ABD’nin Çekilmesi Sonrası Irak’ta Egemenlik Tartışması
29.09.2026 - 10:14 | Son Güncellenme: 29.09.2026 - 10:22
1 Ekim 2026'da Irak hükümeti, Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki uluslararası koalisyonun ülkedeki askeri görevinin sona ermesini kutlamak amacıyla "Egemenlik Günü" ilan etti. Ancak sahadaki gerçek tablo, bu kutlamanın işaret ettiğinden çok daha karmaşık.
30 Eylül 2026 tarihi, Irak'tan kapsamlı bir Amerikan çekilmesini temsil etmiyor. Yaşanan şey, "Kararlı Azim Operasyonu"nun muharebe görevinin sona ermesi ve Bağdat'taki büyükelçilik bünyesinde faaliyet gösteren "Güvenlik İşbirliği Ofisi" çerçevesinde bir Amerikan varlığını sürdüren ikili bir güvenlik ortaklığına geçiş. Elde edilen bilgiler, Kürdistan bölgesindeki üslerden çekilen yüzlerce askerin Ürdün'e ve bölgedeki diğer üslere yeniden konuşlandırıldığını, bununla birlikte Erbil'i İran menşeli füzelere ve insansız hava araçlarına karşı koruyan Patriot bataryaları gibi gelişmiş hava savunma sistemlerinin de geri çekildiğini gösteriyor.
Bu değişim, Irak'taki silahlı gruplarla doğrudan sürtüşmeyi azaltıyor; ancak Kürdistan bölgesini, artık etkili bir caydırıcılıktan mahrum tehditler karşısında güvenlik açısından korumasız bırakıyor.
Silahın düzenlenmesi
Eski Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, başlangıçta Amerikan çekilmesini silahlı gruplara yönelik bir ültimatoma bağlamıştı: Silahlarını aynı tarihe kadar teslim etmeleri, aksi halde "suç örgütleri" olarak kabul edilecekleri şeklinde. Ancak resmi söylem, Eylül 2026'nın ortalarına gelindiğinde "silahın teslimi" ifadesinden "silahın düzenlenmesi" ifadesine, kesin bir son tarihten ise müzakere sürecinin "başlangıç noktası" tanımına dönüştü.
30 Eylül 2026 tarihi, Irak'tan kapsamlı bir Amerikan çekilmesini temsil etmiyor. Yaşanan şey, "Kararlı Azim Operasyonu"nun muharebe görevinin sona ermesi ve Bağdat'taki büyükelçilik bünyesinde faaliyet gösteren "Güvenlik İşbirliği Ofisi" çerçevesinde bir Amerikan varlığını sürdüren ikili bir güvenlik ortaklığına geçiş.

Sudani'nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na yaptığı ziyaretin perde arkası, silahlı gruplarla varılan 12 maddelik bir anlaşmayı gözler önüne serdi. Anlaşma; 90 günlük bir ateşkesi, silah meselesine ilişkin zaman çizelgesinin Haziran 2027'ye kadar uzatılmasını ve füzeler, saldırı amaçlı insansız hava araçları gibi stratejik silahların düzenli Irak ordusuna değil, Haşdi Şabi komutanlığına aşamalı olarak teslim edilmesinin başlatılmasını içeriyor.
Söylemdeki bu dönüşüm derin bir anlam taşıyor: Devletin, silahlı gruplardan zorlayıcı güçlerini söküp alma konusundaki yetersizliğini örtük biçimde kabul etmesi ve bu silahları kurumsal bir isim altında yeniden adlandırarak onlara hukuki bir meşruiyet kazandırmakla yetinmesi.
Kitaib Hizbullah, Nüceba Hareketi ve Seyyid'üş-Şüheda Tugayları gibi büyük silahlı grupların tepkisi olumlu olmadı. Nüceba'nın Genel Sekreteri Ekrem el-Kabi, silahın "kırmızı çizgi" olduğunu açıkladı. Diğer bazı gruplar ise silahsızlanma için imkansız denecek şartlar öne sürdü: Türkiye'nin Irak'ın kuzeyinden tam çekilmesi, Kürt kökenli İranlı muhaliflerin Irak topraklarından çıkarılması, federal ordunun Kürdistan bölgesi üzerinde tam kontrol kurması ve kapsamlı bir hava sahası egemenliğinin sağlanması.
Bu şartların amacı açık: Silahı elde tutmak için sürekli bir gerekçe oluşturmak. Amerikan işgaline "direniş" bahanesi düştükten sonra, silahlı gruplar hızla yeni bir anlatıya sarıldı: Bölgesel "direniş eksenini" koruma söylemi. Bu söylem, 2026 olayları sırasında İsrail, Suudi Arabistan ve Ürdün'e yönelik gerçekleştirdikleri operasyonlara dayandırılıyor.
Buradaki temel çıkmaz, bu grupların kanun dışı örgütler olmamaları; aksine 2016 tarihli yasayla yasallaştırılan Haşdi Şabi kurumu aracılığıyla devlet yapılarına entegre olmuş olmalarıdır. Bu durum, düzenli kuvvetler dışındaki askeri milisleri yasaklayan Irak Anayasası'nın 9. maddesiyle doğrudan çelişiyor.
Silahlı grupların etkisi, askeri sınırların ötesine geçerek ekonomik alana da uzandı. Haşdi Şabi'nin ekonomik kolu olan "el-Mühendis İnşaat Şirketi"ne bir milyon iki yüz bin dönümlük devlet arazisi tahsis edildi, ihale şartlarından muaf tutuldu ve devlet sözleşmelerinde öncelik tanındı. Silahlı gruplardan ekonomik bir imparatorluğa dönüşen bu yapı, gelecekte onları çözmeye yönelik her türlü girişimi daha da zorlaştırıyor.
En etkili araç: Silah
Doğrudan askeri çatışma seçeneğinin bulunmadığı bir ortamda, mali araç en etkili silah olarak öne çıkıyor. ABD Hazine Bakanlığı, İran Devrim Muhafızları Ordusu ve Kitaib Hizbullah adına dolar transferine aracılık eden düzinelerce Iraklı bankanın işlemlerini dondurdu ve Nisan 2026'da bir baskı unsuru olarak 500 milyon dolar değerindeki bir nakit dolar sevkiyatını durdurdu. Sudani teorik olarak bu "dolar silahını" silahlı grupları itaate zorlamak için kullanabilir; ancak bu aracın kullanımı, birbirine dolanmış karmaşık çıkar ağları tarafından ciddi biçimde sınırlanıyor.
Kürdistan bölgesi, çekilmeden en fazla etkilenen taraf olarak öne çıkıyor. Amerikan askeri varlığı, bölgenin silahlı gruplara ve İran baskısına karşı özerkliğinin temel güvencesiydi. Silahlı grupların, silahsızlanma karşılığında Peşmerge'nin federal komuta altına entegre edilmesini şart koşması, bölgenin anayasal güçlerini "tanınmış bir bölge muhafız gücü" konumundan açıkta kalmış bir pazarlık kozuna dönüştürüyor.
Çekilmenin ertesi gününde ortaya çıkan asıl soru, Irak'ın DEAŞ artıklarıyla baş edip edemeyeceği değil; daha derin bir mesele: Savaş ve barış kararını fiilen kim elinde tutuyor? Bağdat'taki başkomutan mı, yoksa Tahran'daki silahlı grup liderleri mi?
Hükümetin söyleminde "silahın teslimi" ifadesinden "silahın düzenlenmesi" ifadesine geçilmesi, bu soruyu açıkça yanıtlıyor.
Irak, "kısıtlı bir egemenliğe" doğru ilerliyor; devlet bağımsızlığını kutlarken, savaş ve barış kararı hâlâ kendi elinin dışında kalıyor.