Mekke Anlaşması'nda Mısır Neden Yok?
01.10.2026 - 14:51 | Son Güncellenme: 01.10.2026 - 15:11
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın taşıdığı öneme rağmen Arap yorumcuların anlaşmaya yönelik değerlendirmeleri farklılaştı. Bazıları anlaşmayı yeni bölgesel güvenlik düzenlemelerinin önünü açabilecek olumlu bir gelişme olarak görürken bazıları anlaşmanın yararını ve gelecekte ulaşabileceği noktayı sorguladı.
Mısır'ın anlaşmada yer almaması ise farklı senaryoların ve spekülasyonların ortaya çıkmasına neden oldu.
Anlaşma, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından 7 Ağustos'ta Mekke'de imzalandı. Taraflardan birine yönelik silahlı saldırının üç ülkeye birden yapılmış sayılmasını öngören anlaşma, kolektif caydırıcılık ve ortak savunma anlayışına dayanıyor.
Üç ülkeyi buluşturan askerî deneyim
Anlaşmaya olumlu yaklaşanların temel gerekçelerinden biri, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ordularının kendi sınırlarının dışında faaliyet gösterme konusunda deneyime sahip olması.
Askerî literatürde “güç projeksiyonu” olarak adlandırılan bu kavram, bir devletin askerî kuvvetlerini sınırlarının ötesinde konuşlandırabilme, operasyon yürütebilme ve kuvvetlerinin hazırlık seviyesini sürdürebilme kapasitesini ifade ediyor. Bu kapasite aynı zamanda jeopolitik nüfuza da dönüşebiliyor.
Türkiye'nin Katar, Libya, Somali, Irak'ın kuzeyi, Suriye ve Azerbaycan'da askerî varlığı bulunuyor. Türkiye ayrıca uzun yıllardır terör örgütü PKK'ya karşı mücadele yürütüyor.
Suudi Arabistan'ın ise Yarımada Kalkanı Gücü kapsamında Bahreyn'de askerî unsurları bulunuyor. Riyad, deniz güvenliğine yönelik çok taraflı yapılarda yer alırken Yemen'deki çatışmalar kapsamında da bölgede nüfuz ve konuşlanma noktalarına sahip.
Pakistan'ın Suudi Arabistan'da askerî personeli ve danışmanları bulunuyor, Kuveyt ile de savunma alanındaki ilişkilerini geliştiriyor.
İslamabad'ın son dönemde Somali ile de askerî ve güvenlik iş birliğini genişlettiği görülüyor. Pakistan ordusunun Hindistan'la yaşadığı çatışmaların yanı sıra ülke içindeki silahlı gruplarla mücadele konusunda da uzun süreli deneyimi bulunuyor.
Pakistan'ın doğu Libya'daki Halife Hafter güçleriyle askerî ilişkileri de son dönemde gelişti. Bunun yanında Pakistan, Birleşmiş Milletler barış gücü operasyonlarına geniş katılımıyla biliniyor ve nükleer silaha sahip ülkeler arasında yer alıyor.
Üç ülkenin tehdit algıları farklı
Anlaşmaya daha temkinli yaklaşan değerlendirmeler ise Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın çıkarlarının ve tehdit algılarının bütünüyle örtüşmediğine dikkat çekiyor.
Türkiye açısından Yunanistan'la Ege Denizi'ndeki anlaşmazlıklar ve İsrail'le Suriye başta olmak üzere bölgesel konularda artan gerilim öne çıkarılıyor.
Suudi Arabistan açısından İran ve Tahran'la bağlantılı bölgesel aktörlerin oluşturduğu güvenlik sorunları öne çıkarken, Riyad'ın bölgesel liderlik iddiasının da hesaplamalarında etkili olduğu değerlendiriliyor.
Pakistan'ın temel güvenlik önceliğini ise Hindistan oluşturuyor. Ülkenin ekonomik sorunları da İslamabad'ın güvenlik ve dış politika hesaplarında önemli bir unsur olarak gösteriliyor.
Bu farklılıklar, üç ülkenin diğer aktörlerle ilişkilerinde de görülüyor.
Suudi Arabistan'ın Yunanistan ve Hindistan'la yakın ilişkileri bulunurken Türkiye, İran'la iletişim ve iş birliği kanallarını açık tutuyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'nin de İran'a yönelik bazı tehditler karşısında Türkiye'nin tutumunu olumlu değerlendirdiği aktarılıyor.
Pakistan'ın İran'la ilişkilerinde ise coğrafi yakınlık, mezhepsel yapı ve bölgesel dengeler etkili oluyor. Bu nedenle İslamabad'ın Hindistan'la yaşadığı rekabetin yanında İran'la yeni bir cepheleşmeye yönelmek istemediği değerlendiriliyor.
Bölgesel dengelerde Türkiye ve Suudi Arabistan
Farklı çıkar ve tehdit algılarına rağmen bölgesel etkileri nedeniyle Türkiye ile Suudi Arabistan'ın anlaşmanın geleceğinde öne çıkabileceği değerlendiriliyor.
Bu senaryoya göre ABD'nin bölgedeki askerî ve siyasi ağırlığının zaman içinde azalması durumunda Ankara ile Riyad'ın ortaya çıkabilecek boşlukta daha etkin roller üstlenmesi mümkün olabilir.
Bu ihtimal, İran'ın Suriye'deki nüfuz kaybı, Hizbullah'ın içinde bulunduğu durum ve Irak'taki güç dengelerindeki değişimlerle ilişkilendiriliyor.
ABD'nin Haziran 2026'da ABD Hint-Pasifik Komutanlığının adını yeniden ABD Pasifik Komutanlığına çevirmesi de Washington'ın stratejik önceliğini Pasifik bölgesine ve Çin'e yöneltmesinin göstergelerinden biri olarak yorumlanıyor.
Türkiye, bu olası bölgesel rol için güçlü adaylardan biri olarak değerlendiriliyor. Buna karşılık Ankara'nın tek başına hareket etmesinin yeterli olmayacağı, Suudi Arabistan'ın jeopolitik ağırlığına ihtiyaç duyacağı savunuluyor.
Suudi Arabistan'ın da füze ve insansız hava araçlarına karşı güvenliğini güçlendirmek amacıyla Türkiye'nin askerî ve teknolojik kapasitesinden yararlanabileceği öne sürülüyor.
Pakistan'ın ise nükleer kapasitesi nedeniyle üçlü yapı içerisinde ayrı bir ağırlık taşıdığı değerlendiriliyor.
Bu noktadan hareketle anlaşmanın bölgesel dengelerde İsrail ve İran üzerinde nasıl bir etki yaratabileceğine ilişkin çeşitli ihtimaller tartışılıyor. Ancak Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından yapılan resmî açıklamalarda Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın herhangi bir ülkeyi hedef almadığı vurgulanıyor.
Bir ülkeye saldırı üçüne yapılmış sayılacak
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın en dikkat çekici maddelerinden biri, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının üç ülkeye yönelik saldırı olarak kabul edilmesi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 8 Ağustos'ta Anadolu Ajansı Editör Masası'nda yaptığı açıklamada bu ilkenin teknik açıdan NATO Antlaşması'nın 5. maddesine benzediğini belirtti.
Ancak bu yükümlülüğün otomatik olarak askerî müdahale anlamına gelmediğini de açıkladı.
Fidan'a göre saldırıya uğrayan ülkenin yardım talebinde bulunması ve ihtiyaç duyduğu desteğin türünü belirlemesi gerekiyor. Bu destek istihbarat, lojistik veya mühimmat yardımı olabileceği gibi tehdidin niteliğine göre askerî birlik desteğine kadar uzanabiliyor.
Anlaşmanın kurumsallaştırılması süreci de devam ediyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan dışişleri bakanları 25 Eylül'de New York'ta bir araya gelerek teknik müzakerelerin geldiği aşamayı ve oluşturulması planlanan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesini görüştü.
Mısır neden anlaşmada yer almıyor?
Anlaşmanın ardından öne çıkan başlıklardan biri Mısır'ın üçlü yapının dışında kalması oldu.
Kahire'nin ilk günlerde anlaşmaya ilişkin açıklama yapmaması, Mısır'ın katılmayı reddettiği veya Suudi Arabistan'la bu konuda anlaşmazlık yaşadığı yönünde çeşitli iddiaların ortaya çıkmasına neden oldu.
Bunun ardından Mısır ve Suudi Arabistan dışişleri bakanları arasında temas gerçekleştirildi. Görüşmelerde Mısır, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ın yer aldığı bölgesel dörtlü grubun güçlendirilmesi de ele alındı.
Mısır Dışişleri Bakanlığı ayrıca ülkeye ilişkin haberlerde medya kuruluşlarını doğruluğa dikkat etmeye çağırdı.
Hakan Fidan da Mısır'ı Türkiye'nin “doğal ortağı” olarak nitelendirdi.
Fidan, 8 Ağustos'taki açıklamasında tarafların Mısır'la hâlihazırda ittifak üyesiymiş gibi hareket ettiğini belirterek Kahire'nin resmî katılımının önünde birkaç teknik husus bulunduğunu söyledi.
Fidan, 13 Ağustos'ta Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile düzenlediği ortak basın toplantısında da Mısır'ın bölgesel güvenlik, siyasi ve ekonomik konularda Türkiye'nin yakın istişare yürüttüğü ülkeler arasında bulunduğunu belirterek, “Mısır bizim doğal ortağımız. İnşallah yakında resmî ortağımız da olur.” dedi.
1 Ekim itibarıyla Mısır, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın resmî tarafları arasında yer almıyor. Anlaşmanın kurumsallaştırılmasına ilişkin son resmî temaslar Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında yürütülüyor.
Mısır'ın güvenlik doktrini tartışması
Mısır'ın anlaşmada yer almamasının yalnızca teknik nedenlerle açıklanamayabileceği de değerlendiriliyor.
Mısır'ın İsrail'le imzaladığı barış anlaşmasının ardından bölgesel çatışmalardaki askerî rolünün değiştiği ve Kahire'nin sonraki yıllarda sınır ötesi askerî müdahaleler konusunda daha ihtiyatlı bir güvenlik anlayışı geliştirdiği öne sürülüyor.
Kaynak, bu yaklaşımı Cemal Abdünnasır döneminde Mısır ordusunun ülke dışında daha aktif kullanılmasını ifade etmek için “Nasırcı Bonapartizm” olarak tanımladığı anlayıştan uzaklaşılmasıyla açıklıyor.
Bu değerlendirmeye göre Mısır askerî kurumunun mevcut yaklaşımı, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın getirebileceği yükümlülükler konusunda Kahire'nin temkinli davranmasında etkili olabilir.
Mısır'ın İsrail'le ilişkilerinin ve İran'la doğrudan bir çatışmaya girmek istememesinin de bu yaklaşımda rol oynayabileceği öne sürülüyor.
Kaynak: AlArabyAlJadeed