4+4 Anlaşması Libya’daki Bölünmeyi Sona Erdirebilecek mi?
03.09.2026 - 12:21 | Son Güncellenme: 25.09.2026 - 10:38
Libya’daki “4+4” Mini Diyalog Komitesi, başkent Trablus’ta seçim sürecine ilişkin nihai anlaşmayı imzaladı. Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL), yıllardır seçimlerin önünü tıkayan siyasi çıkmazın aşılması açısından bu adımı önemli bir gelişme olarak sunmak istedi.
Ancak BM himayesinde aylarca devam eden müzakere ve toplantıların ardından gelen imza, Libya’daki anlaşmazlıkları sona erdirmedi. Aksine mücadeleyi daha hassas bir aşamaya taşımış görünüyor. Anlaşmayı onaylama meşruiyeti kime ait? Anlaşmayı uygulayabilecek güç kimde? Daha da önemlisi, seçimlere giden süreçte Libya’yı kim yönetecek?
Birleşmiş Milletler, anlaşmanın seçimlerin önündeki ilk engelleri aşmak için uygulanabilir bir temel oluşturduğu görüşünde. Ancak Libya’daki önemli aktörler anlaşmaya oldukça temkinli yaklaşıyor. Hatta bazı taraflar imza törenine katılmayı dahi reddetti. Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale törene katılmayacağını bildirirken, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi de törende yer almadı. Temsilciler Meclisi’nde ise Meclis Başkanlığı ile anlaşmayı desteklemeye hazır olduklarını belirten bazı üyeler arasında görüş ayrılığı yaşandı.
Dolayısıyla seçimlere doğru yeni bir dönemin başlangıcı olması beklenen imza töreni, gerçekte anlaşmanın kendisi etrafında yeni bir siyasi ve hukuki mücadelenin başlangıcına dönüşebilir.
“4+4”ten meşruiyet sınavına
“4+4” Komitesi, Temsilciler Meclisi ile Devlet Yüksek Konseyi’nin seçim sürecine ilişkin temel başlıklarda uzlaşamaması üzerine BM öncülüğünde oluşturuldu. Özellikle Ulusal Yüksek Seçim Komisyonu yönetiminin yeniden yapılandırılması ve seçim yasalarındaki anlaşmazlıkların giderilememesi, yeni bir mekanizma arayışını gündeme getirdi.
Komitede ülkenin doğu ve batısındaki kamplardan temsilciler yer aldı. Birleşmiş Milletler bu formülle, siyasi tıkanıklığın bir parçası hâline gelen kurumları aşarak sahadaki en etkili güçler arasında doğrudan mutabakat sağlamayı amaçladı.
Tunus’ta yapılan bir dizi toplantının ardından komite üyeleri 20 Ağustos’ta anlaşma taslağını parafladı. Nihai anlaşma ise 30 Ağustos’ta Trablus’ta imzalandı.
Ancak burada dikkat çekici bir çelişki ortaya çıktı. Mevcut kurumların başarısızlığını aşmak için kurulan komite, şimdi anlaşmasına hukuki ve siyasi meşruiyet kazandırabilmek için yine aynı kurumlara ihtiyaç duyuyor.
Asıl sorun da burada başlıyor. Belge, Temsilciler Meclisi ile Devlet Yüksek Konseyi’ne anlaşmayı onaylamaları için bir aylık süre tanıyor. Bunun gerçekleşmemesi hâlinde ise anlaşmaya anayasal belge niteliği kazandıracak, geniş katılımlı ulusal bir mekanizmaya geçilmesi ve gerekirse Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden destek istenmesi öngörülüyor.
Bu formül oldukça hassas bir soruyu beraberinde getiriyor. Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu, yürürlükteki hukuki düzenlemelere göre yasama ve anayasal yetkilere sahip Libya kurumlarını aşarak, bu kurumların doğrudan hazırlanmasına katılmadığı bir siyasi anlaşmayı onaylatmak için yeni bir mekanizmaya başvurabilir mi?
Anlaşmaya karşı çıkanlara göre bu sorunun yanıtı açık biçimde “hayır”.
BM açısından ise mesele daha karmaşık. Misyon, mevcut kurumların seçimleri sürekli engellemesinin geçiş döneminin sonsuza kadar sürmesi için gerekçe olamayacağı görüşünde.
Fokus+’a konuşan Libyalı akademisyen Dr. Saad Ahmed Selame, “4+4” Anlaşması’nın Libya krizinde nihai bir kırılma noktası olarak görülmemesi gerektiği uyarısında bulundu. Selame, Libya tecrübesinin bir anlaşmanın imzalanmasının, onun uygulanabileceği anlamına gelmediğini defalarca gösterdiğini belirtti.
Selame’ye göre “4+4” Anlaşması, 2015’teki Suheyrat Anlaşması’ndan 2020 Cenevre sürecine kadar önceki girişimleri sekteye uğratan aynı sorunlarla karşı karşıya. Geçmişte de anlaşmalar imzalanmış, takvimler açıklanmış ve krizin sona ermesinin yakın olduğuna ilişkin büyük bir iyimserlik oluşmuştu. Ancak söz konusu mutabakatlar daha sonra yeni geçiş dönemlerine dönüştü.
Selame, “4+4” Anlaşması’nı imzalayan tarafların Libya sahnesindeki nüfuzlu güçlerin bir bölümünü temsil ettiğini ancak bu nüfuzun büyük ölçüde silahlı güç, coğrafi kontrol ve yerel etkiden kaynaklandığını söyledi. Buna karşılık söz konusu tarafların ülke çapında kapsamlı bir siyasi ve toplumsal temsile sahip olmadığına dikkati çekti.
Anlaşmanın siyasi, toplumsal, ideolojik ve askerî açıdan süreci etkileyebilecek veya engelleyebilecek tüm güçleri kapsamadığını vurgulayan Selame, “Anlaşmayı ortaya çıkarmak başka, onu uygulayabilmek tamamen başka bir şeydir.” değerlendirmesinde bulundu.
Selame’ye göre imza masasında bulunmayan ancak süreci engelleme gücüne sahip tek bir etkili aktörün varlığı bile anlaşmanın tamamını başarısızlığa uğratmaya yetebilir.
Devlet Yüksek Konseyi ile Temsilciler Meclisi’nin tutumu
Devlet Yüksek Konseyi’nin tavrı, en net tutumlardan biri oldu. Konsey, imza törenine katılmayacağını açıklarken bu kararın seçimleri veya BM yol haritasını reddetmek anlamına gelmediğini, itirazın anlaşmanın hazırlanma yöntemine yönelik olduğunu vurguladı.
Konsey açısından sorun seçimlerin yapılması ilkesinde değil, uzlaşmanın nasıl oluşturulduğunda yatıyor.
Devlet Yüksek Konseyi, siyasi ve seçimlere ilişkin temel meselelerin, kendisinin sonuçların hazırlanmasına fiilen ortak olmadığı sınırlı temsile sahip bir komite üzerinden kararlaştırılması hâlinde bunun “ulusal uzlaşı” olarak sunulamayacağını düşünüyor.
Bu itirazın merkezinde aslında meşruiyet kavramı üzerindeki mücadele bulunuyor. Devlet Yüksek Konseyi, Libya kurumlarının karar alma sürecinin ortağı olmaktan çıkarılıp daha sonra kendi dışında oluşturulan düzenlemeleri yalnızca onaylaması beklenen kurumlara dönüştürülmesinden endişe ediyor.
Konsey ayrıca daha önce Temsilciler Meclisi ve Devlet Yüksek Konseyi tarafından seçim yasalarını hazırlamak amacıyla oluşturulan “6+6” Komitesinin çalışmalarının aşılmasına da karşı çıkıyor. Konsey’e göre daha önce hazırlanan seçim yasalarının, bunları oluşturan komitenin dışında yeniden tartışmaya açılması krizi çözmek yerine yeniden üretebilir.
Bu nedenle Devlet Yüksek Konseyi’nin itirazı yalnızca usule ilişkin bir çekince olarak görülmüyor. Aynı zamanda Konsey’in Libya’daki siyasi karar alma mekanizmasındaki konumunu koruma çabası olarak değerlendiriliyor.
Temsilciler Meclisi’nde ise tablo daha karmaşık.
Meclis Başkanlığı henüz kurumsal ve kesin bir tutum açıklamazken, bazı milletvekilleri anlaşmanın Temsilciler Meclisi içinde destek gördüğünü belirtti. Hatta Meclis Başkanlığı’nın çağrı yapmaması hâlinde bile anlaşmanın onaylanması için özel bir oturum düzenlenebileceği yönünde açıklamalar yapıldı.
Bu durum yeni bir bölünmeyi ortaya koyuyor. Ayrışma yalnızca Temsilciler Meclisi ile Devlet Yüksek Konseyi arasında değil, kurumların kendi içinde de yaşanıyor.
Temsilciler Meclisi’nin bazı üyeleri anlaşmayı siyasi tıkanıklıktan çıkmak ve seçimlere gitmek için bir fırsat olarak görürken, Meclis Başkanlığı anlaşmayı kurumun yetkilerini ve rolünü aşan bir süreç olarak değerlendirebilir.
Bu ayrışma önümüzdeki dönem açısından belirleyici olabilir. Çünkü anlaşmanın yalnızca kamuoyundan destek görmesi yeterli değil; siyasi ve hukuki olarak uygulanabilir hâle getirilmesi gerekiyor.
Dolayısıyla yaklaşan mücadele yalnızca anlaşmanın içeriği üzerine değil, Libya kurumları içinde karar alma yetkisinin kime ait olduğu konusunda da yaşanabilir.
Seçim komisyonu ilk gerçek sınav olacak
Ulusal Yüksek Seçim Komisyonu dosyası, “4+4” Anlaşması’nın kâğıt üzerinden uygulamaya geçip geçemeyeceğinin ilk gerçek sınavı olabilir.
Anlaşmada Seçim Komisyonu yönetiminin yeniden yapılandırılması, İbrahim Atiyye’nin başkan, Sena el-Lişani’nin ise başkan yardımcısı olarak atanması ve altı yeni üyenin görevlendirilmesi tavsiye ediliyor.
Ancak dikkat çekici biçimde Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, “4+4” Anlaşması’nın imzalandığı gün İmad es-Sayih’i Seçim Komisyonu Başkanı olarak atayan bir karar çıkardı.
Böylece mesele siyasi anlaşmazlığın ötesine geçerek doğrudan yetki tartışmasına dönüştü. Seçim Komisyonu’nun başkanı kim olacak? Mevcut yönetim tarafından atanan kişi mi, yoksa “4+4” Anlaşması’nın atanmasını önerdiği isim mi?
İlk bakışta teknik bir mesele gibi görünse de bu durum Libya krizinin özünü yansıtıyor: Birden fazla karar merkezinin bulunması ve yetkilerin birbiriyle çatışması.
Meşruiyete, bağımsızlığa ve aldığı kararları uygulama gücüne sahip bir seçim komisyonu olmadan seçim sürecinin başlaması mümkün değil. Seçimleri yönetecek kurumun kendisi bile Libya kurumları arasında tartışma konusu olursa, iki yıl içinde seçim yapılacağı yönündeki hedef, somut bir uygulama takviminden çok siyasi bir hedef olarak kalabilir.
Asıl sınav seçim değil, seçim öncesindeki ortam
Dr. Selame, Libya krizinde sorunun özünün yalnızca sandığa ulaşmak olmadığını belirtiyor.
Fokus+’a yaptığı değerlendirmede Selame, Libya’daki asıl sorunun seçimlere ulaşmak değil, seçim sürecini koruyabilecek ve sonuçlarına saygı gösterilmesini sağlayabilecek siyasi, hukuki ve güvenlik ortamını oluşturmak olduğunu söyledi.
Her seçimin açık kurallara, uygun bir ortama ve sonuçlara ilişkin güvencelere ihtiyaç duyduğunu belirten Selame, en önemlisinin ise sonuçların kendi lehine çıkmaması durumunda farklı tarafların yenilgiyi kabul etmeye hazır olması olduğunu vurguladı.
Selame’ye göre Aralık 2021 seçimleri bunun açık bir örneğini oluşturuyor. Libyalı taraflar seçimlerin yapılmasının beklendiği aşamaya kadar gelmiş ancak süreç tamamlanamadan çökmüştü.
Bu nedenle asıl sorun sandık gününe ulaşmak değil, Selame’nin ifadesiyle “sandığı koruyacak ve sandıktan çıkan sonuca saygı gösterecek” siyasi, hukuki ve güvenlik ortamını oluşturmak.
Seçim yasaları eski tartışmaları yeniden gündeme getiriyor
Tartışmalar yalnızca Seçim Komisyonu’yla sınırlı değil. Anlaşmanın en hassas bölümlerinden birini seçim yasaları oluşturuyor. Bu dosya, Aralık 2021 seçimlerini sekteye uğratan ve Libya’yı yeniden siyasi bölünmeye sürükleyen temel konular arasında yer alıyor.
Anlaşmada 2023 tarihli 28 sayılı yasa, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin temel hukuki dayanağı olarak kabul ediliyor. Bununla birlikte askerî personelin aday olmasına ve oy kullanmasına izin veren değişiklikler öngörülüyor. Çifte vatandaşlığa sahip kişilerin de aday olabilmesine izin veriliyor ancak seçimi kazanan kişinin yemin etmeden önce Libya dışındaki vatandaşlığından vazgeçmesi şart koşuluyor.
Anlaşmada ayrıca ikinci tur seçimleri ve adayların göstermesi gereken destekçi sayısıyla ilgili değişiklikler bulunuyor. Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin birbirinden ayrılması da öngörülüyor. Böylelikle seçimlerden birinin yapılamaması durumunda diğer seçim sürecinin devam ettirilmesi amaçlanıyor.
Ancak söz konusu değişiklikler yalnızca teknik düzenlemelerden ibaret değil. Her seçim maddesinin arkasında belirli isimler, aktörler ve güç merkezleriyle bağlantılı siyasi hesaplar bulunuyor.
Örneğin askerî personelin cumhurbaşkanlığına aday olabilmesine izin verilmesi, Libya’daki en tartışmalı konulardan birini yeniden gündeme taşıyor. Özellikle Halife Hafter’in ülkenin doğusunda sahip olduğu geniş askerî nüfuz bu tartışmanın merkezinde yer alıyor.
Çifte vatandaşlığa sahip kişilerin aday olabilmesi ise daha önceki adaylık şartları nedeniyle yarışa katılamayan bazı isimlerin önünü açıyor.
Bu nedenle seçim yasalarının değiştirilmesi yalnızca seçimlerin önündeki hukuki engellerin kaldırılması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda iktidar mücadelesinin kurallarının yeniden belirlenmesi anlamına geliyor.
Anlaşma askerî aktörlerin önünü mü açıyor?
Anlaşmaya ilişkin en hassas tartışmalardan biri de burada ortaya çıkıyor.
Libya’daki cumhurbaşkanlığı seçimleri yalnızca sivil adaylar arasındaki bir yarış değil. Güvenlik ve askerî kurumları hâlâ bölünmüş bir devletin yönetimini kimin üstleneceğine ilişkin bir mücadele niteliği taşıyor.
Anlaşma askerî personelin aday olmasına ve oy kullanmasına izin verdiğinde, daha önce bazı askerî isimlerin doğrudan cumhurbaşkanlığı yarışına girmesini engelleyen kurallar da değişmiş oluyor.
Bu düzenlemeyi destekleyenler, Libyalıların belirli bir kesiminin adaylık hakkından mahrum bırakılmasının kapsayıcı seçim ilkesiyle bağdaşmadığını savunabilir. Karşı çıkanlar ise askerî yapının henüz birleşmediği bir ülkede askerî isimlerin siyasete katılmasına izin verilmesinin, askerî nüfuzun siyasi iktidara taşınmasının önünü açabileceği görüşünde.
Dolayısıyla soru yalnızca “Askerî personel aday olabilir mi?” meselesinden daha büyük.
Asıl soru şu: Libya, devlet kurumlarından bile daha güçlü saha nüfuzuna sahip askerî güçlerin bulunduğu bir ortamda özgür ve dengeli seçimler yapabilir mi?
Bu nokta, seçim dosyasını doğrudan askerî kurumların birleştirilmesi meselesine bağlıyor.
Birleşik hükûmet düğümü en zorlu başlık
“4+4” Anlaşması Seçim Komisyonu ve seçim yasaları konusundaki sorunları aşsa bile en zorlu düğüm başka bir yerde ortaya çıkabilir: Seçimlerden önceki dönemi yönetecek yürütme organı.
Belgeye göre seçimlerin, tek bir yürütme otoritesi ve birleşik ulusal kurumlar yönetiminde en geç 24 ay içinde yapılması gerekiyor.
Ancak anlaşma en önemli sorulara kesin bir yanıt vermiyor. Bu yönetimi kim oluşturacak? Başında kim olacak? Yetkilerinin sınırı ne olacak? Yönetim içindeki nüfuz nasıl paylaşılacak?
Bu noktada Libya krizi “Seçimleri nasıl yapacağız?” sorusundan, “Seçimler yapılana kadar Libya’yı kim yönetecek?” sorusuna dönüşebilir.
Siyasi açıdan ikinci soru çok daha kritik. Çünkü geçiş dönemini yönetecek yürütme organı kaynakları, kamu harcamalarını, atamaları ve egemen kurumları kontrol edecek. Aynı zamanda seçimlerin yapılacağı siyasi ve güvenlik ortamını etkileme gücüne de sahip olacak.
Dolayısıyla birleşik bir hükûmetin kurulması, “4+4” Anlaşması’nın ardından yaşanacak en büyük siyasi mücadeleye dönüşebilir.
Dr. Selame’ye göre “4+4” Anlaşması’nın başarı ölçütü yalnızca seçimlerin yapılmasını sağlayıp sağlamaması olmamalı. Asıl ölçüt, seçimleri geçiş döneminin gerçek anlamda sonuna dönüştürecek bir uzlaşı ortaya çıkarıp çıkaramayacağı olmalı.
Selame, temel sorunun anlaşmanın seçimleri geçiş döneminin son durağı hâline getirecek bir çözüme yol açıp açmayacağı olduğunu söyledi. Aksi durumda Libya’nın bir kez daha “yeni bir hükûmet, yeni bir yol haritası ve yeni bir geçiş dönemi” ile karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.
Sürecin krizi sona erdirmek yerine “krizi yeniden dolaşıma sokan ve iktidar alanlarını yeniden dağıtan” yeni bir döngüye dönüşmemesi gerektiğini vurgulayan Selame, Libya’nın yıllardır yaşadığı siyasi deneyimlerin ardından sonuçlar üzerinde rekabet etmeden önce oyunun kuralları konusunda anlaşması gerektiğini belirtti.
Selame’ye göre bunun için açık bir anayasal zemin, birleşik kurumlar, güvenlik düzenlemeleri ve tarafların seçim sonuçlarını kabul etmesini sağlayacak siyasi güvenceler gerekiyor.
Dibeybe ve Hafter arasında güç dengeleri yeniden şekilleniyor
Yeni süreci Trablus’taki Abdulhamid Dibeybe ile ülkenin doğusundaki Halife Hafter arasındaki güç dengelerinden bağımsız değerlendirmek mümkün değil.
Libya’daki mevcut durum artık yalnızca siyasi kurumlar arasındaki bölünmeden ibaret değil. Siyasi kurumlarla askerî, ekonomik ve bölgesel nüfuz ağları iç içe geçmiş durumda.
Bu nedenle kurulacak herhangi bir birleşik hükûmetin, sahada fiilen hâkimiyet kuran güçlerin çıkarlarını gözeten bir formüle dayanması gerekecek.
ABD’nin son dönemde Libya dosyasına giderek daha fazla ilgi göstermesinin ve Massad Boulos’un yürüttüğü girişimlerin arkasında da bu durum bulunuyor.
ABD, yürütme organının ve egemen kurumların birleştirilmesine, petrol ve enerji sektöründe istikrarın korunmasına, ayrıca askerî ve güvenlik kurumlarının bütünleştirilmesine daha fazla önem veriyor.
Bu yaklaşım, seçimleri yol haritasının merkezine yerleştiren BM’nin yaklaşımından kısmen farklılaşıyor.
Washington daha pragmatik bir çizgi izliyor. Önce güç merkezlerinin birleştirilmesi, ardından seçim yapılmasına imkân sağlayacak siyasi ortamın oluşturulması hedefleniyor.
ABD’nin Libya girişimi
“4+4” Anlaşması siyasi bir boşlukta ilerlemiyor. Birleşmiş Milletler seçim odaklı bir yol haritası üzerinde çalışırken Washington da hükûmetin, kurumların, ekonomik dosyaların ve güvenlik yapılarının birleştirilmesini esas alan paralel bir süreç yürütüyor.
Nihai çözümün nasıl olacağını ortaya koyan resmî bir ABD belgesi kamuoyuna açıklanmış değil. Buna rağmen son aylardaki Amerikan temasları, Washington’ın Libya meselesine artan ilgisini ortaya koyuyor.
Bu girişimler, ülkenin doğusu ve batısındaki tarafları geçmişte kolay olmayan bazı adımlar atmaya yöneltti. Bunlar arasında ortak bütçe konusunda uzlaşılması ve ortak askerî faaliyetlerin gerçekleştirilmesi de bulunuyor.
Ancak bu yaklaşımın önünde temel bir sorun var: Yönetimin birleştirilmesi, devletin de mutlaka birleşeceği anlamına gelmiyor.
Yürütme kurumları, siyasi ve anayasal bölünmenin kökleri ele alınmadan yalnızca sahadaki güçlü aktörler arasında yapılacak bir anlaşmayla birleştirilirse Libya, kurumsal bölünmeden farklı bir nüfuz paylaşımı modeline geçebilir.
Asıl kaygı da burada ortaya çıkıyor. Uzlaşının, sahadaki güçlü aktörlere devlet kurumları içinde geniş nüfuz alanları tanıyan yeni bir güç paylaşımı formülüne dönüşmesinden endişe ediliyor.
Dr. Selame de bu bağlamda “4+4” Anlaşması’nın başarısının dış desteğin büyüklüğü veya imza törenine katılan yetkili ve büyükelçilerin sayısıyla ölçülmemesi gerektiğini belirtiyor.
Selame, anlaşmanın başarısının “törene katılan büyükelçi sayısına indirgenemeyeceğini” vurguladı. ABD’nin Libya dosyasındaki temsilcisi Massad Boulos’un imza törenine katılmadığını, buna karşılık Birleşik Arap Emirlikleri’nin büyükelçi veya bir temsilci aracılığıyla törende bulunduğunu hatırlattı.
Selame’ye göre bu ayrıntılar siyasi mesajlar taşıyabilir ancak anlaşmanın başarı ölçütü bunlar değil.
Asıl ölçüt, anlaşmanın sürdürülebilir bir siyasi uzlaşı ortaya çıkarmaya katkı sağlayıp sağlayamayacağı. Böyle bir uzlaşının tekrar eden geçiş dönemlerine son vermesi ve ülkeyi sonuçları tüm taraflarca kabul edilecek seçimlere götürmesi gerekiyor.
Selame, ABD’nin rolü önemli olsa bile dış faktörlerin etkisinin abartılmaması gerektiğini de vurguluyor. Bir devletin nüfuz ve baskı araçlarına sahip olması, içeride sürdürülebilir bir uzlaşı oluşturabileceği anlamına gelmiyor.
Selame’ye göre dış müdahale tarafları aynı masa etrafında toplayabilir ancak tek başına “bir devlet inşa edemez”.
Libya’da çözümü hangi girişim belirleyecek?
Mevcut dönemin en belirgin özelliklerinden biri, Libya’nın artık tek bir çözüm girişimiyle karşı karşıya olmaması.
Bir yanda “Yapılandırılmış Diyalog” ve “4+4” Komitesi üzerinden ilerleyen BM süreci bulunuyor. Diğer yanda Massad Boulos’un temaslarıyla ilerleyen ABD girişimi var. Üçüncü bir hat ise Libya’daki üç konseyin, yani Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi’nin başkanlıkları tarafından yürütülüyor.
Ancak bu girişimler önceliklerin sıralanması konusunda tamamen aynı yaklaşımı benimsemiyor.
Birleşmiş Milletler seçimleri yol haritasının merkezine yerleştirirken ABD girişimi daha çok yönetimin ve kurumların birleştirilmesine, güvenlik ve ekonomi dosyalarının kontrol altına alınmasına yoğunlaşıyor.
Üç konseyin girişimi ise kurumsal meşruiyete ve mevcut kurumlar arasında uzlaşmaya dayalı bir süreçte ısrar ediyor. Bu yaklaşımda “6+6” Komitesi ve komitenin hazırladığı seçim yasaları temel alınıyor.
Dolayısıyla mücadele artık yalnızca Libya’nın doğusu ile batısı arasında yaşanmıyor. Aynı zamanda çözümün nasıl üretileceğine ilişkin farklı süreçler arasında da bir rekabet bulunuyor.
Yeni bir geçiş dönemi endişesi
2015’teki Suheyrat Anlaşması’ndan 2021 Cenevre sürecine kadar BM himayesinde oluşturulan uzlaşılar yeni geçiş kurumları ortaya çıkardı ancak geçiş dönemini sona erdirecek seçimlerin yapılmasını sağlayamadı.
“4+4” Anlaşması’nın üzerinde de bu geçmişin ağırlığı bulunuyor.
Libyalılar yalnızca yeni anlaşmanın ne söylediğine bakmıyor. Önceki anlaşmaların başına ne geldiğini de hatırlıyor.
Geçmişte her süreç, bölünmeyi sona erdirecek bir adım olarak başladı ancak zamanla bölünmenin yönetildiği yeni bir çerçeveye dönüştü.
Bu nedenle bugün en büyük kaygı, 24 aylık sürenin yeni bir geçiş dönemine dönüşmesi. Özellikle birleşik hükûmetin kurulmasının sekteye uğraması veya Seçim Komisyonu, yasalar ve adaylık şartları konusunda yeni itirazların ortaya çıkması bu riski artırabilir.
Böylece geçiş dönemlerini sona erdirmek için hazırlanan anlaşma, paradoksal biçimde yeni bir geçiş dönemi daha ortaya çıkarabilir.
Dr. Selame, Libya tecrübesinin ülkenin diğer uzlaşı unsurlarından bağımsız bir seçime değil, yapılacak herhangi bir seçimin sonuçlarını kabul ettirebilecek siyasi kurallara ihtiyaç duyduğunu gösterdiğini belirtiyor.
Selame’ye göre seçimler yalnızca sandığa gidilen bir an olarak görülmemeli. Birleşik kurumların, açık anayasal kuralların, güvenlik düzenlemelerinin ve sonuçların kabulünü sağlayacak siyasi güvencelerin bulunduğu daha geniş bir sürecin parçası olmalı.
Selame ayrıca seçimlerden önce, sonuçların açıklanmasının ertesi günü ne olacağı konusunda anlaşılması gerektiği uyarısında bulunuyor. Ona göre Libya krizinin özü yalnızca siyasi süreci düzenlemek değil, tarafların bu sürecin sonuçlarını kabul edip edemeyeceğinde yatıyor.
Güvenlik Konseyi anlaşmaya meşruiyet kazandırabilir mi?
Anlaşmanın en tartışmalı maddelerinden biri, belgenin Temsilciler Meclisi ile Devlet Yüksek Konseyi tarafından onaylanamaması hâlinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne başvurulabilmesi. Bu noktada ciddi bir siyasi ve hukuki sorun ortaya çıkıyor.
Güvenlik Konseyi, uluslararası düzeyde bağlayıcı kararlar alabilir ancak Libya’nın anayasal iradesinin yerine kolaylıkla geçemez. Uluslararası meşruiyet ile ulusal anayasal meşruiyet aynı şey değil. Birleşmiş Milletler anlaşmaya güçlü bir siyasi şemsiye sağlayabilir ve Güvenlik Konseyi de anlaşmaya uluslararası destek verebilir. Ancak bu durum, Libya’daki kurumların kendi yetkileriyle veya yürürlükteki hukuki referanslarla çeliştiğini düşündükleri maddeleri mutlaka uygulayacakları anlamına gelmiyor.
Bu nedenle Güvenlik Konseyi’ne başvurulması bir baskı aracı olabilir. Ancak Libyalı tarafların uluslararası toplumun dışarıdan siyasi düzenlemeler dayatmaya çalıştığını düşünmesi durumunda bu adım bölünmeyi daha da derinleştirebilir.
İki yıl içinde seçim gerçekçi mi?
En fazla 24 aylık bir takvim belirlenmesi, önceki siyasi süreçlerin en büyük sorunlarından biri olan ucu açık geçiş dönemlerinin önüne geçme girişimi olarak değerlendiriliyor.
Ancak mesele sürenin belirlenmesinden çok bu sürenin uygulanıp uygulanamayacağı.
Libya’da cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılabilmesi, yalnızca yasaların değiştirilmesi ve Seçim Komisyonu’nun oluşturulmasından çok daha fazlasını gerektiriyor.
Birleşik bir yürütme organına, sandıkları koruyabilecek güvenlik kurumlarına, seçim sonuçlarının kabulüne ilişkin açık kurallara, tartışmalı adaylarla ilgili düzenlemelere ve seçimi kaybeden tarafların sonuçları kabul edeceğine dair güvencelere ihtiyaç var.
Daha da önemlisi, siyasi ve askerî güçler birbirlerini reddetmeye devam ettiği sürece seçimlerin tek başına bölünmeyi sona erdirmesi mümkün değil.
Seçimler yapılabilir. Ancak taraflardan biri sonucu reddederse ne olacak? Önceki süreçlerin yanıtlayamadığı temel soru da bu.
Libya yeni bir yol ayrımında
Libya şimdi oldukça hassas yeni bir döneme giriyor. Yıllar sonra ilk kez ülkenin doğusu ile batısındaki bazı aktörler temel seçim konularının bir bölümü üzerinde uzlaşmış durumda. Bunun önemi küçümsenmemeli.
Ancak bu siyasi ilerleme daha derin bir sorunla karşı karşıya: Meşruiyet krizi ve birden fazla karar merkezinin varlığı.
Anlaşmanın sonuçlarını onaylayacak kurumlara ihtiyaç var ancak uygulamayı yapacak kurumların kendileri anlaşmanın meşruiyeti konusunda görüş ayrılığı yaşıyor. Yürütme organı bölünmüş durumda, askerî yapı birleşmiş değil ve anayasal zemin üzerindeki anlaşmazlık sürüyor.
Bu nedenle artık en önemli soru, “4+4 Komitesi bir anlaşma imzaladı mı?” değil.
Asıl soru şu: Libya’daki güçler bu anlaşmayı siyasi bir mutabakattan çıkarıp, kurumların ve sahadaki gerçek güçlerin kabul edeceği bağlayıcı kurallara dönüştürebilecek mi?
Bunu başarabilirlerse anlaşma, Libya’yı seçimlere götürecek gerçek bir dönüm noktası olabilir.
Ancak meşruiyet ve iktidar mücadelesini aşamazsa “4+4” Anlaşması, krizi sona erdirmekten çok yönetmeyi başaran anlaşmalar zincirinin yeni bir halkasına dönüşebilir.
Sonuç olarak Libya’daki sorun yeni yol haritalarının eksikliğinden çok, devletin ve kurumlarının nasıl şekilleneceği konusunda nihai bir uzlaşıyı sağlayabilecek ve herkesi siyasi oyunun kurallarını kabul etmeye zorlayabilecek ulusal siyasi iradenin bulunmaması.
Bu nedenle “4+4” Anlaşması’nın geleceğini Trablus’taki imza töreni veya uluslararası destek açıklamaları belirlemeyecek. Bunu önümüzdeki aylar gösterecek. Anlaşma kurumlara, yasalara, birleşik bir yönetime ve seçimlere mi dönüşecek, yoksa Libya kurumları, askerî güçleri ve uluslararası girişimleri arasında yeni bir mücadele alanına mı dönüşecek?
Libya’da seçimlere ulaşmak herkesin açıkladığı ortak hedef olabilir. Ancak gerçek mücadele hâlâ bundan önce gelen iki soru etrafında dönüyor: Seçimlere giden yolu çizme hakkı kime ait ve ülkeyi o noktaya ulaştırana kadar yönetme yetkisi kimde olacak?