Afrika Birliği’nin Filistin Desteği Afrika-İsrail İlişkilerini Nasıl Etkiler?
21.02.2025 - 16:31 | Son Güncellenme: 20.05.2025 - 11:22
Geçtiğimiz hafta Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa'da düzenlenen 38. Afrika Birliği (AfB) Zirvesi'nin nihai bildirisinde, Afrika kıtasının Filistin'e verdiği destek bir kez daha vurgulandı. Bildiride, Filistinlilerin topraklarından zorla sürülmesinin uluslararası hukuka aykırı olduğu ifade edildi.
Filistin topraklarındaki işgali sona erene kadar İsrail ile her türlü işbirliği ve normalleşmenin durdurulması yönünde çağrı yapılan bildiride, Gazze Şeridi’ne yönelik barbarca saldırılar da kınandı.
Bildiride ayrıca, Filistin halkına karşı işlediği soykırım suçlarından dolayı İsrail’in yargılanması gerektiği ifade edilerek, iki devletli çözümün çatışmanın sona erdirilmesi ve istikrarın sağlanması için tek yolu olduğunun altı çizildi.

Afrika’nın bu tutumu, İsrail ve ABD’nin Gazze sakinlerinin tehcir edilmesine yönelik çağrıları ışığında, Afrika-İsrail ilişkilerinin geleceği hakkında soru işaretleri yarattı.
İsrail’in Afrika Birliği’ne dönüşü reddediliyor
Afrika çalışmaları profesörü ve çatışma çözümü uzmanı olan Bedir Shafei, İsrail ile diplomatik ilişkileri olmasına rağmen, Afrika ülkelerinin Gazze Şeridi’ndeki son savaş sırasında yaşanan ihlalleri reddettiğine dikkat çekti.
Konuya ilişkin Fokus Plus’a konuşan Shafei, “Ancak bu, Tel Aviv’i boykot etmeye ya da onunla ilişkilerini kesmeye karar verdikleri anlamına gelmiyor” diye ekledi.
Gözden Kaçmasın
Profesör Shafei, birçok Afrika ülkesinin Hamas’ı tanımadığını ve bazı medya kuruluşlarının yaydığı imaj nedeniyle birçoğunun Hamas’ı terör örgütü olarak gördüğüne dikkat çekti.
Diğer taraftan, Afrika Birliği Komisyon Başkanlığı seçimlerine dikkat çeken Shafei, bu görevi üstlenen ilk Arap-Afrikalı olan Cibuti Dışişleri Bakanı Mahmud Ali Yusuf’un, İsrail’e verdiği güçlü destekle bilinen eski Kenya Başbakanı Raila Odinga’ya karşı kazandığının altını çizdi.
İsrail ile ilişkileri bulunan yaklaşık 17 Afrika ülkesinden Odinga’ya destek geldiğini, buna karşılık Ali Yusuf’a 49 ülkeden oy geldiği bilgisini verdi.
Shafei, “Cibuti’nin adayının seçilmesi, Afrika Birliği içinde İsrail’in örgüte gözlemci olarak geri dönmesi yönündeki girişimlerin genel olarak reddedildiğini yansıtıyor. Bu, Odinga’nın görevi kazanması halinde öncelik vereceği bir konuydu” diye konuştu.
Afrika’nın Filistin ile dayanışması
Afrika Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi Direktörü Muhammed Salih ise kıtanın Filistin meselesine ilişkin tutumunun sadece Afrika zirvesinin nihai bildirisinin içeriğiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda Filistin haklarını destekleyen daha net bir yönü yansıtan, Afrika Birliği’nin yeni liderliğinin yönelimlerinde de açıkça görüldüğünü söyledi.
Fokus Plus’a özel açıklamalar yapan Salih, Afrika Birliği’ndeki son seçimlerin Filistin meselesinde güçlü duruşu yansıttığını vurgulayarak, “Bu da şüphesiz İsrail-Afrika ilişkilerinin doğasını etkileyecektir” dedi.
Afrika’nın “Filistinlileri tehcir etme ve İsrail’in ihlalleri” konularındaki tutumunun daha da sertleştiğini söyleyen Salih, bu durumun özellikle siyasi ve diplomatik alanda Afrika-İsrail ilişkilerini doğrudan etkileyeceğini de ekledi.
İsrail’in Gazze’deki Filistinli sivillere yönelik vahşetinin, bu suçları şiddetle kınayan Afrika halkları üzerinde derin bir etki yarattığını söyleyen Salih, açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü:
“Afrika Birliği de bu tutumu benimsedi. Ancak en etkili duruş, Filistin’le açık dayanışma gösteren Afrika halkları ve hükümetlerinden geldi.”
Salih, bu dayanışmanın, Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı nezdinde İsrail’e karşı dava açmasıyla açıkça ortaya konduğunu belirtti. Bu adımın, birçok Afrika ülkesinden geniş destek aldığını da dile getirdi.
Genel eğilim normalleşmeye karşı
Salih, sömürgecilik, zulüm ve apartheid gibi acılara maruz kalmış Afrika halklarının edindiği tarihsel deneyimlerin, onları adaletsizlik ve baskı gibi konularda daha bilinçli ve duyarlı hale getirdiğine dikkat çekti.
Bu durumun, Afrika haklarının Gazze’ye yönelik son savaşta görülen kararlı tutumuna yansıdığını söyleyen Salih ayrıca şunları ekledi:
“Gazze’deki son savaş, Afrika’nın İsrail’in işgalini reddetme yönündeki daha belirgin bir eğilimi güçlendirdi. Bunun gelecekte İsrail ile Afrika ülkeleri arasındaki ilişkiler üzerinde etkileri olabilir.”
İsrail ile normalleşmeyi reddetme yönündeki genel eğilimin güçlendiğine vurgu yapan Salih, “Bu durum birçok Afrika ülkesinin Tel Aviv’le ilişkilerini yeniden gözden geçirmesine yol açıyor” diye konuştu.
Salih, Fokus Plus’a yaptığı açıklamada, “Afrika Birliği’nin yeni liderliğinin, Filistin davasına destek konusunda güçlü adımlar atmaya devam etmesini ve Gazze’de savaş suçları işlemeye devam eden İsrail ile işbirliğini reddeden birleşik Afrika pozisyonunu güçlendirmeye çalışmasını bekliyorum” ifadelerini de kullandı.
Bununla birlikte, bazı Afrika ülkelerinin İsrail ile doğrudan çıkarları olduğunun altını çizen Salih, söz konusu ülkelerden bazılarının, İsrail’in kıtadaki güvenlik ve askeri üsleri haline geldiğini söyledi.
Salih, yine de bu ülkelerin münferit vakaları temsil ettiğini ve genel bir tutum olmadığını vurguladı.
Afrika kıtasının ana eğiliminin, hala Filistin’i destekleme ve İsrail’in işgalini reddetme yönünde olduğunu da ekledi.
İlişkilerin tarihsel arka planı
İsrail ile Afrika arasındaki ilişkiler, tarihsel olarak Filistin meselesinin gidişatıyla bağlantılı olması nedeniyle büyük dönüşümlere sahne oldu.
Afrika ülkeleri 1960’larda, sömürgeleştirmeye karşı direniş deneyimlerinden etkilenerek Filistin’i desteklemeye başladı.
Ancak bu destek, Mısır’ın Camp David Anlaşması’nı (1978), Filistin Yönetimi’nin Oslo Anlaşması’nı (1994) ve Arap-İsrail normalleşme anlaşmasının imzalamasının ardından azaldı.
Bu durum İsrail’e Afrika kıtası ile ilişkilerini yeniden inşa etme fırsatı verdi. Böylece İsrail, “Afrika'ya Dönüş” sloganı altında 46 Afrika ülkesiyle ilişkilerini normalleştirmeyi, güvenlik ve ticari işbirliği yoluyla nüfuzunu güçlendirmeyi başardı.
Ayrıca kıtadaki çıkarlarını güçlendirmek ve uluslararası sistemde oy kullanırlarken desteklerini almak için 2014 yılında Knesset’te İsrail-Afrika Lobisi’ni kurdu ve Afrika ülkeleriyle ilişkilere yeni bir ivme kazandırmaya çalıştı.
Bu kapsamda Başbakan Binyamin Netanyahu, kıtaya yönelik ziyaretlerini hızlandırdı.
2017 yılında Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) toplantısına katılan Netanyahu, ilişkilerin yeniden başlamasının ardından da 2019’da Çad’ı ziyaret etti.
Bu hamlelere rağmen İsrail, 2017 yılında gerçekleştirmek istediği bir Afrika-İsrail zirvesi düzenleyemedi.
Buna ek olarak, Gazze Şeridi’ne karşı yürüttüğü soykırım savaşı nedeniyle Afrika Birliği’ndeki gözlemci statüsü 2023 yılında iptal edildi.
Afrika’daki nüfuzunu güçlendirmek için ticaret ve silah satışlarına güvenen İsrail’in kıtaya yaptığı silah ihracatı da 2019’da 400 milyon dolara ulaştı.
Ayrıca Zaire ve Ruanda’da sulama projeleri ve barajlar hayata geçiren İsrail, Nil’in kaynaklarına ulaşma stratejisinin bir parçası olarak, Etiyopya’nın inşa ettiği Nahda (Rönesans) Barajı’nın inşasına katkıda bulundu.
Batı Afrika'da ise Rusya, Çin ve Türkiye gibi güçlerin yükselişiyle birlikte Fransa ve ABD’nin nüfuzunun azalmasından faydalanarak tarım projelerini destekledi.
İsrail’in kıtadaki varlığını güçlendirmede konusundaki başarısına rağmen, Afrika ülkelerinin Filistin davasına yönelik tutumları uluslararası forumlarda hala güçlü bir şekilde sürüyor.
Bu çerçevede, ABD’nin 2018 yılında Hamas hareketinin kınanmasını isteyen karar tasarısını Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’na sunduğu dönemde, Afrika kıtasından sadece sekiz ülke buna destek verdi.
Gazze savaşının sonuçları 
İsrail’in Gazze’ye yönelik son savaşı da Afrika’da büyük tepkilere yol açtı.
İsrail ile ilişkilerini kesen Güney Afrika, Tel Aviv’e uluslararası dava açma çabalarına öncülük ederek, 33 Afrika ülkesini bu davaya katılmaya çağırdı.
Öte yandan, BM Genel Kurulu’nda 27 Ekim 2023’te yapılan oylamayla, “Gazze’de insani ateşkes çağrısı yapan” ve İsrail’i kınayan karar ezici çoğunlukla kabul edildi.
Ürdün’ün girişimi ile oylanan ve bağlayıcı olmayan kararı 120 üye kabul ederken, hiçbir Afrika hükümeti buna itiraz etmedi. İsrail’in müttefiki Etiyopya bile oylamada çekimser kaldı.
Diğer yandan, Tunus parlamentosu İsrail ile normalleşmenin suç sayılmasını öngören bir yasayı görüştü. Çad ise Gazze Şeridi’nde masum sivillerin öldürülmesi nedeniyle Tel Aviv’deki maslahatgüzarını geri çekti.
Tüm bu gelişmeler, taraflar arasındaki ilişkilerin geleceğine dair soruları akıllara getirirken, aynı zamanda Afrika’nın İsrail’in politikalarına karşı artan muhalefetini yansıtıyor.