Türkiye "Güvenli Liman" mı? Ekonomist Bilal Bağış Fokus+’a Anlattı!

Fokus+ özel açıklamalarda bulunan FSM Vakıf Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Doç. Dr. Bilal Bağış, Türkiye’nin ekonomik potansiyeli, finansal kırılganlıkları ve küresel sermaye hareketleri çerçevesinde “güvenli liman” tartışmasını değerlendirdi.
Türkiye "Güvenli Liman" mı? Ekonomist Bilal Bağış Fokus+’a Anlattı

14.04.2026 - 16:06  |  Son Güncellenme:  14.04.2026 - 16:49

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Türkiye güvenli liman” söylemini ekonomik veriler, küresel sermaye hareketleri ve jeopolitik gelişmeler ışığında değerlendiren FSM Vakıf Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Doç. Dr. Bilal Bağış Fokus+’a özel açıklamalarda bulundu.

Bağış, Türkiye’nin potansiyeli ile mevcut kırılganlıkları arasındaki dengeyi ortaya koyarken; enflasyon, rezerv politikaları ve yatırım ortamına dair kritik soruları da yanıtladı.

Peki ya, Türkiye gerçekten yeni bir “güvenli liman” mı, yoksa bu yalnızca siyasi bir söylem mi? İşte tüm detaylar…


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

“Türkiye, şimdiden güvenli limanlardan biri”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Türkiye güvenli liman’ açıklamasını ekonomik göstergeler açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hem iktisadi açıdan hem güvenlik açısından, Türkiye, son dönemler bir istikrar adası ve güvenli bir liman olarak öne çıkmaktadır. Makro temeller ve altyapı sağlamlaştırılmış durumda. Kurumsal kalite, iktisadi ve politik altyapı, üretim ve lojistik altyapısı ile güçlü rezervler gibi bazı parametreler açısından, oldukça iyi durumdayız. 

Her şeye rağmen, Türkiye açısından bugün dahi ciddi bir potansiyel söz-konusu. Sağlam bir altyapı mevcut. Ancak, rakamlara henüz tam olarak yansımamış bir potansiyelden bahsediyoruz. Riski seven yatırımcılar açısından, bu potansiyeli nedeniyle, şimdiden güvenli limanlardan biridir. 

Örneğin, Türkiye, İslami finansta da altyapısını ciddi anlamda sağlamlaştırdı. İstanbul Finans merkezi projesi ile fiziki altyapı da hazırlanmış durumda. Gayrimenkul piyasası açısından uzun bir dönemdir güvenli bir yatırım ve kazanç destinasyonu olarak imaj bırakmış durumda. 

Ancak, elbette, fiyat istikrarı, CDS primleri, finansal verilerde oynaklık ve belirsizlikler konusunda henüz alınması gereken bir yol var. 

Yeni varlık fonu ve artan merkez bankası rezervleri, yükselen tasarruf oranları ile Türkiye finansal istikrarını da güçlendirme yolunda. 


“Dikkate değer yeni bir alternatif olarak yükseliyor”

Türkiye gerçekten uluslararası yatırımcılar için bir ‘güvenli liman’ mı, yoksa bu daha çok siyasi bir söylem mi? 

‘Güvenli liman’ açıklaması, hem iktisadi ve güvenlik açısından bir istikrar adası ve güvenli bir liman olarak öne çıkmayı hem de bir hedefi, Türkiye yüzyılı vizyonunu ifade ediyor. 

Türkiye çok önemli fırsatlar sunuyor ve adım adım uzun vadede güvenli bir limana dönüşüyor. Belirsizlikleri azaltarak, öngörülebilirliği artırarak; finansal istikrar ve gerginliklerden uzak durarak, bu güvenli liman rolü güçlendirilebilir. 

Küresel belirsizliklerin arttığı, savaş ve gerginliklere sürekli yenilerinin eklendiği ve konvansiyonel güvenli limanların da güven kaybettiği bir atmosferde, Türkiye, uluslararası yatırımcılar açısından yeni bir güvenli limana dönüşüyor. Dikkate değer yeni bir alternatif olarak yükseliyor. 


“Trump’ın öngörülemezliği kritik konulardan biri”

Körfez sermayesinin son dönemde yeni rota arayışına girmesinin temel nedenleri nelerdir? 

Değişen konjonktürün getirdiği istikrar, güven ve öngörülebilirlik arayışı; uzun vadeli yeni stratejik yatırım arayışları, körfez sermayesini de yeni arayışlara itmektedir. 

Portföylerini çeşitlendirme arzusu, riskleri dağıtma arzusu, yüksek getirili araç arayışı, Egemen Varlık Fonları (SWF) veya devlet varlık fonlarının daha yüksek risk alabilmesi, büyüyen tasarrufların ve nakdin değerlendirilebileceği yeni piyasa arzusu ve bir nebze de politik etkilerini artırma arzusu yeni yön arayışları getirmektedir. 

Çeşitlendirme ihtiyacı temel nedenler arasında. Elbette, temel neden petrol dışı birikmiş kaynaklarını güvende tutma ve kaynaklarını büyütme arzusu. Körfez sermayesi, fonlarını finans, teknoloji ve alternatif enerji gibi yeni yatırım rotalarına yönlendiriyor. 

İkiz dönüşüm ve enerjinin dönüşümü (yeşil ekonomi) günümüzün temel tartışma konularından biri. 

ABD Başkanı Donald Trump

Savaş ve riskler de bir başka kritik konu. Bölgedeki gerginlikler ve daha önceki güven limanların pek de güvenli olmadığının netleşmiş olması da bu arayışı güçlendirmektedir. Trump’ın ve ABD’nin öngörülemezliği burada kritik konulardan biri haline gelmiş durumda.


“Sermaye yüksek getiri ve riski yaymak için alternatif araçlar arar”

Bu sermayenin öncelikle Singapur, Londra ve Malezya gibi merkezlere yönelmesini ne belirliyor?

Londra küresel finansın önemli merkezlerinden biri olageldi. Singapur ise yükselen Asya’daki önde gelen finans ve varlık yönetimi merkez bölgelerinden biridir. Malezya da faizsiz finansın önemli merkezlerinden biridir. Her biri, finansal yoğunlaşma ve derinleşmenin (türev ürünler, fonlar ve faizsiz enstrümanlar dahil) merkezlerinden, büyük sermaye duraklarından biri. 

Singapur, Londra, Malezya; liberal piyasa koşulları, sermayenin serbest hareketi, güven ve öngörülebilirlik açısından referans yerlerden; sermaye dostu piyasalardır. Küresel finansal networkün önemli merkezleri. Daha spesifik olarak, Londra ve Malezya, faiz hassasiyeti olanlar için, alternatif enstrümanları ile öne çıkmaktadır. Özellikle de Malezya sukuk piyasası ile ön çıkar. 

Sermaye yüksek getiri ve riski yaymak için alternatif araçlar arar. Geçmişte, petrol fiyatlarının yüksek olduğu dönemler Körfez’de biriken sermaye, daha yüksek getiri için Londra ve benzeri küresel finansal merkezlere ve de Malezya gibi (faizsiz) alternatif enstrümanlar sunan merkezlere aktı. Belki yeni dönemde rota Türkiye gibi piyasalara doğru kırılır.


“Türkiye, uzun vadeli stratejik yatırımlara odaklanmalı”

Türkiye bu rekabette hangi avantaj ve dezavantajlarıyla öne çıkabilir?

Avantajları: 

ABD ve Avrupa piyasaları doygun, getiriler düşük ve rekabet yüksek. Sermaye, daha ucuz varlıklar ve daha hızlı büyüyen, potansiyeli yüksek yeni pazarlar arayışında. 

Avrupa’nın en dinamik ekonomisi, yeni bir sıçrama için, özellikle de son 20-25 yılda altyapısını önemli oranda güçlendirdi. Üretim kapasitesi, lojistik altyapısı, stratejik konumu ve son yıllar (faizsiz finans sistemi dahil) sağlanan finansal derinleşme önemli avantajlar. 

Türk varlıkları oldukça cazip, düşük değerli. İslami finans altyapısı da ciddi anlamda sağlamlaştırdı. İstanbul Finans merkezi projesi ile fiziki altyapı da hazırlanmış durumda. En kritik konulardan biri de vergi cennetlerine kaçan (veya o merkezlerden yöneten) sermayenin iç piyasaya çekilmesi. Türkiye’deki görece yüksek vergilerin de bu amaçla azaltılması amaçlanıyor. 

Ancak, Türkiye, uzun vadeli stratejik yatırımlara odaklanmalı elbette. Girişimcilik ekosistemi, teknoloji yoğun üretimi, ciddi turizm / hizmet ihracatı gücü de önemli artılar arasında. 

Dezavantajlar: 

Türkiye’nin yakın coğrafyasındaki jeopolitik gerginlikler, savaş ve benzeri riskler önemli birer sorun. Görece yüksek enflasyon, kur oynaklığı, İran savaşı ile zayıflayan rezervler ve aşırı fiyat hareketleri gibi görece zayıf yönleri mevcuttur. 


“Mevcut TCMB başkanı Türkiye için önemli bir şans”

Enflasyon ve faiz politikası yabancı yatırımcı kararlarını nasıl etkiliyor?

2001 krizi sonrası, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), bağımsızlığına yönelik atılan adımlar, önemli bir kırılma noktası oldu. Türkiye, o günden bugüne küresel finansal networkün önemli bir parçası haline geldi. Merkezi rolü her geçen yıl güçleniyor. 

Yabancı yatırımcı ise istikrar ve getiriye bakar: kimisi kısa kimisi daha uzun vadeli... Özellikle de sıcak para veya portföy yatırımcısı, arbitraja bakar elbette. TCMB, rasyonel zeminde, yerinde müdahaleler ile güveni yeniden inşa etmiş görünüyor. 

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan

Mevcut TCMB Başkanı Fatih Karahan, Türkiye için önemli bir şans. Sermaye piyasaları nezdinde saygınlığı yüksek bir iktisatçı. 

Ancak, bunlarla birlikte, finansal istikrarı artırmak için kurulan yeni varlık fonu (TVF) ve artan rezervler, yükselen tasarruf oranları ile makro-finansal istikrar da güçlenme yolunda. 

Yine de, Türkiye’nin hedefi de kısa vadeli para hareketlerini çekmek olmamalı elbette. Türkiye, daha uzun vadeli stratejik yatırımlara daha fazla odaklanmalı. Körfez fonları gibi… Onun için de kısa vadeli getiriden ziyade, uzun dönemli istikrar ve yatırımcı güveni önemli olacak. 

Türkiye, son 20-25 yılda sağlamlaştırdığı altyapısı ile, uzun vadeli yatırım çekmeye odaklanmalı. Türkiye, bugün artık, iktisadi açıdan ve güvenlik açısından bir istikrar adası ve güvenli bir liman olarak öne çıkıyor. Türkiye yüzyılı vizyonu da biraz bununla ilgili.


“Altın rezervleri, önümüzdeki on-yıllarda da önemini korumaya devam edecek”

Merkez Bankası’nın rezerv politikası ve son dönemdeki müdahaleleri sizce yeterli mi?

Türkiye, rezerv para basan ülkelerden biri değil. O yüzden de rezervlerimizin yeterli olması önemli. Rezervler, kur ve fiyat istikrarı, yatırımcı güveni açısından oldukça önemlidir. Örneğin, ben de uzun bir dönem, 200 milyar dolar rezerv konusunu savundum, gündemde tuttum. Merkez bankamız çok yol aldı o noktada. 

Ancak, daha spesifik olarak, geçmişteki altın adımları da çok değerli idi. Altın rezervleri, önümüzdeki on-yıllarda da önemini korumaya devam edecek. 

Bugün, bölgedeki gerginlikler ve savaş ortamında, TCMB daha proaktif hareket ediyor. Bu proaktif duruş, gerektiğinde rezerv swapları ile volatiliteye karşı hazırlıklı olmak, kur ve fiyat istikrarı, öngörülebilirlik açısından önemli. 


“Sermaye, riski yaymak isteyecek”

Önümüzdeki 1-2 yıl içinde Türkiye’ye yönelik Körfez sermayesinde belirgin bir artış bekliyor musunuz? 

Ben kaçınılmaz görüyorum. Sermaye (bazı varlık fonları örneğinde olduğu gibi) istikrar ve getiri ile birlikte politik bir araç olarak da kullanılabilir. Hem Türkiye’nin iktisadi ve finansal potansiyeli, hem artan siyasi gücü bu noktalardaki etkisini artırıyor. Türkiye iyi bir alternatif. Ve çok hızlı yükseliyor. Likidite koşulları, sermayenin serbest hareketi önemli birer artı olacaktır. 

Körfez fonları; hızlı getiriler ve uzun vadeli stratejik değer artışı beklentileri ile hareket edecektir. Gayrimenkul, finans ve bankacılık ile enerji sektörlerinde mevcut durumda oldukça aktifler. Savunma sanayi, yeni teknoloji girişimleri, turizm ve e-ticaret gibi birçok alanda etkilerini ve yatırımlarını hızla artırıyorlar. 

Sermaye, riski yaymak isteyecektir. Yumurtalarını farklı sepetlere koymak için de Türkiye’yi önemli bir opsiyon olarak görecektir. 


“Türkiye’nin jeopolitik önemi ve politik gücü, sermayeyi Türkiye’ye çekecek”

Son olarak, Türkiye’nin ‘güvenli liman’ olma iddiasının kalıcı hale gelmesi için en kritik eşik nedir?

Para, parayı çeker. Yani, network etkisi mevzusu da önemli bir başka konudur. Büyük kamu fonlarının (varlık fonları) aktığı; sermaye, danışmanlık firmaları ve finansal derinliğin yerleştiği, hukuki altyapının sağlam olduğu yere daha fazla para da akar. 

Batılı fonların aksine, körfez ve doğu sermayesi genelde varlık fonları şeklinde ve uzun vadeli stratejik yatırımlar şeklinde konumlanır. Benzer şekilde, bu fonlar da batılı fonların aksine, daha fazla risk alma, politik güdülerle de hareket etme ve diğer küresel yatırım fonlarını yönlendirme, yatırım trendlerini belirleme yönleri ile öne çıkar. 

Bu açıdan da yükselen Türkiye ekonomisinin daha avantajlı olacağı kanısındayım. Türkiye’nin artan jeopolitik önemi ve büyüyen politik gücü, sermayeyi Türkiye’ye çekecek en temel unsurlardır. 

Kur ve enflasyon gibi oynaklıkların, belirsizliklerin azalması; hukukun üstünlüğü ve savaşlardan, gerginliklerden uzak durulması da hayati önemde olacaktır.