8 Aralık Devrimi Sonrası Suriye: Balayından Realiteye Dönüş
20.02.2025 - 16:55 | Son Güncellenme: 20.02.2025 - 16:59
Suriye’de devrik diktatör Beşşar Esed’in Moskova’ya kaçışıyla beraber gerçekleşen 8 Aralık Devrimi’nin üzerinden iki aydan fazla bir zaman geçti. İki aylık bir balayının akabinde, devrim coşkusunun yavaşça sönümlenip insanların hayatlarına yeniden odaklanmasıyla beraber Suriye’nin gerçekleri daha fazla konuşulur hâle gelmeye başladı. Hâlihazırda Suriye halkının büyük oranda rahatladığı bir vakıa olarak önümüzde duruyor.
Esed’in ülkeden kaçışı ülkenin hemen her kesiminde bir rahatlamaya sebebiyet vermiş durumda. Halk yeni yönetime zaman tanıyor ve ciddi somut icraatlar görmek istiyor. Sabık rejimin destekçilerinin bir kesimi bile-genel af kapsamına alınmayan savaş suçluları hariç ki bu kişilere dönük yeni yönetimin güvenlik operasyonları ülkenin sahil kesiminde sürüyor-Beşşar Esed rejiminden duydukları memnuniyetsizliği dile getirir vaziyetteler.
Suriye’nin devrik tiranı Beşşar Esed Moskova’ya kaçarken arkasında sadece temel hizmetlerin halka verilemediği ve fiziksel olarak yıkılmış bir ülke bırakmadı. Esed aynı zamanda dini ve mezhebi fay hatlarıyla ciddi şekilde oynadığı bir ülkeyi yeni yönetime miras bırakmış oldu. Bu acı ve ağır mirasın yarattığı komplikasyonları izale etmek yeni yönetim için epey ağır bir yük. Ancak şu ana kadar ülkede intikam saldırılarının kısmi manada kalması ve yeni yönetimin suhuletle ve pragmatik bir şekilde hareket etmesi umut veriyor.
Suriye’de geçiş dönemi Devlet Başkanı Ahmed El Şara
29 Aralık 2025’te dar bir kesim üzerinden, askerî oluşumların onayı ile Ahmed el-Şara, Suriye’nin geçiş dönemi Devlet Başkanı seçildi. Her ne kadar yeni yönetim başta geniş kapsamlı bir Ulusal Diyalog Konferansı’nın yapılacağını ilan etse de bu gerçekleşmedi. Aslında geniş kapsamlı bir ulusal diyalog konferansının devrimden hemen sonraki 1-2 ay içinde gerçekleşmesi, böylesi bir toplantıdan konsensüsle bazı kararların çıkması da esasen pek mümkün değildi. Ülkede tarihi bir devrim gerçekleşmiş olsa da acı, işkence ve zulümle yoğrulmuş 13 yıllık bir krizin ortaya çıkardığı şedit dinamikler hâlâ sahada cari idi. Dolayısıyla aslında yeni yönetimin ulusal konferans konusunda beklentiyi yükseltmesi rasyonel değildi.
Sonuçta Ahmed el-Şara müttefik askerî oluşumlardan temsilcilerin iştirak ettiği ‘Zafer Konferansı’ adı verilen bir konferansta kendisini devlet başkanı ilan ettirdi ve fiili durumu resmiyete dökmüş oldu. Bu konferans medyada canlı dahi yayımlanmadı ve bazı kesimlerde hayal kırıklığına sebebiyet verdi. Bu durum bile askeri kamuflaj ile konferansa katılan Ahmed el-Şara’nın her şeyi kontrol altında tutmak istediğinin bir göstergesi idi.
Konferansın sonuç bildirisinde ilan edilen kararlar da şaşırtıcı değildi. Bir sürpriz yaşanmadı. 8 Aralık’tan itibaren sahada var olan durum sadece resmileştirildi. 27 Aralık’ta Saldırganlığı Caydırma Operasyonu’na öncülük eden ve 8 Aralık Devrimi’nin öncülüğünü yapan HTŞ dahil bütün askerî yapılar konferansta resmen feshedildi. Bütün örgütlerin yeni Suriye ordusuna eklemleneceği ilan edildi. Sonuç bildirisi ülkenin istikrarının, inşasının ve kalkınmasının önceleneceğini ortaya koydu. Devlet Başkanı seçilmesinin akabindeki gün Şara ilk ulusa sesleniş konuşmasını da gerçekleştirdi ve kapsayıcı bir geçiş yönetimi kurma sözü verdi. Bu konuşmadan sonra Şara’nın cumhurbaşkanı seçilme yöntemine itiraz edenler bile bir nebze eleştirilerini azaltmış oldu. Bununla birlikte şubat ayının ortasına doğru Şara, Ulusal Diyalog Konferansı’nın toplanabilmesi için Suriye’nin farklı kesimlerinden 7 kişilik bir hazırlık komitesi oluşturdu.
Bu önemli gelişmeler yaşanırken ülkenin bölgesel ve uluslararası statüsünün geliştirilmesi için çabaların yoğunlaşacağı da bekleniyordu ki yeni yönetim çok ciddi bir diplomasi trafiğine girişmiş durumda.
Yeni Şam yönetiminin diplomasi atağı
Hem Suriye Devlet Başkanı el-Şara, hem de yeni yönetimin Dışişleri Bakanı Esad Şeybani çok ciddi bir diplomasi trafiği yürütüyor haldeler ki Şeybani Davos’a dahi gidip İngiltere eski Başbakanı Tony Blair’in sorularını bir mülakatta yanıtladı. Şeybani ayrıca Fransa’da Suriye konulu bir toplantıya katılıp Macron ile de görüştü.
Ahmed el-Şara ise beklendiği üzere ilk yurtdışı ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdi. Şara’nın ziyaretinden önce de Şeybani Körfez turuna çıkmış ve bu kapsamda Suudi Arabistan’ı da ziyaret etmişti. Suudi Arabistan’da önemle karşılanan Şara, umre de yaptı. Kendisine verilen yüksek ehemmiyetin bir göstergesi olarak Şara’nın Kabe’nin içine girmesi ve orda dua etmesi de sağlandı. Suriye’nin inşası için 400 milyar dolardan fazla bir paranın gerektiği farklı raporlara yansımış durumda. Bu parayı tek bir ülkenin vermesi de muhal.
Öte yandan, Suudi Arabistan ülkenin yeniden inşasına ciddi manada kaynak ayırabilecek, aynı zamanda hem insani yardım konusunda Şam’a yardım edebilecek hem de farklı sektörlerde yatırım yapabilecek bir ülke olarak temayüz ediyor. Dahası yeni yönetimin bölgesel ve uluslararası meşruiyetinin sağlaması noktasında da Suudilerin desteği mühim. Suudi Arabistan’ın Suriye’ye gösterdiği ihtimamın arkasında ne olabilir diye düşündüğümüzde ise karşımıza şunlar çıkıyor: Öncelikle Suudi Arabistan, İran’ın bölgesel rolünün azalmasından son derece memnun. Dahası Müslüman Kardeşler çizgisinden gelmeyen Şara’nın bölgeye devrim ihracı niyeti olmadığından da emin vaziyette. Bu iki faktör Şara’yı daha kabul edilebilir bir aktör kılıyor Riyad açısından. Örneğin Riyad aynı ihtimamı Mısır’daki Mursi yönetimine göstermemiş ve BAE ile Kahire’de bir karşı devrime girişmişti. Türkiye de Körfez ülkelerinin bilhassa da Suudi Arabistan’ın öneminin farkında ve 2013 Mısır senaryosunun Suriye’de tekrarlanmaması için Körfez ülkelerinin Suriye’nin geçiş döneminin bir aktörü olması gerektiğinin bilincinde. Dolayısıyla Ankara’nın Suriye’yi Körfez ile ciddi ilişkiler kurma noktasında teşvik ettiği ortada.
Suudi Arabistan’dan sonra Şara, Türkiye’yi de ziyaret etti ve büyük bir önemle karşılandı. Ayrıca Şara’nın Irak’ta yapılması beklenen Arap Birliği zirvesine katılması bekleniyor ki böylesi bir gelişme Şam’a karşı çekingen davranan Bağdat yönetimi açısından olumlu bir tutum olacaktır. Bunun yanında Şara, Şam’da pek çok ülkeden delegasyonları kabul etmeye devam ediyor. Örneğin Katar Emiri Temim Bin Hamad el-Sani, Şara’yı Şam’da ziyaret eden ilk devlet başkanı oldu.
Putin’in Orta Doğu ve Afrika Özel Temsilcisi Mihail Bogdanov dahi Şara ile Şam’da bir araya geldi zira Esed rejiminin devrilmemesi için 2015 yılından beri elinden geleni yapan Moskova, Afrika operasyonları için çok önem verdiği Tartus ve Lazkiye’deki varlığı için Şara’ya muhtaç vaziyette. Esed’in düşüşüyle büyük güç statüsü ciddi zarar alan Rusya, Doğu Akdeniz’deki varlığını korumanın derdine düşmüş durumda. Yeni Suriye yönetimi de Moskova ile köprüleri büsbütün atmak istemiyor gibi bir tablo çiziyor şu an. Bu durum anlaşılır zira Yeni yönetim Moskova’dan Esed’in Suriye’ye teslim edilmesini talep ediyor. Rusya’nın Suriye’deki varlığı noktasında Esed’in teslimi bir pazarlık unsuru haline dönüşmüş vaziyette yani.
İran’a karşı ise farklı bir süreç yürütüyor yeni Şam yönetimi. İran Suriye’de mezhebi hassasiyetleri kaşıyarak adeta bir karşı devrim yapmak istedi. Bu işe yaramayınca Tahran Şam yönetimi ile Suriye’deki İran büyükelçiliğini yeniden açmak için gönüllü olduğunu ifade eden açıklamalar yaptı.
Kayda değer bir başka nokta da şu: Ahmed Şara’nın devlet başkanı seçilme yönteminden bağımsız olarak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan, Almanya Şansölyesi Olaf Scholz’a, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den, Ürdün Kralı Abdullah’a ya da Umman Sultanı Heysem Bin Tarık’a kadar pek çok siyasi lider kendisini arayıp devlet başkanı seçilmesi vesilesiyle kendisini kutladı. Şara Berlin ve Paris’e davet edildi. Putin, Esad Şeybani’yi Moskova’ya davet etti. Şara’nın bir noktada Trump ile görüşmesi, Washington’a gitmesi sürpriz olmayacaktır.
Siyasal geçiş süreci
Ahmed el-Şara’nın Ulusal Diyalog Konferansı için bir komite oluşturması ile geçiş dönemi için umutlar tazelendi. Şara geniş kapsamlı bir şekilde yeni bir anayasa yazılacağını ve bunun da üç sene sürebileceğini belirtiyor. Ülkede özgür ve adil bir seçimin yapılabilmesi için de dört yıllık bir sürecin gerekebileceğini ifade ediyor. Bu ne ölçüde mümkün olacak bunu zaman gösterecektir. Geçiş sürecinin sancıdan azade almayacağı aşikâr. 13 yıl boyunca savaş yaşayan bir ülkede siyasal ve toplumsal bütünleşmeyi sağlamak kolay olmayacaktır. Yeni yönetimin ülkede zorunlu askerliği kaldırması ve orduyu bu temelde yapılandırması da hem toplumsal bütünleşme hem de ülkeye geri dönüşlerin hızlanması açısından mühim bir adım.
Şu an için beklenen 1 Mart’ta daha kapsamlı, Suriye’nin etnik ve dini çeşitliliğini yansıtan yeni bir hükümetin ilan edilmesi. Suriye yıkıcı iç savaş sonrası elektrik problemlerinden, su sorunlarına kadar pek çok temel hizmette sorun yaşayan bir ülke haline geldi. Ekonomik kriz de çok derin. Her ne kadar 8 Aralık Devrimi’nden sonra Suriye lirası biraz toparlanmış olsa da ekonomik vaziyet hiç iç açıcı değil ve halkın çok büyük kesimi insani yardımlara muhtaç durumda.
Dolayısıyla yeni hükümetin halka temel hizmetleri sunmadaki performansı, Suriye’nin içinden ve diasporadan gelecek baskı ve uluslararası basınç da geçiş sürecinin ne zaman tamamlanacağı üzerinde doğrudan etkili olacaktır.
Batılı ülkeler de her ne kadar yeni yönetime karşı muhtelif rezervlere sahip olsalar da Rusya ve İran’ın Suriye’deki gücünün kırılmasının ve Suriye’nin jeopolitik kimliğinin değişme rotasına girmesinin de etkisiyle Şam’ın yeni yöneticilerine belli ölçüde bir kredi açmış durumdalar. AB örneğin Suriye üzerindeki yaptırımları hafifleteceğinin sinyallerini verdi. Bu yılın başında da ABD Suriye için bazı kısıtlamalarda yumuşamaya gitti. Elektrik ve su gibi hizmetler için 6 aylığına Suriye’ye dönük kısıtlamalar yumuşatıldı. Şam yönetiminin istediği şey ise Sezar yaptırımları dahil Suriye’ye dönük bütün yaptırımların tamamen ortadan kaldırılması.
Bunları yakın vadede almaları ise zor görünüyor çünkü AB ve ABD yaptırımları Suriye’ye dönük yaptırımları tamamen kaldırdıklarında yeni Şam yönetimine dönük ellerindeki önemli bir kozu kaybedeceklerdir. Dolayısıyla yaptırımların tamamen kaldırılması muhtemelen zamana yayılacak ve yeni yönetimin gireceği siyasal rota yakından izlenecektir. Ülke üzerindeki yaptırımların devam ettiği bir vasattaysa Suriye’nin kendisine yeter bir ekonomik ekosisteme kavuşması güç olacaktır. Bu durum dolayısıyla çok muhtemelen Şam yönetimi dış ilişkilerinde Batı ve Batı-dışı güçler arasında bir denge kurmaya çabalayarak bütün yumurtaları aynı sepete koymama gayretinde olacaktır.
Göç, terör, istikrar
8 Aralık Devrimi’nden bu yana medyaya yansıyan haberlere göre Suriye’ye 500 bin kişi geri döndü. Dönenlerin çoğu Lübnan’dan olsa da (Suriyelilerin kötü koşulları Lübnan’da çok bariz idi) Türkiye’den de 80 binden fazla kişi Suriye’ye döndü. Kışın bitişi ile beraber Suriye’ye dönüşlerin artacağı da tahmin ediliyor.
Suriye’de yeniden inşa faaliyetlerin artması, yaptırımların yumuşatılması, bu vesileyle yatırımların artması ve ekonomik kalkınmanın sağlanmasıyla beraber ülkeye geri dönüşler artacaktır. Bu durum AB ülkelerinden dönüşler için de geçerli. AB Suriye krizinden etkilenen bir blok. Terörizm ve mülteci meselesi, ekonomik yük, bunların neden olduğu siyasi sistemde aşırı sağın yükselişi gibi faktörler AB’yi olumsuz etkiledi. Dolayısıyla AB’nin geçiş sürecinde proaktif olması şart.
Suriye’nin kuzeydoğusunda SDG kontrolündeki IŞİD mensubu tutuklular da ülkede bir tehlike arz ediyor. Ama SDG ve yeni yönetim arasında bir uzlaşı olduğu takdirde-ki bu durum Ankara, Washington ve Şam arasında bir uzlaşı gerektiriyor-IŞİD terörü meselesi Şam’daki yeni yönetimin meseleye dahliyle beraber de tali bir tehdit haline gelecektir.
Sözün özü, Suriye her alanda bir yeniden yapılanma sürecinden geçiyor. Yerle yeksan olmuş bir ülkeyi ayağa kaldırmak bir hayli zor bir görev. Ülkede yeni bir hikâyenin yazılması uzun yıllar alacaktır. Suriye’nin gireceği rotayı hem ülkenin iç dinamikleri hem diaspora baskısı hem de uluslararası aktörlerin Şam’a karşı tutunacağı havuç-sopa stratejisi belirleyecektir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.