"Kudüs Yasası"nın Üzerinden 46 Yıl Geçti: İşgal, İlhakı Anayasal Bir Gerçeğe Dönüştürmeye Nasıl Çalıştı?
30.07.2026 - 14:25 | Son Güncellenme: 05.08.2026 - 10:08
30 Temmuz 1980'de İsrail Knesseti, 69'a karşı 15 oyla "Temel Yasa: İsrail'in Başkenti Kudüs" adıyla bilinen yasayı kabul etti. Bu adım, şehrin statüsünü İsrail hukuku içinde kalıcı hâle getirmeyi amaçlıyordu.
Yasa, İsrail'in Kudüs'e ilişkin tutumunun özeti niteliğindeki bir cümleyle açılıyordu: "Tam ve birleşik Kudüs, İsrail'in başkentidir." Metin, Doğu Kudüs'ü açıkça zikretmemekte ve "ilhak" ya da "egemenlik" gibi kavramlara yer vermemekteydi. Ancak şehri "tam ve birleşik" olarak tanımlaması, İsrail'in 1967'den bu yana Doğu Kudüs üzerindeki fiilî denetimini yansıtıyordu.
1980 tarihli yasa, Doğu Kudüs'ün ilhakının başlangıcı değildi. İsrail, Haziran 1967 Savaşı'nın hemen ardından kendi yasalarını uygulamaya koymuş ve Kudüs'ün belediye sınırlarını genişletmişti. Söz konusu yasa ise bu önceki adımlara, İsrail sisteminde anayasa işlevi gören "Temel Yasalar" kapsamına alarak anayasal bir nitelik kazandırdı.
Doğu Kudüs'ün ilhakı 1967 savaşından sonra başladı
Kudüs meselesinin kökleri, BM Genel Kurulu'nun 1947'de aldığı Filistin'i bölme kararına dayanmaktadır. Bu karar, şehrin özel bir uluslararası statü altına alınmasını öngörüyordu; ancak 1948 Savaşı kenti ikiye böldü. Batı Kudüs, İsrail'in denetimine girerken Doğu Kudüs, Eski Şehir dâhil, Ürdün yönetiminde kaldı.
İsrail'in 1967'de Doğu Kudüs'ü işgal etmesinin ardından şehrin statüsünü değiştirmeye yönelik adımlar hızla atıldı. 27 Haziran 1967'de Knesset, İsrail hükûmetinin resmî kararla belirleyeceği bölgelere kendi yasa ve yönetimini uygulayabilmesine olanak tanıyan yasal değişiklikleri kabul etti.
Gözden Kaçmasın
Ertesi gün İsrail, Kudüs'ün belediye sınırlarını yaklaşık 70 kilometrekarelik işgal altındaki toprakları kapsayacak biçimde genişletti; bu alana Doğu Kudüs ile çevre Filistin köy ve kasabalarının geniş bölümleri dâhil edildi. Arap Kudüs belediyesi lağvedilerek yeni bölgeler İsrail kurumlarına bağlandı.
O günden bu yana Doğu Kudüs'teki Filistinlilerin büyük çoğunluğu İsrail vatandaşlığı yerine "daimi oturma izni" statüsüne tabi tutuldu. Vatandaşlıktan farklı olan bu hukuki statü, İsrail mevzuatı çerçevesinde belirli koşullarda oturma izninin kaybedilmesine yol açabilmektedir.
1980'de Kudüs Yasası neden kabul edildi?
İsrail'in Doğu Kudüs üzerindeki idari denetimi 1967'den itibaren fiilen sürmesine karşın Kudüs Yasası, özellikle Mısır-İsrail arasındaki Camp David anlaşmalarının ardından Filistin özerklik müzakerelerinin devam ettiği hassas bir siyasi konjonktürde gündeme geldi.
Yasa teklifini, müzakere sürecine itirazı nedeniyle Likud'dan ayrılan Knesset üyesi Geula Cohen sundu. Dönemin Başbakanı Menahem Begin, yasaya karşı çıkmakta güçlük çekti; zira yasa şehrin yönetimine somut bir değişiklik getirmese de geri adım atmak, İsrail'in Kudüs tutumundan taviz olarak yorumlanabilirdi.
Yasanın önemi yalnızca idari boyutuyla sınırlı değildi; asıl kritik nokta, Kudüs meselesini hükûmet kararları düzeyinden Temel Yasalar düzeyine taşımasıydı. Bu sayede yasa, İsrail içinde anayasal bir ağırlık kazandı.

Kudüs Yasası neyi öngörüyor?
Yasanın özgün metninde dört temel madde yer alıyordu: Kudüs'ün "tam ve birleşik" başkent olduğu ilan ediliyor; cumhurbaşkanlığı, Knesset, hükûmet ve Yüksek Mahkeme'nin makamı olarak belirleniyor; kutsal mekânların korunması ve tüm dinlerin bu mekânlara serbestçe erişimi güvence altına alınıyor; hükûmet ise şehrin kalkınmasını öncelikli kılmak ve belediyeye özel kaynak tahsis etmekle yükümlü tutuluyordu.
Yasa, Kudüs'ün sınırlarını tanımlamadı ve Doğu Kudüs'ü adıyla anmadı. Bu durum İsrail'in yasayı mevcut bir gerçeğin tescili olarak sunmasına zemin hazırladı; ancak "birleşik Kudüs" kavramı pratikte, işgal altındaki doğu kesimini de içine alan 1967 sonrası belediye sınırlarıyla özdeşleşti.
Birleşmiş Milletler yasayı reddediyor ve geçersiz olduğunu belirtiyor
Kudüs Yasası, kabul edildiği günden itibaren uluslararası alanda geniş çaplı bir reddedilişle karşılaştı. BM Güvenlik Konseyi, şehrin statüsünü ve niteliğini değiştirmeye yönelik İsrail adımlarını tanımayacağını açıkladı. Yasanın kabulünden önce çıkarılan 476 sayılı Güvenlik Konseyi kararı, İsrail'in Kudüs'e ilişkin uygulamalarını hukuka aykırı ilan etmişti. Yasanın ardından ise Ağustos 1980'de alınan 478 sayılı karar, yasayı kınadı ve "hükümsüz ve geçersiz" saydı; ayrıca Kudüs'te diplomatik temsilcilik bulunduran devletleri bu temsilciliklerini geri çekmeye davet etti.
Buna karşın yasa İsrail hukuk sistemi içinde yürürlükte kalmaya devam etti. Ne var ki uluslararası toplumun tutumu değişmedi; Doğu Kudüs, 1967'den bu yana işgal altındaki toprak olarak kabul edilmeyi sürdürdü.
Siyasi uzlaşmalara yönelik kısıtlamaları güçlendiren bir yasa
Yasanın etkileri sonraki yıllarda da genişledi. 2000 yılında Knesset, şehrin sınırlarını İsrail'in 1967'de ilhak ettiği alanlarla özdeşleştiren ve bu bölgelerdeki yetkilerin özel bir parlamento onayı olmaksızın yabancı bir siyasi otoriteye devrini yasaklayan değişiklikler ekledi. 2018'de ise Knesset, söz konusu maddeyi değiştirmek için gereken oy eşiğini 120 üyenin 80'ine yükseltti; bu düzenleme, Kudüs'e ilişkin olası bir gelecek anlaşmasını İsrail sistemi içinde çok daha güç hâle getirdi.
Aynı yıl çıkarılan İsrail Ulus Devlet Yasası da "tam ve birleşik Kudüs"ün İsrail'in başkenti olduğuna dair aynı ifadeyi yineleyerek bu statüyü temel mevzuat içinde pekiştirdi.
İsrail'in şehirle ilgili yasaları, şehrin uluslararası statüsünü değiştirmez
Kabulünden kırk yılı aşkın süre geçmesine rağmen Kudüs Yasası, Doğu Kudüs'te İsrail açısından hukuki ve idari bir fiiliyat oluşturdu; ancak uluslararası alanda tanınmadı ve kabul görmedi.
BM, Doğu Kudüs'ü 1967'den bu yana işgal altındaki Filistin toprağı olarak nitelendirmeyi sürdürmektedir. Uluslararası Adalet Divanı da 2024 tarihli danışma görüşünde, İsrail'in şehirde kendi yasalarını uygulamasının işgal niteliğini ortadan kaldırmadığını teyit etti.
Böylece Kudüs, birbiriyle çelişen iki gerçeklik arasında kalmaya devam etmektedir: İsrail'in iç hukukuna göre "birleşik başkent", uluslararası hukuka göre ise işgal altındaki toprak. Dört maddeden oluşan bir yasa, bu çatışmayı çözmeye yetmedi.
Kaynak: Al-Araby TV