"Nili": Osmanlı’ya Karşı Kurulan Hücre, Hamas’a Karşı Yeniden mi Doğdu?
19.10.2025 - 18:43 | Son Güncellenme: 19.10.2025 - 19:54
İsrail'in iç güvenlik teşkilatı Şin Bet, Aksa Tufanı Operasyonu'nun ardından Gazze'de savaşın başlamasıyla “Habak Nili” adlı bir grup kurmaya karar verdi.
Grubun amacı, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın askeri kanadı Kassam Tugayları liderliğinde İsrail ordusunun Gazze Tümeni mevzilerine ve Gazze yakınlarındaki Yahudi yerleşim yerlerine düzenlenen operasyona katılan herkesi öldürmekti.
Aksa Tufanı, İsrailli siyasi ve güvenlik yetkililerinin de kabul ettiği gibi güvenlik ve istihbarata karşı büyük bir darbe teşkil etti.
Gözden Kaçmasın
Şin Bet, ismini Osmanlı dönemine dayanan bir gizli örgütten alarak istihbarat çalışmaları ve suikastlar konusunda kadim bir mirası yeniden canlandırmaya yöneldi.
"Nili" Hücresi: Gerçek ve efsane Arasında
Şin Bet, 7 Ekim 2023 sonrası başlattığı suikast operasyonlarını tanımlamak için İbranice “Habak” terimini kullandı.
Bu terim, 1973’te Mısır ve Suriye ile yapılan savaş sırasında yaşanan istihbarat zafiyetlerini araştıran Agranat Komisyonu'nun önerilerinden biri olan "ileri komuta odası" kavramına atıfta bulunuyor.
Komisyon, siyasi mercilerden bağımsız olarak doğrudan karar alabilecek bir operasyonel istihbarat saha odasının kurulmasını önermişti.
“Nili” kelimesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren bir Yahudi casusluk hücresine atıfta bulunuyor.
Söz konusu hücre, İngiliz çıkarları doğrultusunda çalışarak Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmasına yönelik destek arayışlarının bir parçasıydı.
“Nili” ismi, Samuel Kitabı’ndaki “Nizha yishrael li yishker” ifadesinin kısaltması olup, İbranice’de “İsrail’in sonsuzluğu yalan söylemeyecek” anlamına geliyor.
Osmanlı yönetimi altında Filistin’de yaşayan Yahudiler tarafından kurulan bu gizli örgüt, İsrail istihbarat ve kültür kurumları tarafından Siyonist hareketin İngiltere’ye karşı siyasi kazanımlar elde etmesinde tarihsel bir dönüm noktası olarak görülüyor.
Ancak dönemin literatürü ve tarih kaynakları, hatta bazı akademik araştırmalar, Osmanlı’nın tepkisinden çekinildiği için Filistin’deki Yahudi toplumunun büyük bölümünün bu örgüte mesafeli yaklaştığını gösteriyor.
Örgütün kurucusu, Zichron Ya'akov yerleşiminden, doğa ve yer bilimleri araştırmacısı Aaron Aaronsohn’du.
Başlangıçta Atlit’te kurulan bir tarımsal deney istasyonu üzerinden İngiliz ordusuna bilgi aktaran yapı, zamanla Aharonson’un kız kardeşi Sara, erkek kardeşi Alexander, Avshalom Feinberg ile Naaman ve Eitan Belkind kardeşlerin katılımıyla genişledi. Hücre yaklaşık 30 üye ve birkaç işbirlikçiyi bünyesine kattı.
Bazı kaynaklara göre örgüte ismini veren ve Mısır’daki İngiliz komutanlığıyla bağlantıyı sağlayan kişi, Chabad’ın kurucu ailesinden Lyuba Şnevorson’du.
Hücre fikri nasıl ortaya çıktı?
Feinberg casusluk hücresi fikrini ilk kez Mart 1915’in sonlarında ortaya attı.
Arkadaşlarına sunduktan beş ay sonra ABD'ye ait bir mülteci gemisiyle Mısır’a giderek, İngilizlerle işbirliği yapma konusunda anlaştı ve Filistin’deki Osmanlı kuvvetleri hakkında bilgi iletme görevini üstlendi.
Ancak aylar geçmesine rağmen İngiltere sözlerini yerine getirmedi.
Feinberg, Sina üzerinden yeniden İngilizlerle temasa geçmeye çalıştı fakat Osmanlılar tarafından tutuklandı, daha sonra serbest bırakıldı.
1916’nın sonlarına doğru grup herhangi bir başarı elde edemeyince, Aaron Aaronsohn İstanbul’a, ardından Berlin ve İngiltere’ye gitti.
Feinberg’den haber alınamazken, arkadaşı Lichensky Refah’ta bir grup Bedevi’nin saldırısına uğradığını ve Feinberg’in öldüğünü, kendisinin ise hayatta kaldığını gruba anlattı.
Ancak bu olay şüpheye neden oldu; bazı Filistinli Yahudiler, Sarah Aharonsohn’un kıskançlık nedeniyle Feinberg’i öldürdüğünü iddia etti.
1917’de hücre ile İngilizler arasındaki temas, Filistin’in kuzeyindeki Atlit açıklarında demirlemiş bir casus gemisi aracılığıyla yeniden sağlandı.
“Nili” grubu, Şam’dan Beerşeba’ya kadar Osmanlı ordusu hakkında bilgi topladı ve mesajlarını İngiliz ordusuna iletmek için güvercin kullandı.
İsrail, hücrenin Osmanlı ve Alman orduları arasındaki iletişimde kullanılan şifreler ve cephedeki taktiksel konuşlandırmalarla ilgili bilgiler dahil olmak üzere değerli istihbarat sağladığını iddia ediyor.
Ancak grubun çalışmaları “düşük profesyonel standartlardaydı" ve denizdeki bir gemiye mesaj göndermeye dayalı bilgi aktarımında teknik zorluklar yaşandı.
Bu durum, hava koşullarına karşı savunmasız olan hücrenin bilgi aktarımında yaklaşık beş-altı hafta gecikmeye neden oldu ki bu süre savaş koşullarında pratik değildi.
Hücre, Osmanlı askerlerini “kalıcı ajanlar” olarak işe alamadı ve komutanlığın üst kademelerine sızamadı, bu da istihbarat başarısını çok sınırlı hale getirdi.
Osmanlılar, Nili’nin İngilizlerden aldığı paraları Filistin’de bulduktan sonra örgütü keşfetti.
Atlit istasyonundan ele geçirilen bir güvercin postası mektubu ve Feinberg’i aramak için Sina’ya giden Naaman Belkind’in tutuklanmasıyla soruşturma derinleşti.
Belkind, sorgulama sırasında tüm üyeleri itiraf etti.
Ekim 1917’de Osmanlı ordusu, Zichron Ya’akov yerleşimini kuşattı ve bir dizi Nili üyesini tutukladı.
Tutuklananlar arasında, İsrail kaynaklarına göre, “örgüt hakkında bilgi vermemek için kendini vuran” Sarah Aharonsohn da bulunuyordu.
Lichensky, rakip Yahudi örgütü Haşomer üyelerinin eline düşmeden önce kaçtı ve Osmanlı'nın cezasından korunmak amacıyla kendini vurdu.
Ancak aynı yılın Aralık ayında Belkind ile birlikte Şam’da tutuklandı ve idam edildi.
İsrail İstihbaratı: Kanlı bir tarih
İsrail istihbarat teşkilatları, Filistinliler ve Araplarla onlarca yıl süren çatışmalar boyunca, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile diğer grupların kadro ve yetkililerinin yanı sıra hem Filistin içinde hem de dışında Arap ve İslam alimleri ile önemli şahsiyetleri hedef aldı.
Ancak Ekim 2023 savaşı ise daha önce yaşananların çok ötesine geçerek, Arap ve İslam ülkelerindeki üst düzey liderleri hedef aldı ve başkentlerini bombaladı, suikastları benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaştı.
FKÖ liderlerine yönelik suikastlar
İsrail’in yurtdışındaki en önemli suikast operasyonları arasında, FKÖ liderlerine yönelik çok sayıda saldırı yer alıyor.
Mossad, Filistin devriminin başlangıcından itibaren onlarca Filistinli lidere suikast düzenledi.

Bunların en bilineni, eski Başbakan Golda Meir’in Münih saldırısının ardından başlatılan ve Kara Eylül örgütüne bağlı bir hücre tarafından gerçekleştirilen “Tanrı’nın Gazabı” operasyonuydu.
1970’ler ve 1980’lerde ise İsrail istihbaratı, “Filistin direniş zihniyetini kırmak” amacıyla bir dizi Filistinli siyasi ve askeri lideri hedef aldı.
Bunlar arasında Tunus’ta Halil el-Vezir (Ebu Cihad), Ebu Hasan Seleme, Salah Halef (Ebu İyad), Fahri el-Ömeri ve Hayel Abdülhamid (Ebu el-Hal) bulunuyor.
1970’lerde Lübnan’da “Gençlik Baharı” kod adlı bir sızma operasyonu düzenleyen İsrail, Fetih liderleri Ebu Yusuf el-Neccar, Kemal Advan ve Kemal Nasır’ı öldürdü.
Saldırının sorumluluğunu Sabri el-Benna (Ebu Nidal) liderliğindeki Fetih Devrim Konseyi üstlense de, Filistinli ve Arap kaynaklar arkasında Mossad olduğunu doğruluyor.
Suikastlar yazar ve hareketin Merkez Komitesi üyesi Mecid Ebu Şerar ve özellikle 1982 Savaşı sırasında merhum Cumhurbaşkanı Yaser Arafat’a yönelik tekrarlanan girişimleri de içeriyordu.
Diğer suikast hedefleri arasında Arap Milliyetçi Hareketi ve Halk Cephesi’nin kurucularından Vadih Haddad, FKÖ’nün Paris temsilcisi Mahmud el-Hamşari, Paris ofisi müdür yardımcısı Fadel Said el-Dhani, Fransa’daki örgüt kadrolarından Mahmud Veld Salih, yazar ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi lideri Ghassan Kanafani, FKÖ’nün Roma temsilcisi Wael Zuaiter, Brüksel temsilcisi Naim Kadir, Filistin Güvenlik Şefi Atef Bseiso ile diğer siyasi ve askeri liderler yer aldı.
İntifada liderlerini ve grupları hedef aldı
Birinci İntifada’yı takiben İsrail, siyasi çözüm sürecini reddeden İslami Cihat ve Hamas hareketlerinin liderlerini hedef almaya yoğunlaştı.
Bu kapsamda gerçekleştirilen operasyonlar arasında, İslami Cihat Genel Sekreteri Fethi Şikaki'ye ve Amman’da Halid Meşal’e düzenlenen suikast girişimi öne çıkıyor.
Ayrıca İslami Cihat hareketinin liderleri İzzeddin Şeyh Halil, Nidal ve Mahmud el-Meczoub’a yönelik saldırılar ile Hamas’ın askeri kanadının liderlerinden ve kurucularından Mahmud el-Mabhuh, elektrik mühendisi Dr. Fadi el-Batsh’a yönelik suikastlar yer alıyor.
Bunların yanı sıra, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi Genel Komutanlığı askeri lideri Cibril, Suriye sahasındaki Kudüs Tugayları lideri Ali Remzi el-Esved ve Kassam Tugayları bünyesinde drone projesinin geliştirilmesine katkı sağlayan Tunuslu mühendis Muhammed el-Zevari de hedef alınan isimler arasında bulunuyor.
Bilim insanları ve önemli Arap şahsiyetlerin hedef alınması
İsrail istihbaratı, Cemal Abdünnasır döneminde Mısır füze projesinin hedef alınması ve 1950'lerde Gazze'de Albay Mustafa Hafız'ın öldürülmesiyle operasyonlara başladı.
Stratejik projelerde yer alan Arap bilim insanlarını ve yetkilileri hedef aldı.
Mossad'ın ayrıca Paris'te Yahya el-Meşed ve Abdurrahman Resul, Cenevre'de ise Salman Raşid el-Lami gibi alimleri öldürmekle suçlandığı da biliniyor.
İsrail, eski Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'e suikast düzenlemeyi planladığı ve Mesud Ali Muhammedi, Mecid Şehriyari, Muhsin Fahrizade, Hasan Tehrani Muğaddam ve Beşşar Esad'ın güvenlik danışmanı Muhammed Süleyman gibi önde gelen İranlı alim ve liderleri hedef aldığı gibi, düşman olarak sınıflandırdığı ülkelerdeki üst düzey yetkilileri de hedef almayı planladı.
Lübnan'daki suikastlar
Lübnan, İsrail’in istihbarat teşkilatları Mossad, Şin Bet ve Askeri İstihbarat birimleri için önemli bir operasyon sahası olmaya devam ediyor.
Özellikle İsrail’in Lübnan’ı işgaliyle birlikte bu faaliyetler belirgin şekilde yoğunlaştı.
İşgal döneminde, Emel Hareketi’nden Şeyh Ragıp Harb, Muhammed Saad, Halil Cerradi, Hizbullah’ın ikinci genel sekreteri Abbas el-Musavi, Ali Dieb (Ebu Hasan Kadir Selami), El-Aksa İntifadası sırasında Filistin dosyasından sorumlu partili Galib Avali ve Ali Salih, partinin askeri kanadının komutanı İmad Muğniye ve insansız hava araçları geliştirme sorumlusu Hasan el-Lakkis gibi çok sayıda kritik lider suikastlerle hayatını kaybetti.
İsrail’in saldırıları sadece bu figürlerle sınırlı kalmadı.
İşgal sonrasında Lübnan Komünist Partisi ve Lübnan Komünist Eylem Örgütü tarafından kurulan Lübnan Ulusal Direniş Cephesi (Cemul) liderleri İlyas Harb, Ferecallah Fuani, Mehdi Makkawi ve Cemal Sati ile İslam Grubu’na bağlı “Fecr Güçleri” liderleri Cemal Habbal, Mahmud Zahra, Muhammed Ali el-Şerif, Salim Hicazi ve Bilal Azzam'a da suikastler düzenlendi.
Aksa Tufanı sonrası suikastlar
Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı operasyonun ardından İsrail, Filistin dışında Filistinli, Arap, İranlı ve Yemenli liderleri ve kadroları hedef alan eşi benzeri görülmemiş bir suikast operasyonu başlattı.
Hamas ve Hizbullah
İsrail, savaş ayları boyunca istihbarat ve askeri kapasitesini kullanarak, başta Lübnan olmak üzere Arap ve İslam ülkelerinde Filistinli direniş gruplarına yönelik suikast operasyonlarını yoğunlaştırdı.

Bu kapsamda, Hamas Siyasi Bürosu eski başkanı İsmail Haniye, yardımcısı Vasım Ebu Şaban, önemli isimlerden Şeyh Salih el-Aruri ve Lübnan’daki Kassam Tugayları’ndan birçok lider hedef alındı.
Suikastlar ile hedef alınanlar arasında Hamas’ın Lübnan lideri Fetih el-Şerif, Muhammed Şahin, Hasan Ferhat ve ailesi, Halid el-Ahmed, Hüseyin el-Nadir, Said Atallah Ali, Samer el-Hac, Hadi Mustafa ve diğer bazı askeri liderler yer aldı.
Benzer şekilde, İslami Cihad’ın operasyonel komutanı Firas Kasım da İsrail saldırılarında öldürüldü. Ayrıca hareketin silahlı kanadı Kudüs Tugayları’ndan, Lübnan cephesinde faaliyet gösteren birkaç üst düzey üye de hayatını kaybetti.
İsrail, Hizbullah’a yönelik suikast ve hava saldırılarını da artırdı.
Hedef alınan isimler arasında Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve halefi Haşim Safieddin de bulunuyor.
Ayrıca Önleyici Güvenlik Birimi Başkanı Şeyh Nebil Kauk, Medya Sorumlusu Muhammed Afif el-Nabulsi, Rıdvan Birimi Komutanı İbrahim Akil, Güney Cephesi Başkanı Ali Abdülmunim Karaki, Rıdvan komutanlarından Vissam Hasan el-Tavil, Nasr Birimi Başkanı Taleb Sami Abdullah, Aziz Birimi Başkanı Muhammed Nasır, İstihbarat ve Enformasyon Başkanı Hüseyin Hazima, Füze Birimi Başkanı İbrahim Kubeysi ve Hizbullah Hava Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hüseyin Surur gibi kilit isimler, İsrail saldırılarının listesindeydi.
Saldırılarda ayrıca Abdul Amir el-Sablini, Süheyl el-Hüseyni, Muhammed Raşid Skafi, Fuad Hanefer, Abbas İbrahim Şeref el-Din, Abbas Seleme, Muhammed Cafer Kasım ve başka birçok lider, askeri personel ve saha sorumlusu öldürüldü.
İsrail aynı zamanda Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) liderlerinden Ebu Halil Vişe, Müfid Hasan, Muhammed Abdülal, İmad Odeh ve Abdurrahman Abdullah’ı öldürdü.
Aynı şekilde, savaş sırasında Lübnan cephesinde askeri operasyonlarda yer alan İslam Grubu’nun Hüseyin Atvi, Muhammed Cabara, Eymen Gatma, Muhammed Dahruj, Musab Halef ve diğer kadroları da İsrail’in hedef listesinde yer aldı.
İsrail’in operasyonları sadece bu gruplarla sınırlı kalmadı; savaş boyunca bölgesel boyuta evrilerek İran’a yöneldi.
İsrail, Şam’daki İran büyükelçiliğini bombalamakla ve Devrim Muhafızları Kudüs Gücü’nden Tuğgeneral Muhammed Rıza Zahidi ile beraberindeki subayları öldürmekle başladığı İran’a yönelik saldırılarında kapsamı giderek genişletti.
Savaşın genişlemesiyle birlikte Tel Aviv, eski bir politikasını yeniden devreye alarak Suriye’deki İranlı subayları tekrar tekrar hedef almaya başladı.
Bu stratejik hamle, İsrail’in Suriye sahasında İran etkisini baskı altına alma niyetini açıkça yansıttı.
Daha sonra, İsrail doğrudan İran’ın başkentini hedef aldı. Tahran’da, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’ye yönelik bir suikast operasyonu gerçekleştirdi.
Bu eylem, İsrail’in Tahran’daki hedeflere yönelik ilk açık saldırılarından biri olarak kayda geçti.
Ardından, 13 Haziran şafağında İsrail uçakları, başkent de dahil olmak üzere İran genelinde birçok noktaya eşzamanlı ve yoğun hava saldırıları düzenledi.
12 gün süren saldırılar sırasında Mossad, geniş ölçekli operasyonlar düzenledi.
Bu operasyonlar sırasında İran’ın güvenlik ve askeri hiyerarşisinin en üst kademeleri doğrudan hedef alındı.
Aralarında Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, Genelkurmay Başkanı Muhammed Bagheri, Khatam al-Anbia askeri karargahının başkanı Ali Shadmani, IRGC Havacılık ve Uzay Kuvvetleri komutanı Amir Ali Hajizadeh, Hava Savunma Kuvvetleri Komutanı Davoud Sheikhian ve Kudüs Gücü'nün Filistin portföyünün başkanı Saeed Azadi’nin de bulunduğu liderler öldürüldü.
Bununla sınırlı kalmayan suikastlar, İran’ın bilimsel ve stratejik altyapısına da yöneldi.
Fereydoun Abbasi-Davani, Muhammad Mehdi Tahrançi, Ali Bakaei Karimi, Mansour Asgari, Saeed Borji, Abdolhamid Minouchehr, Ahmad Reza Zolfaghari, Amir Hossein Faqi gibi isimlerden oluşan bir grup bilim insanı da İsrail operasyonlarının hedefi oldu.
Saldırıların ardından İranlı yetkililer, İsrail ordusunun, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın da katıldığı Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısını hedef aldığını duyurdu.
Bu iddia, İsrail’in yalnızca saha komutanlarını değil, İran’ın en üst düzey siyasi liderliğini de doğrudan hedef aldığına dair güçlü bir gösterge olarak yorumlandı.
Öte yandan, İsrail tarafında Savunma Bakanı Israel Katz’ın, İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’i suikastle öldürmekle tehdit etmesi, çatışmanın diplomatik sınırların çok ötesine geçtiğini gözler önüne serdi.
Yemen
İsrail’in saldırı dalgası Yemen’e de uzandı.
Savaşın başından bu yana bir dizi İsrail hava saldırısına maruz kalan Yemen’de, Husi grubuyla bağlantılı çok sayıda üst düzey hükümet yetkilisi hedef alındı.
Bu kapsamda, Husilerin Başbakanı Ahmed Galib el-Rahvi’nin yanı sıra Cemal Amir, Haşim Şerefeddin, Ali Seyf Muhammed, Ahmed Ali, Muin el-Mahkari, Rıdvan el-Rubai, Ali Hasan, Ali el-Yafeen, Samir Bejala, Haşim Şerefeddin, Muhammed el-Mevlid, Muhammed el-Kabsi ve Zahid el-Amdi gibi bakanlar ve bürokratlar suikasta uğradı.
İsrail uçakları ayrıca, ülkedeki iki büyük medya kuruluşu olan 26 Eylül ve El-Yaman gazetelerinin merkezlerini vurdu.
Bu saldırılar sonucunda toplam 31 gazeteci hayatını kaybetti.
Katar
İsrail’in genişleyen suikast stratejisinin ulaştığı son aşama ise Katar oldu.
9 Eylül 2025 tarihinde İsrail savaş uçakları, Katar’ın başkenti Doha’yı hedef alarak, bölgede bulunan bir Hamas heyetine suikast düzenlemeye çalıştı.
Heyet, savaşın başından bu yana Mısır ve Katar’da ateşkes görüşmeleri ve esir takası müzakereleri yürütüyordu.
İsrail’in hava saldırısı sonucunda, heyetteki bazı kişilerin yanı sıra bir Katar güvenlik görevlisi hayatını kaybetti.
Bu olay, İsrail’in diplomatik kanallar aracılığıyla yürütülen arabuluculuk süreçlerine doğrudan müdahale ettiğini gösteren çarpıcı bir örnek olarak kayıtlara geçti.