Ürdün İslami Hareket Cephesi Partisi Sözcüsü Yanal Freihat Fokus+'a Konuştu!

Ürdün’ün Müslüman Kardeşler hareketini yasaklama kararı, ülkede siyasi özgürlükler açısından endişe yaratırken, bölgesel düzeyde İslamcı hareketlere yönelik artan baskının bir parçası olarak görülüyor. Kararı Fokus+’a değerlendiren Ürdün Parlamentosu üyesi Yanal Freihat, yasaklamanın arkasında Filistin meselesi üzerinden artan uluslararası baskılar olduğunu savunuyor.
Ürdün İslami Hareket Cephesi Partisi Sözcüsü Yanal Freihat Fokus+'a Konuştu!

05.05.2025 - 14:20  |  Son Güncellenme:  05.05.2025 - 14:29

Ürdün’de geçtiğimiz günlerde Müslüman Kardeşler hareketini (İhvan) yasaklama ve faaliyetlerini askıya alma yönünde bir karar alındı. Bu karar, ülkede bir kesim tarafından kabul görülürken, kimileri de reddetti.   

Aynı zamanda, Arap Baharı’nın son on yılda özellikle Mısır’da gerileyen dalgasından sonra, İslamcı hareketin birçok Arap ülkesinde yaşadığı acı duruma benzer şekilde Müslüman Kardeşler’i bekleyen akıbete ilişkin soru işaretleri de ortaya atıldı.  

Bu bağlamda, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler Teşkilatının (İhvan) siyasi kanadı İslami Çalışma Cephesi Partisi parlamento sözcüsü ve milletvekili Yanal Freihat, söz konusu kararın sonuçları ve arka planı hakkında Fokus Plus’a konuştu.  

Freihat bu kararın, ABD Başkanı Donald Trump’ın Filistin davası pahasına İsrail ile tam normalleşme planlarının önünü açmak için İslami hareketten kurtulmayı amaçlayan geniş bir bölgesel hamlenin bir parçası olduğunu söyledi.  

Tarihsel emsal    


Müslüman Kardeşler’in faaliyetlerinin yasaklanması ve yasadışı bir grup olarak ilan edilmesi yönündeki kararın 80 yıldır görülmemiş bir örnek olduğunu vurgulayan Freihat, cemaat ile devlet arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşandığını ancak bunların hiçbir zaman bu aşamaya gelmediğini dile getirdi.  

Ürdünlü milletvekili Freihat açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü:  

“Bu kez devlet, 2020’deki bir mahkeme kararında olduğu gibi, grubun sadece feshedilmiş ve lisanssız olduğunu söylemekle yetinmedi, aynı zamanda yasadışı olduğunu ve faaliyetlerinin de yasadışı olduğunu belirtti.”   

Körfez ülkelerinin yaklaşık on yıl önce Müslüman Kardeşler’i "terör örgütü” olarak tanımladığına dikkat çeken Freihat, “Ancak Ürdün, devletin grupla ilişkisinde özel bir statü olduğunu savunarak bunu reddetti. Şimdi bu özel statü, alınan kararların ardından sona erdi” dedi.  

Freihat, daha önce Trump’ın “Yüzyılın Anlaşması” meselesi, şimdi ise Filistinlileri tehcir meselesi ve Müslüman Kardeşler’in terör ögütü olarak sınıflandırılması gibi temel meselelerin, Ürdün’e böyle bir karar alması yönünde baskı yapılmasına katkıda bulunduğunu söyledi.  

Bölgede İslamcı harekete karşı bir eğilim    


Freihat bu kararın, Müslüman Kardeşler hareketine karşı genel olarak Arap ülkeleri tarafından uygulanan eğilimden ayrı görülemeyeceğini belirtti.  

Bu eğilimin de Batı’nın desteğini alan Körfez ülkeleri, ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin öncülüğünde gerçekleştiğini ekledi.  

Freihat, “Halklara demokrasi bahşedildiğinde ve bazı diktatör rejimler düştüğünde, halkın tercihinin İslami hareketler olduğu ortaya çıktı” diyerek, açıklamasına şu ifadelerle devam etti:  

“Bu nedenle bazı diktatör rejimler, İslami hareketleri, özellikle de Müslüman Kardeşleri iktidarda kalmalarına ve tahtlarına yönelik en büyük tehdit olarak görmeye başladı.”  

Freihat, “Arap hükümetleri ve güvenlik kurumlarının, ‘İslamcı’ konusuna ortak bir ilgi duyduklarına ve diğer ülkelerde bu konuda meydana gelen etkileri incelediklerine şüphe yok” dedi.  

Bu durumun Arap Baharı sırasında açıkça görüldüğünü vurgulayan Frihat, “Arap ülkeleri, özellikle İslamcıların popülerliğinden emin olduktan sonra, onlara karşı tutumlarında birbirlerini etkilemeye başladı” diye konuştu.  

Sisli iç atmosfer  


Milletvekili Freihat, Ürdün’deki Müslüman Kardeşler’in ve siyasi kolu İslami Hareket Cephesi Partisi’nin geleceği ve alınan son kararla nasıl yüzleşecekleri hakkındaki bir soruyu da yanıtladı.  

Freihat bu bağlamda, partinin önümüzdeki dönemde Müslüman Kardeşler’in çatısı altında faaliyet göstereceği siyasi organ olmasının beklendiğini söyledi.  

Ürdün parlamentosunda 31 milletvekili ile temsil edilen, Müslüman Kardeşler’in ülkedeki siyasi kolu ve en etkili partilerden biri olan İslami Hareket Cephesi, bu son gelişmelerden sonra zor bir durumla karşı karşıya kaldı.  

Devletin, özellikle de İçişleri Bakanı tarafından alınan kararların sahada nasıl uygulanacağının henüz net olmadığını söyleyen Freihat, “Üyelerinden bazıları, parti ve örgütle ilişkilerini itiraf ettiği hücre hakkında yargı kararının ne olacağını da henüz bilmiyoruz” diye konuştu.  

Müslüman Kardeşler’in Ürdün’de yasaklanmasına yönelik karar, Ürdün istihbaratının “ulusal güvenliği baltalamayı ve kaos yaratmayı amaçlayan komplolar” olarak tanımladığı planların engellendiğini duyurmasından yaklaşık bir hafta sonra alındı.  

Ürdün güvenliği geçtiğimiz haftalarda, İsrail’e karşı kullanılmak üzere Batı Şeria’ya füze geçirmeye hazırlanan bir hücrenin çökertildiğini duyurdu, 16 kişiyi tutukladı.  

Ürdün İstihbarat Servisi, tutuklanan kişilerin Müslüman Kardeşler hareketiyle bağlantılı olduğunu iddia ederken, hareket tüm suçlamaları reddetti.  

Freihat, bu noktada, İslami Hareket Cephesi partisine karşı yasal bir işlem yapılıp yapılmayacağının henüz belli olmadığını söyleyerek, şunları ekledi:  

“Ancak parti ile söz konusu operasyonu gerçekleştiren gençler arasında hiçbir ilişki olmadığını vurguluyoruz. Bu gençler bireysel olarak hareket etmişlerdir ve parti onlardan sorumlu değildir.”  

Ürdün’de özgürlük konusunda gerileme  


Ürdün’ün aldığı kararın, ülkedeki olası yankılarına değinen Freihat, “Özellikle Müslüman Kardeşler, Ürdün tarihindeki en büyük siyasi hareketi temsil ettiği için, son kararların ifade özgürlüğü ve demokrasiyi kısıtladığına şüphe yok” diye konuştu.  

Freihat, “Hükümetin Müslüman Kardeşler’e karşı aldığı sert kararlar, özgürlükler ve demokrasi konusunda geri adım atıldığına dair mesajlar verecektir, ancak bu durumun uzun sürmemesini ve bu geri adımın geçici olmasını umuyoruz” diye ekledi.  

Bu kararın sadece Ürdün’ün arzusuyla değil, özellikle Filistin meselesinin içinden geçtiği aşama ve Trump’ın Mısır’ın yanı sıra Ürdün’ün de belirleyici bir faktör olduğu tehcir projesini hayata geçirme arzusu ışığında, ABD’nin baskısıyla da bağlantılı olduğunu vurguladı.  

“Başka seçeneğimiz yoktu”  


Ürdün’deki Müslüman Kardeşler, uzun zamandır hükümetle çatışmaktan mümkün olduğunca kaçınmaya çalışan ve kendi tutumunu ülkenin resmi görüşünü de dikkate alacak şekilde belirlemeye çalışan bir grup olarak eleştiriliyor.  

Ancak hükümet ilk fırsatta onları devirdi ve uyumlu olma değerlerine saygı göstermedi.  

Bu konuya dikkat çeken Freihat, “Bence İslami Hareket Cephesi ve Ürdün’deki Müslüman Kardeşler bunu biliyordu ve misilleme önlemleri alınmaması için devletin meydan okumayacağı bir seviyede yürümeye çalışıyordu” diye konuştu.  

Müslüman Kardeşlerin önünde başka seçeneği olmadığının altını çizen Freihat şu ifadelerle açıklamasını sürdürdü:  

“Nihayetinde egemenliğini dayatan bir devlettir ve siyasi hareketin derin devlet içinde hiçbir gücü yoktur. Derin devlette güvenlik servisleri, ordu, hükümet ve saray düzeyinde ona karşı hiçbir sempati yoktu. Dolayısıyla İslamcı hareket için bir ortam yok.”  

Resmi pozisyonun aşıldığı ya da aşılmaya çalışıldığı zamanlar olduğunu vurgulayan Freihat, “Ancak özellikle Filistin davası konusunda İslami Hareket Cephesi’nin baskısı ve Ürdün halkının arzusu bu pozisyonu etkiledi. Hükümet, bu konuda her zaman halkın pozisyonuyla tutarlı kalmaya çalışmıştır” ifadelerini kullandı.  

Türkiye önemli bir rol oynuyor    


Açıklamasının sonunda Türkiye’nin Filistin meselesindeki rolüne değinen Freihat, özellikle de diğer ülkelerin bunu yapamayacak kadar zayıf olduğu bir dönemde, Türkiye’nin İsrail’in küstahlığı karşısında güçlü durmaya devam etmesinin önemine dikkat çekti.  

İsrail’in genişlemek istediğini ve gelecekte hiçbir bölgesel gücün kendisine herhangi bir tehlike ya da tehdit oluşturmasını istemediğini söyleyen Freihat, şöyle devam etti:  

“Bu sadece İran’ı değil, İsrail'in mevcut stratejisine göre tehdit oluşturan Türkiye’yi de kapsıyor. Bu nedenle, Allah korusun, İsrail Gazze’deki direnişi yenerse, bu ona Türkiye’ye meydan okuma ve işlerine daha fazla müdahale etme fırsatı verecektir.”  

Freihat, “Türkiye’nin Ürdün yetkililerine karşı her zaman olumlu tutumlar içinde olması ve Ürdün devletinin tarihinde olduğu gibi tüm siyasi yelpazeleri içermesi gerektiğine inanıyorum” diyerek sözlerini tamamladı.