ihlal gerçekleştiren bir kişiye ceza veremiyor. Dernek gözlemleyebiliyor, belgeleyebiliyor, yayımlayabiliyor ve öneriler sunabiliyor. Bundan sonraki sorumluluk seçim yönetimi, yargı, denetim kurumları ve ilgili makamlara ait.
Bu sınırlar seçim izlemenin rolünü küçültmüyor; aksine ne anlama geldiğini açıklığa kavuşturuyor. Usulsüzlükler belgelenip kamuoyuna açık hale geldiğinde seçim süreci yalnızca seçim idaresi ile yarışan siyasi aktörler arasındaki bir alan olmaktan çıkarak kamusal hesap verebilirlik alanına giriyor.
Ürdün: Daha geniş temsil, daha geniş yetki demek değil
Seçim kuralları, seçilmiş kurumlara erişim imkanını genişletebilir ancak bu erişimin ne kadar siyasi güç sağladığını tek başına belirleyemez.
Ürdün'de 2022 reformlarının ardından çıkarılan seçim yasası, ulusal parti listelerine belirli sayıda sandalye ayırdı ve kadınların temsilini artırmaya yönelik düzenlemeler getirdi. Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardımı Enstitüsüne (International IDEA) göre 2024 seçimlerinde kadınlar 138 sandalyenin 27'sini kazandı. Bu, Ürdün Temsilciler Meclisi tarihinde kadınların ulaştığı en yüksek temsil oranı oldu.
Sonuçlar, seçimlerin temsil dengelerini değiştirme kapasitesini de gösterdi. İslami Eylem Cephesi (IAF), 31 sandalye kazanarak partiler arasında ilk sıraya yerleşti. Kaynak, bu sonucu Al Araby'nin 2024 Ürdün seçimlerine ilişkin haberleriyle de karşılaştırıyor.
Ancak parlamentoda temsilin genişlemesi, yürütme organını seçme yetkisinin de parlamentoya geçtiği anlamına gelmiyor. Seçimlerden birkaç gün sonra Kral 2. Abdullah, Cafer Hassan'ı başbakan olarak atadı. Ürdün'ün anayasal yapısında kral hükümeti atama ve parlamentoyu feshetme yetkilerini korurken Temsilciler Meclisi yasama yapabiliyor ve hükümete güvenoyu verme veya güveni geri çekme yetkisine sahip.
Ürdün örneği, birbirine benzeyen iki soru arasındaki farkı ortaya koyuyor: Seçmen, seçilmiş kurumun yapısını ne ölçüde değiştirebiliyor ve bu değişiklik yürütme kararını elinde tutan tarafı ne ölçüde etkiliyor? Parlamentoda parti, kadın veya muhalefet temsilinin artması temsili genişletiyor ancak parlamentonun yetkilerinin de aynı ölçüde genişlediği anlamına gelmiyor.
Seçim gözlemi de bir katılım biçimi
Seçim gözlem kuruluşları, vatandaşın oy kullanma hakkı ile bu oyun etkisini belirleyen kurallar arasındaki alanda faaliyet gösteriyor.
Vatandaş kuruluşları tarafından tarafsız seçim gözlemi ve izlenmesine ilişkin Küresel İlkeler Bildirgesi, değerlendirmelerin yalnızca oy verme günüyle sınırlı olmadığını; seçim döngüsünün farklı aşamalarını, hukuki çerçeveyi ve seçimleri çevreleyen siyasi ortamı da kapsadığını vurguluyor. Bir kuruluşun bir seçimi izleme kararı da o seçimin dürüstlüğüne ilişkin önceden verilmiş bir onay veya ret anlamına gelmiyor. Gözlemcilerin görevi süreci bağımsız biçimde değerlendirmek; seçimlerin yönetimi ve yargısal denetim ise ilgili kurumların sorumluluğunda kalıyor.
Arap ülkelerinde demokrasi ve seçimlerle ilgilenen sivil toplum kuruluşları; seçimlerin izlenmesi, bilinçlendirme ve katılım çalışmaları, mevzuat incelemeleri, şeffaflık ve hesap verebilirlik gibi farklı alanlarda faaliyet gösteriyor.
Ancak bu sivil toplum ağının genişlemesi, demokratik alanın da aynı ölçüde genişlediği anlamına gelmiyor. Bir sivil toplum kuruluşu ihlalleri belgeleyebilir, kampanyaları, oy verme ve sayım süreçlerini izleyebilir ve yasal değişiklikler önerebilir. Buna karşılık rekabetin kurallarını belirleyemez, yargının bağımsızlığını veya idarenin tarafsızlığını garanti edemez ve yetkilileri önerilerini uygulamaya zorlayamaz.
Kaynak, bu sınırların International IDEA'nın demokratik performansı neden dört temel alanda değerlendirdiğini anlamaya yardımcı olduğunu belirtiyor: temsil, haklar, hukukun üstünlüğü ve katılım. Seçimler düzenli yapılırken ifade özgürlüğü gerileyebilir; sivil toplum aktif kalırken bazı temsil kurumları zayıflayabilir veya parlamentodaki temsil genişlerken parlamentonun yetkilerinin sınırları değişmeyebilir.
Seçimler tek başına yetmediğinde
Seçim demokrasisi yalnızca oy verme işleminin düzgün yürütülmesinden ibaret değil. Seçmene sunulan seçeneklerin niteliği ve sonuçlar ortaya çıktıktan sonra neyin değişebileceği de sürecin bir parçasını oluşturuyor.
Seçimler, farklı siyasi güçlerin aday olabildiği, örgütlenebildiği ve seçmene ulaşabildiği; iktidarın veya politikaların değişmesinin rekabetin mümkün sonuçlarından biri olduğu durumlarda gerçek bir hesap verme aracı haline geliyor. Buna karşılık temel kararlar seçilmiş kurumların yetki alanının dışında kalıyorsa veya rakipler seçime son derece eşitsiz imkanlarla giriyorsa seçimler sandalyelerin dağılımını değiştirebilir ancak yönetme gücünün dağılımını aynı ölçüde değiştirmeyebilir.
Benzer şekilde aday olma imkanları genişlerken protesto özgürlüğü daralabilir; seçim günü daha iyi yönetilirken parlamentonun yürütmeyi denetleme kapasitesi zayıflayabilir veya bir sivil toplum kuruluşu bir ihlali ortaya çıkarırken bu ihlali soruşturacak ve giderecek etkili bir kurum bulunmayabilir.
Kamusal hayata katılım da yalnızca oy kullanmakla sınırlı değil. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin kamusal hayata katılım hakkına ilişkin rehberi, bu hakkı seçimli ve seçimsiz süreçleri kapsayacak biçimde ele alıyor ve etkili katılımı düşünce ve ifade özgürlüğü, barışçıl toplanma özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğüne saygıyla ilişkilendiriyor.
Basın, sendikalar, siyasi partiler, dernekler ve barışçıl protestolar, vatandaşın temsilcilerini seçmenin ötesine geçerek onların faaliyetlerini etkilemesini sağlayan kanallar arasında yer alıyor. Al Araby'nin dosyasının vardığı sonuç, demokrasinin yalnızca seçimlerin veya seçimleri izleyen kuruluşların varlığıyla ölçülemeyeceği; vatandaşların oylarını ve taleplerini karar alma süreçlerinde gerçek etkiye, yönetenleri hesap verebilir kılmaya ve istediklerinde onları barışçıl biçimde değiştirebilmeye ne ölçüde dönüştürebildiğinin de belirleyici olduğudur.
Kaynak: Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi (Alaraby)