Coğrafya Göründüğü Gibi Değildir: Pasaportun Çizdiği Alternatif Haritalar

Pasaport, yalnızca bir seyahat belgesi olmanın ötesinde; küresel eşitsizlikleri, siyasi güç ilişkilerini ve hareket özgürlüğündeki ayrımları yansıtan bir kontrol mekanizması olarak, tarihsel arka planı ve güncel uygulamalarıyla görünürlük kazanıyor.
Coğrafya Göründüğü Gibi Değildir Pasaportun Çizdiği Alternatif Haritalar

29.01.2026 - 17:09  |  Son Güncellenme:  04.02.2026 - 16:30

Seyahat vakti gelmişti. Paris Charles de Gaulle Havalimanı’nın o uçsuz bucaksız salonunda, pasaport kontrolü için ayrılmış birbirine paralel iki kuyruk uzanıyordu. Her iki sıra da nihayetinde Cezayir’e hareket edecek olan aynı uçağın yolcularına aitti. Ancak iki grup arasında çarpıcı bir fark mevcuttu: Sıralardan biri diğerinden gözle görülür derecede uzundu. Bu manzara akıllara şu soruyu getiriyordu: Bir yolcuyu, diğer seçenek mevcutken daha uzun olan kuyruğu beklemeye iten saik ne olabilir?

Kısa bir süre sonra, tüm yolcuların varış noktası aynı olmasına rağmen bir yolcu, yanlış sırada beklediğini fark edecekti. Zira kısa kuyruktaki insanların ellerinde, yerel tabiriyle Kırmızı Pasaport olarak bilinen bordo renkli pasaportlar bulunuyordu. Girişin üzerindeki küçük elektronik tabelada yer alan Avrupa Pasaportu Sahiplerine Mahsustur ibaresi, yolcunun derhal yerinden sıçrayıp diğer sıraya geçmesi için kafi bir nedendi.

Burada şu soru sorulabilir: Cezayir ve Avrupa pasaportu hamilleri neden bir ayrıştırmaya tabi tutulmaktadır? Her iki kuyruk da görsel olarak aynı salona açılıyorsa, Charles de Gaulle Havalimanı yönetimi yolcuları neden sınıflandırmaktadır? Bu sorunun cevabı, yolcu tarama (scaner) noktasına ulaştığında netleşecektir. Avrupa pasaportu taşıyanlar süreci sükunetle tamamlarken; Cezayir pasaportu taşıyanlar titiz, hatta haysiyet kırıcı bir aramadan geçirilmekteydi. Bu yolculardan çantalarını açmaları, ceketlerini çıkarmaları ve hatta kemerlerini dahi söküp cihazdan geçirmeleri talep ediliyordu.

Vahamet bununla da sınırlı değildi. Benzer bir tabloda, topuklu ayakkabı veya bot giyen tüm yolcular, pabuçlarını çıkarıp cihazdan ayrı geçirmeye, ayakkabılarını geri alana dek çıplak ayakla veya çorapla zeminde yürümeye zorlanıyordu. O anlar tam bir kaos sahnelerinden ibaretti: Zeminde çınlayan kemer tokaları, düşmemesi için elle tutulan pantolonlar, sağa sola saçılarak istiflenmiş çantalar ve yerlerde ya da valizlerin üzerinde ayakkabılarını giymeye çalışan insanlar. Tüm bu manzara, Kırmızı Pasaport sahiplerinin steril kuyruğundan sadece dört metre ötede cereyan ediyordu.

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande

Bu sahnelerin, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande döneminde (2012-2017) yaşandığını belirtmek gerekir. O dönemde Cezayir-Fransa ilişkileri diplomatik bir bahar yaşıyor ve vize tahsisinde gözle görülür bir artış gözleniyordu. Dönemin otoriteleri bu onur kırıcı prosedürleri durdurmak adına herhangi bir girişimde bulunmamıştı. Nitekim İletişim Bakanı Hamid Grine, diplomatik pasaport hamili olmasına rağmen benzer bir muameleye maruz kalıp kamuoyunda Pantolon Çıkarma Hadisesi olarak bilinen olay yaşandığında, bu durum yetkililerin vatandaşların uğradığı haksızlıklara karşı sessiz kalışını eleştiren bir mizah ve tepki malzemesine dönüşmüştü.

İngiliz filozof Alain de Botton, Seyahat Sanatı adlı eserinde, yolculuklarımızdan aldığımız hazzı artıracak reçeteler sunar. Yazara göre seyahat, fiziksel bir yer değişiminden ziyade, sanatsal bir perspektifle kurulan ruhsal bir bağ olmalıdır. Botton'un en önemli tavsiyelerinden biri, yolculuk öncesi zihinde beklenti paketlememektir; zira gerçeklik daima hayal kırıklığına gebe bir kaynaktır. Gerçekliğin beklentiden farklı olduğunu kabul ettiğimizde, daha dürüst bir düzleme geçeriz.

Nitekim birçok yolcu için pasaportun bir geçiş belgesi olmaktan çıkıp, sahibinin taşımak ve sınır polisine arz etmek zorunda olduğu bir itham belgesine dönüşmesi büyük bir hayal kırıklığı yaratmaktadır. Bu durum şu soruyu sormayı zorunlu kılar, Pasaport, modern bir ırksal ayrımcılık enstrümanına mı dönüşmüştür?

Şunu saptamak gerekir ki; Avrupa'da pasaport denetimlerinin katılaşması, 19. yüzyılın ikinci yarısındaki serbestlik döneminin ardından I. Dünya Savaşı yıllarına tekabül eder. Bunun temelinde iki stratejik neden yatmaktadır: İlki casusluk faaliyetlerini ve güvenlik tehditlerini bertaraf etmek; ikincisi ise küresel silahlanma ve sömürgecilik rekabetinin tırmandığı bir evrede, nitelikli iş gücünün ve beyinlerin göç etmesini engellemek.

Netice itibarıyla pasaport; sadece dolaşımı kolaylaştıran veya vatandaşın hukukunu yabancı ülkelerde koruyan bir belge değildir. Aksine o, bireysel özgürlükleri tahakküm altına alan, hareketliliği kısıtlayan ve "sınır güvenliği ile ulusal egemenlik" gibi gerekçelerle, vatandaşların hayallerinin sığdığı coğrafyaya el koyan bürokratik bir kontrol aygıtıdır. Pasaportun semantik kökenine ve işlevsel boyutlarına ileride değineceğiz, ancak öncelikle bu belgenin kabulüne yol açan tarihsel ihtiyacı irdelememiz gerekir.

Pasaportun tarihsel gelişimine bakıldığında, passport kelimesinin deniz limanlarıyla (Fransızca port) doğrudan bir ilgisinin olmadığı görülür. Passer (geçmek) ve port (liman) birleşimi etimolojik olarak pek olası görülmemektedir. Birçok araştırmacı, buradaki temel kavramın şehir kapısı anlamına gelen porte olduğunu savunmaktadır. Bu bağlamda Fransızca kökenli passe-port terimini, şehre açılan kapıdan geçiş veya eşikten geçiş şeklinde anlamlandırmak çok daha isabetli olacaktır.

Pasaportun tarihçesi

Pek çok tarihsel kaynak, pasaportun menşeini Ortaçağ Avrupa’sına 5. ila 15. yüzyıl dayandırmaktadır. O dönemde yerel makamlarca tanzim edilen bu belgeler, hamilinin ziyaret edebileceği şehir ve ülkelerin listesini ihtiva ederdi. İlginçtir ki, o devirde limanlar serbest ticaret bölgesi addedildiğinden buralara girişte pasaport aranmazdı; belgeye asıl ihtiyaç duyulan yerler, şehirlerin surları ve kontrol kuleleriydi.

Netice itibarıyla pasaport; Ortaçağda yerel otoritelerce seyahat eden herkese verilen ve geçiş izni olan bölgeleri belirten bir belge olarak doğmuştur. Liman sınırlarının ötesinde kullanılan bu belgelerin modern versiyonları, 20. yüzyılın son on yıllarında hamilinin fiziksel özelliklerini veya fotoğrafını içermeye başlamıştır. Bu durum, özellikle İngilizler nezdinde büyük bir infiale yol açmıştır. Zira onlar için pasaport, mahremiyete müdahale eden ve kişiyi kel, albino, lekeli veya siyah gibi sıfatlarla yaftalayan, hatta yer yer aşağılayıcı tanımlamalar sunan bir belge mahiyetindeydi.

Demiryolu ağlarının genişlemesi ve ulaşım sistemlerinin çeşitlenmesiyle birlikte Avrupa, dünya genelinde popülerleşen tren seyahatleri sayesinde yoğun bir turist akınına uğradı. Artan yabancı nüfusuna rağmen Fransa, 1861 yılında pasaport ve vize uygulamalarını resmen askıya almış, diğer Avrupa ülkeleri de bu liberal eğilimi takip etmiştir. Bu serbestiyet iklimi I. Dünya Savaşı’na kadar sürmüş; 1914 yılına gelindiğinde pasaport tüm Avrupa’da neredeyse tamamen ihmal edilen bir belgeye dönüşmüştür. Ancak savaşla birlikte, daha önce zikredilen güvenlik gerekçeleriyle denetimler yeniden sıkılaştırılmıştır.

Buna mukabil, bazı tarihsel kaynaklar ilk pasaport benzeri belgenin M.Ö. 5. yüzyılda ortaya çıktığını öne sürer. Rivayete göre, M.Ö. 450 dolaylarında Pers Kralı I. Artaserhas (bazı kaynaklarda I. Erdeşir), Nehemya isimli hizmetkarına (veya danışmanına) ülkeden ayrılma izni vermiş ve ona Yahudiye bölgesindeki Nehrin Ötesindeki Valiler'e hitaben, güvenliğinin sağlanmasını ve görevini kolaylaştırmasını talep eden resmi bir mektup teslim etmiştir.

Modern anlamdaki ilk pasaport uygulaması ise İngiltere Kralı V. Henry tarafından hayata geçirilmiştir. Kral, 1414 yılında Parlamento kararıyla yayımlanan ve Safe Conducts (Güvenli Geçiş Belgesi) olarak adlandırılan kararnameyle bugünkü pasaportun prototipini oluşturan ilk resmi belgeyi tescil etmiştir.

Bir tahakküm aracı olarak pasaport

Pasaport; devletlerin vatandaşlarına verdiği, kişinin kimliğini, tabiiyetini, doğum tarihini ve devlet arşivindeki verilerini tevsik eden resmi bir belgedir. Hamilinin ulusal aidiyetini kanıtlamasının yanı sıra, koruma hakkı ve seyahat hürriyeti gibi hakları da beraberinde getirir. Ancak pasaportun bu resmi kimliğinin ve seyahat işlevinin ötesinde, çok daha farklı hikayeler barındırdığı bir gerçektir.

Dünyanın bazı bölgelerinde pasaport refah ve gelişmişliğin nişanesi sayılırken, diğer bölgelerinde yoksulluk, az gelişmişlik ve bağımlılığın sembolü haline gelmektedir. Devletlerin gücü, vatandaşlarının vizesiz girebildiği ülke sayısıyla ölçülür olmuştur. Örneğin "Guide Passport Index" verilerine göre Cezayir pasaportu 90. sırada yer almakta; hamillerine Endonezya, Malezya, İran ve Dominika gibi sadece 54 ülkeye vizesiz giriş imkânı tanımaktadır. Buna mukabil Almanya gibi bir ülkenin pasaportu, 172 ülkeye vizesiz seyahat imkanı sunabilmektedir.

Dahası pasaport; coğrafyayı ve tarihi tekeline alan bir baskı ve tahakküm enstrümanı olarak da kullanılabilmektedir. Otoriteler, muhalifleri cezalandırmak amacıyla pasaport düzenlemeyi reddedebilmektedir. Birçok ülkede idareler, soruşturma bahanesiyle vatandaşlarına seyahat yasağı koymakta veya muhaliflerin belge almasını engellemektedir. Hatta kimi durumlarda, özellikle yurt dışında ikamet eden vatandaşların pasaportlarını yenilemeyerek onları süresiz bir araf'ta bırakmakta, dolaylı yoldan ülkelerine dönmelerini engelleyerek onları vatan mahrumiyetine mahkum etmektedirler.

Pasaport ve vize muafiyeti, Avrupa, Körfez ve Amerika ülkelerinde görüldüğü üzere siyasi ve güvenlik istikrarının bir göstergesi iken; seyahat süreçlerindeki zorluklar, ülkeler arasındaki güvenlik krizlerinin ve siyasi gerilimlerin habercisidir. Örneğin Cezayir, doğu komşusu Tunus ile sınırlarını sonuna kadar açık tutmakta, vizesiz karayolu geçişi sınır bölgeleri arasında kültürel ve ekonomik bir alışverişe imkan tanımaktadır. Buna karşın, Fas ile yaşanan gerginlik neticesinde 2021 yılında diplomatik ilişkilerin kesilmesiyle, iki ülke arasında karadan, havadan veya denizden hiçbir ulaşım imkanı kalmamıştır.

Avrupa ülkeleri kendi aralarında sınırları kaldırırken, Cezayir’in Tilimsan şehrinden sadece 13 kilometre ötedeki Fas’ın Vecde şehrine gitmek isteyen bir yolcu, bugün önce Tunus’a uçmak, oradan Fas’a aktarma yapmak zorundadır. Bu durum, kuş uçuşu birkaç dakikalık mesafeyi 3.500 kilometrelik meşakkatli bir uçak yolculuğuna dönüştürmektedir.

Pasaport, bürokratik baskılar ve siyasi çatışmalar; topografik haritalardan çok daha farklı bir dünya haritası çizmektedir. Elinizde pasaportla internetteki dünya haritasına baktığınızda, vize kısıtlamaları ve pasaportunuzun zayıflığı nedeniyle gidemediğiniz ülkeleri hesaba kattığınızda, dünyanın hayal ettiğinizden çok daha küçük olduğunu fark edersiniz. Sizi kabul etmeyen ülkelerin toplam yüzölçümü, gidebildiklerinizden çok daha büyükse, aslında devasa bir dünyanın ortasında, küçük bir sürgün hayatı yaşadığınızı anlarsınız.

Söylentiler ve anlatılar

Pasaportlar, özellikle göç dalgaları ve zorunlu göçlerin sürüklediği insanlar için derin hikayeler barındırır. Bu yeşil defterlerin sayfaları arasında trajik ve acı hatıralar olduğu kadar, zamanla şehir efsanesine ve dezenformasyona dönüşmüş ilginç anlatılar da mevcuttur. Sosyal medya platformlarında, özellikle YouTube gibi mecralarda, farklı ülkelerin pasaportlarındaki ibarelerin karşılaştırılması bir mizah unsuru olmaktan çıkıp, pek çok kişi tarafından mutlak hakikat gibi benimsenmeye başlanmıştır.

Sosyal medyada dolaşıma giren ve doğruluğu bulunmayan popüler iddialardan bazıları şöyledir:

  • ABD pasaportu: Hangi toprak üzerinde veya hangi gökyüzü altında olursanız olun, Amerika Birleşik Devletleri'nin koruması altındasınız.
  • Kanada pasaportu: Bu pasaportun sahibi için donanmamızı harekete geçiririz.
  • Fransız pasaportu: İyi bakın, o bir Fransız vatandaşıdır.
  • İngiliz pasaportu: Krallık, bu pasaportun sahibi için son askerine kadar savaşır.

Gerçekte ise bu tür ifadeler tamamen asılsızdır. Bu anlatılar genellikle Birinci Dünya ile Üçüncü Dünya ülkeleri arasındaki güç farkını vurgulamak için uydurulmuş, bir yanda sözde bir gövde gösterisi, diğer yanda ise Arap pasaportlarında rastlanan bulunduğunda yetkililere teslim edilmelidir veya kaybeden yasal sorumlu tutulur gibi bürokratik uyarıları kıyaslayan birer nükte niteliğindedir.

Aslında dünyadaki hemen hemen tüm pasaportlar benzer bir diplomatik dille, hamilinin geçişinin kolaylaştırılmasını rica eder. Örneğin ABD pasaportundaki gerçek ibare şöyledir:

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı, ilgili tüm makamlardan, burada adı geçen Amerika Birleşik Devletleri vatandaşının herhangi bir gecikme veya engel olmaksızın geçişine izin verilmesini; ihtiyaç halinde kendisine her türlü yasal yardım ve korumanın sağlanmasını rica eder.

Bu standart notun ötesinde, yeni nesil ABD pasaportları Amerikan tarihinin sembol isimlerine ait 13 vecizeyi içerir. Sayfalarda George Washington’un Bilge ve dürüstlerin ulaşabileceği bir standart yükseltelim sözünden, Martin Luther King’in 1776’da başlayan büyük bir rüyamız var; Tanrı Amerika’ya rüyasına sadık kalmayı lütfetsin ifadelerine kadar pek çok alıntı yer alır.

John F. Kennedy

Ayrıca John F. Kennedy’nin Soğuk Savaş dönemindeki meşhur Her türlü bedeli ödemeye, her türlü yükü göğüslemeye ve her türlü zorlukla yüzleşmeye hazırız mesajı da sayfalara nakşedilmiştir.

Pasaporttaki 13 alıntı içerisinde sadece bir kadına yer verilmiş olması (Anna Julia Cooper), kadın temsilinin darlığı açısından tartışma konusu olmuştur. Ancak Cooper'ın biyografisine bakıldığında, neden seçildiği daha iyi anlaşılır: 1858'de kölelik düzeni içine doğan Cooper, Oberlin Koleji'nden lisans ve yüksek lisans, Sorbonne Üniversitesi'nden doktora derecesi alarak doktora unvanı kazanan dördüncü Afrikalı-Amerikalı kadın olmuştur.

Arap dünyasından bir örnek olarak; 2017 yılında basılan bir Libya pasaportunun ilk sayfasında yer alan Bu pasaport, işgal altındaki Filistin hariç dünyanın tüm ülkelerinde geçerlidir ifadesi dikkat çekicidir. Tunus pasaportu Tüm ülkeler için geçerlidir derken; Fas ve Cezayir pasaportları, belgenin devlet mülkü olduğunu belirten kısa bir not içerir. Cezayir pasaportunda ayrıca belgenin ödünç verilemeyeceği veya posta yoluyla gönderilemeyeceği vurgulanır.

Günümüzde pasaportlar birer edebi sözler alanı olmaktan çıkıp sanatsal birer galeriye dönüşmektedir. Örneğin Kanada pasaportu morötesi (UV) ışık altında bakıldığında, ülkenin simge yapıları, doğası ve tarihi figürleri parlak renklerle görsel bir şölene dönüşür. İngiliz pasaportu ise Brexit öncesi dönemde kırmızı kapaklıyken, her sayfasında filigran olarak Shakespeare resimlerini, heykeltraş Antony Gormley’nin Kuzeyin Meleği eserini, ressam John Constable’ın tablolarını ve dünyanın ilk bilgisayar programcısı kabul edilen matematikçi Ada Lovelace’ın görselini barındırıyordu.

Sanatın zirve yaptığı örneklerden biri de Japon pasaportudur. Yeni tasarımda, Katsushika Hokusai’nin 24 farklı eseri ve Fuji Dağı’nın 36 farklı açıdan tasviri yer almaktadır. ABD pasaportunda ise milli marşa ilham veren savaşın betimlemeleri bulunur. Tüm bu görsel zenginlik, Amerikalı kadınların kendi başlarına pasaport alabilmelerinin (eskiden sadece eşlerine refakat edebiliyorlardı) üzerinden yaklaşık yarım asır geçmişken gelinen noktayı özetlemektedir.

 

Kaynak: Magazine UltraSawt