Sümeyye Gannuşi: "Beş Yıl Boyunca Sürdürülen Otoriterlik, Tunus'a Ne Refah Ne de İstikrar Getirdi" 

Sümeyye Gannuşi, Tunus’ta Kays Said yönetimi altında derinleşen siyasi ve ekonomik kriz, muhalefete yönelik baskılar ve Raşid Gannuşi’nin cezaevindeki sağlık durumuna ilişkin Fokus+’a özel değerlendirmelerde bulundu. Gannuşi, beş yıldır sürdürülen otoriterliğin Tunus’a ne refah ne de istikrar getirdiğini vurgulayarak, tek adam yönetimine karşı en geniş demokratik uzlaşının kurulması gerektiğini ifade etti.
sumeyye-gannusi-bes-yil-boyunca-surdurulen-otoriterlik-tunus-a-ne-refah-ne-de-istikrar-getirdi.jpg

13.08.2026 - 10:45  |  Son Güncellenme:  13.08.2026 - 12:24

Tunus, 2011 yılında İslam ve Arap dünyasına ilham veren Yasemin Devrimi’ni, 2021 yılında Cumhurbaşkanı Kays Said’in yasama, yürütme ve yargıyı elinde tutan diktatoryal yönetimiyle berhava etmeye başladı. Kays Said’in gerçekleştirdiği anayasal darbeyle; toplumsal ve siyasal muhalefet baskılandı, muhalifler gözaltına alındı, Tunus Meclisi feshedildi, Meclis Başkanı Raşid Gannuşi hapse atıldı, başbakan görevden el çektirildi, yerine Cumhurbaşkanı’nın atadığı bir başbakan oturtuldu, sivil toplum ve siyasi kimi partiler kapatıldı, binaları operasyonlara maruz kaldı ve daha acı olanı ise başta elektrik ve su kesintileri olmak üzere felce uğramış kamu hizmetleri altında halk; işsizlik, yüksek enflasyon ve ekonomik kriz altında yaşam mücadelesi veriyor.  

Bu karamsar tabloda; Cumhurbaşkanı Kays Said’in otoriter rejimi altında halk ve muhalefet, gerçekleştirilen anayasal darbenin 5. yıldönümü olan Temmuz 2026’dan beri sokaklarda protestolar gerçekleştiriyor, ekonomik krize karşı kitlesel mitingler düzenliyor. Siyasi ve ekonomik krize karşı Tunus’un en büyük sivil ve siyasi hareketi olan Nahda Hareketi ve Müslüman entelektüel olan liderleri Raşid Gannuşi de baskıcı rejime karşı mücadele edenler arasında. Tunus Genel İşçiler Sendikası başta olmak üzere sol, seküler, liberal ve kimi demokratik yapılar ve aktörler de baskıcı rejime karşı mücadele birliği içindeler ancak bu duruma rağmen Cumhurbaşkanı Kays Said gördüğü kısmi uluslararası destek sayesinde şimdilik ayakta kalmaya devam ediyor. Bu ayakta kalış marjinal destek altında hükümferma sürürken, Meclis Başkanı ve Nahda Hareketi’nin lideri Raşid Gannuşi ise hapishane ve hastane arasında sekiz defa transfer edilirken hak ihlallerine maruz kalmakta ve bundan dolayı da tüm siyasi tutsaklar başta olmak üzere yaşanan hak ihlallerine ve antidemokratik uygulamalara karşı açlık grevinde bulunmakta.  

Tunus’un içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik krizi, Kays Said’in otoriter rejimini, uygulamalarını, halkın hoşnutsuzluğunu, muhaliflerin mücadelesini, Raşid Gannuşi’nin sağlık durumunu, Tunus’un nasıl ve ne biçimde özgürlüğe kavuşabileceğini Raşid Gannuşi’nin kızı ve aynı zamanda uluslararası haber portalı Middle East Eye’nin yazarlarından Sümeyye Gannuşi ile konuştuk. 


“Gücü tek bir adamın elinde toplamanın, Tunus’un sorunlarını çözeceği vaadi çökmüş durumda” 

25 Temmuz 2026’da Tunus halkı, darbenin beşinci yıl dönümünde Cumhurbaşkanı Kays Said ve yönetimini protesto etmek için sokaklara döküldü. 25 Temmuz 2021’de Tunus’ta ne yaşandı ki insanlar bugün sokaklarda protesto gösterileri düzenliyor? 

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said

25 Temmuz 2021’de Cumhurbaşkanı Kays Said, Tunus’un demokrasisine karşı bir darbe gerçekleştirdi. Seçilmiş parlamentoyu askıya aldı, hükûmeti görevden aldı ve tüm yetkileri kendi elinde topladı. O dönemde babam Raşid Gannuşi, Meclis Başkanı’ydı. O gece parlamentoya gittiğinde, ordu binaya girmesini engelledi. Geçici ve istisnai bir tedbir olarak sunulan bu adım, kısa sürede Tunusluların 2011 devriminden sonra inşa ettiği demokratik düzenin sistemli bir şekilde tasfiye edilmesine dönüştü. Parlamento feshedildi, anayasa değiştirildi, bağımsız Yüksek Yargı Kurulu dağıtıldı ve onlarca hâkim görevden alındı. Siyasi muhalefet yapmak suç sayıldı, bağımsız medya üzerindeki baskı arttı ve sivil toplumun hareket alanı giderek daraldı. 

Beş yılın ardından, gücü tek bir adamın elinde toplamanın Tunus’un sorunlarını çözeceği vaadi çökmüş durumda. Tunuslular ekonomik bir refaha, liyakatli bir yönetime veya istikrara kavuşamadıkları gibi siyasi özgürlüklerini de kaybettiler. Bunun yerine işsizlik, yüksek enflasyon, kötüleşen kamu hizmetleri ve bu yaz yaşanan ciddi elektrik ve su kesintileriyle karşı karşıyalar. 

25 Temmuz gösterilerini bu kadar önemli kılan da bu faktörler. Darbeden beş yıl sonra binlerce Tunuslu, açıkça Kays Said’in gitmesini talep ederek yeniden sokaklara döndü. Daha da önemlisi, hoşnutsuzluk artık sadece siyasi muhalefetle sınırlı değil. Sıradan Tunuslular elektrik kesintileri, su kıtlığı, artan enflasyon ve kötüleşen yaşam koşulları nedeniyle protesto düzenliyor. Siyasi kriz ile ekonomik kriz birbiriyle kesişmiş durumda. Beş yılın ardından ortaya çıkan tablodan kaçınmak giderek zorlaşıyor: Otoriterlik Tunus’a ne refah ne de istikrar getirdi.   


“Tunus’ta yaşananlar asla sadece Kays Said ile Nahda arasındaki bir çatışmaya indirgenmemelidir” 

Bahsettiğiniz otoriterlik kapsamında, Tunus Meclis Başkanı ve Nahda Hareketi lideri Raşid Gannuşi, 17 Nisan 2023’ten beri cezaevinde tutuluyor. Ayrıca birçok muhalif siyasetçi, akademisyen, gazeteci, sivil toplum yöneticisi ve avukat da hapse atıldı. Cumhurbaşkanı Kays Said muhalefete neden baskı uyguluyor? Tunus’taki toplumsal desteği nedir? 

Tunus Meclis Başkanı ve Nahda Hareketi lideri Raşid Gannuşi

Babamın hapsedilmesi çok daha geniş bir baskı dalgasının parçasıdır. Kays Said, her siyasi ve ideolojik akımdan muhalifleri hedef aldı: İslamcıları ve seküler demokratları, liberalleri, solcuları, avukatları, gazetecileri ve insan hakları savunucularını. 

Mantık oldukça basit: Siyasi güç tek bir kişide toplandığında, bağımsız olan her kurum potansiyel bir tehdide dönüşür; parlamento, siyasi partiler, hâkimler, gazeteciler, avukatlar, sendikalar ve sivil toplum. Bu nedenle Tunus’ta yaşananlar asla sadece Kays Said ile Nahda arasındaki bir çatışmaya indirgenmemelidir. Bugün cezaevinde bulunanların bir kısmı zamanında Nahda karşıtı olan siyasi aktörlerdir. Nahda ve karşıtlarını giderek daha fazla birleştiren şey ise çok daha temel bir nokta: Otoriter yönetimi reddetmeleri. 

Said’in halk desteğine gelince, resmî seçim sonuçları ile gerçek demokratik meşruiyet arasında bir ayrım yapmamız gerekiyor. Kendisi %90,7 gibi bir oy oranıyla 2024 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin galibi ilan edildi ancak katılım oranı sadece %28,8’de kaldı. Üstelik bu seçim, önde gelen potansiyel rakiplerin hapsedildiği, yargılandığı veya liste dışı bırakıldığı bir ortamda gerçekleşti. 

Dolayısıyla “Tunusluların %90’ı Kays Said’i destekliyor” iddiası son derece yanıltıcıdır. Tunusluların büyük çoğunluğu sandığa gitmedi. Şimdi sokaklar başka bir hikâye anlatıyor. Korku ve siyasi belirsizlik, yerini giderek artan bir öfkeye bırakıyor; buna bir zamanlar 25 Temmuz 2021’de yaşananları destekleyen Tunuslular da dâhil. 


“Yapılması gereken temel husus; birkaç ilke etrafında en geniş demokratik uzlaşıyı inşa etmek” 

Çizdiğiniz tablo, diktatoryal bir yönetimi tasvir ediyor. Peki, Kays Said’in baskıcı ve diktatoryal yönetimi altında halkın ekonomik ve sosyal hayatı ne durumda? Muhalefet diktatoryal yönetim ve ekonomik krize karşı nasıl mücadele veriyor? Nahda Hareketi ve Tunus’un sivil muhalefetinden biri olan Tunus Genel İşçiler Sendikası nasıl bir mücadele veriyor? 

Sıradan Tunuslular için günlük yaşam giderek zorlaştı. Alım gücü düştü, işsizlik yüksek seviyelerde seyrediyor ve birçok aile temel ihtiyaç maddelerini karşılamakta zorlanıyor. Kamu hizmetleri felç olmuş durumda; bu yaz yaşanan elektrik ve su kesintileri halkın tepkisini daha da derinleştirdi. 

Son beş yıl, diktatörlüğün bir şekilde demokrasiden daha verimli olduğu mitini de boşa çıkardı. Meclisin denetimini kaldırmak, yargıyı zayıflatmak ve hesap verilebilirliği yok etmek bir ekonomik mucize yaratmadı. İktidarı hesap verebilir kılan kurumları ortadan kaldırmak, hükûmeti daha yetkin hâle getirmez; sadece başarısızlığa karşı çıkmayı zorlaştırır. 

Bugün demokratik muhalefet oldukça geniş ve çeşitli bir yelpazeye sahip. Nahda bunun önemli bir parçası, ancak bu süreç yalnız Nahda’nın yürüttüğü bir mücadele değildir ve olmamalıdır. Çok farklı geleneklerden gelen siyasi partiler, avukatlar, gazeteciler, insan hakları savunucuları, siyasi tutukluların aileleri ve sıradan vatandaşlar baskılara farklı şekillerde direnç gösteriyor. 

Şimdi temel mesele, birkaç ilke etrafında mümkün olan en geniş demokratik uzlaşıyı inşa etmektir: Siyasi tutukluların serbest bırakılması, yargı bağımsızlığı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, gerçekten adil seçimler ve anayasal demokrasiye geri dönülmesi. Tunuslular, farklı düşünmelerine imkân tanıyan özgürlükleri savunmak için her konuda aynı fikirde olmak zorunda değil. 


“Raşid Gannuşi hastanede, ailesi ve avukatlarından tecrit edilmiş hâlde şu an açlık grevinde bulunuyor” 

Babanız Raşid Gannuşi, Tunus Meclis Başkanı olarak 85 yaşında ve kronik rahatsızlıkları var. Şu anda açlık grevinde ve yüz yılı aşan hapis cezalarıyla karşı karşıya. 2023’ten beri Raşid Gannuşi başta olmak üzere muhalifler için barışçıl protestolar ve açıklamalarda bulunuyorsunuz. Babanızın hapisteki durumu ve sağlığı hakkında bilgi verir misiniz? 

Babamın durumu şu anda son derece kritik ve hayatı için bizler derin bir endişe duyuyoruz. Haziran ayında 85 yaşına bastı ve üç yıldan fazla süredir cezaevinde. Parkinson ve diğer kronik sağlık sorunlarından mustarip; cezaevi koşullarında sağlığı da ciddi şekilde bozuldu. Sadece Haziran sonundan bu yana en az altı kez cezaevinden hastaneye kaldırıldı. 

17 Temmuz’da, Tunus’taki aşırı sıcak dalgası sırasında Mornaguia Cezaevi’nde bilincini kaybetti ve hastaneye sevk edildi. Yaklaşık 10 gün boyunca ailesinden ve avukatlarından tamamen tecrit edilmiş hâlde orada tutuldu. Sağlık durumu hakkında neredeyse hiç bilgi alamadık. 

Bu tecridi protesto etmek için hastanedeyken açlık grevine başladı ve görüş izni verileceği garantisi üzerine grevi askıya aldı. Buna rağmen avukatları kendisini ancak 27 Temmuz’da tekrar cezaevine gönderildikten sonra görebildi. İki gün sonra, 29 Temmuz’da sağlığı yeniden kötüleşti ve acil olarak tekrar hastaneye kaldırıldı. On üç gündür hastanede tutuluyor. Tüm taleplerimize rağmen ne ailesinin ne de avukatlarının kendisiyle görüşmesine veya iletişim kurmasına izin verildi; sağlık durumu hakkında bize tatmin edici resmî bir bilgi de sunulmadı.  

6 Ağustos’ta, tam tecrit durumunu protesto etmek amacıyla yeniden açlık grevine başladığı ve ilaç almayı reddettiği yönünde haberler geliyor. Bu durum son derece tehlikeli. Ailesi ve avukatlarıyla görüşmesi neden engelleniyor? Yetkililer neyi saklamaya çalışıyor? Bu uygulama zorla kaybetme ile eş değerdir; zalimce ve kabul edilemez bir durumdur. 

Babamın hayatı için büyük bir endişe duyduğumu söylememe gerek bile yok. Ancak onun kaderi aynı zamanda günümüz Tunus’un da özetidir. Devrimden sonra sürgünden dönen, demokratik siyasete barışçıl şekilde katılan ve seçilmiş bir parlamentonun başkanı olan bir adam, 85. yaşını cezaevi ile hastane arasında mekik dokuyarak geçiriyor ve ailesini görme gibi en temel haktan bile mahrum bırakılıyor. Tunus, 2011’in umutlarından işte bu kadar uzaklaştı. 


“Önemli bir uluslararası dayanışma yaşandı ancak kimi hükûmetler Tunus’a göç, güvenlik ve bölgesel istikrar açısından baktığı için sessiz kalıyorlar” 

Bu denli ağır şartlar altında hak mücadelesi verirken, uluslararası medyadan, uluslararası insan hakları örgütlerinden, Batılı ve Müslüman liderlerden babanızın durumu ile ilgili destek veren, açıklamalarda bulunan ve Cumhurbaşkanı Kays Said ile görüşen oldu mu? İçerideki mücadeleniz dışında sizlere dışarıdan destek ne durumda?  

Önemli bir uluslararası dayanışma yaşandı ve buna minnettarız. Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, babamın tutukluluğunun keyfi olduğuna hükmederek derhâl serbest bırakılması çağrısında bulundu. Ayrıca Afrika İnsan ve Halklar Mahkemesi, tutukluluk hâlindeki haklarına ilişkin geçici tedbirler alınmasını emretti; bu tedbirler arasında avukat ve doktorlara erişim ve ailesiyle iletişim kurma hakkı da yer alıyor. 

Uluslararası insan hakları örgütleri hem babamın davasını hem de Tunus’taki genel baskı ortamını defaatle belgeledi. Milletvekilleri, insan hakları savunucuları, akademisyenler ve uluslararası medya da seslerini yükseltti. Dolayısıyla Tunus’un uluslararası ortakları, bundan haberleri olmadıklarını iddia edemezler. Siyasi yargılamalardan, muhalif isimlerin hapsedilmesinden ve yargı bağımsızlığının yok edilmesinden haberleri var. Ancak pek çok hükûmet, Tunus’a esas olarak göç, güvenlik ve bölgesel istikrar penceresinden baktığı için sessiz kalmayı tercih ediyor. 

Bu yaklaşım tehlikeli derecede dar bir görüştür. Hesap verebilir kurumlar, hukukun üstünlüğü ve hükûmetlerini barışçıl yollarla değiştirebileceklerine inanan vatandaşlar olmadan kalıcı bir istikrar sağlanamaz. Uluslararası baskı önemlidir. Uluslararası sessizlik de öyle... Otoriter hükûmetler bu sessizliği daha da ileri gitmek için bir gerekçe olarak görebilirler. 


“Otoriterliğin cevabı başka bir otoriterlik biçimi olamaz” 

2021’den beri tek adam rejimi ile yönetilen bir Tunus var. Halk ekonomik krizin pençesinde, elektrik ve su kesintileri başta olmak üzere kamu hizmetleri felç vaziyette. Muhalefet baskı altında, yargı ve medya bağımsızlığı Kays Said tarafından katledilmiş durumda. Böylesi bir tablo içinde, mevcut tek adam rejiminden kurtulmak için muhalefet ne yapmalıdır? Muhalefet, Tunus halkını nasıl mobilize etmeli? 

Otoriterliğin cevabı başka bir otoriterlik biçimi olamaz. Tunus, demokrasiye barışçıl ve demokratik yollarla geri dönmelidir. İlk görev, siyasi bölünmüşlüğün üstesinden gelmektir. Otoriter yönetime karşı çıkanların her ideolojik, sosyal veya ekonomik meselede anlaşması gerekmiyor. İhtiyaç duyulan şey, asgari bir demokratik mutabakattır: Bağımsız bir yargı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, siyasi tutukluların serbest bırakılması, gerçekten adil seçimler ve iktidarın barışçıl devrine saygı. 

İkinci görev, demokrasiyi Tunusluların günlük yaşamıyla yeniden bağdaştırmaktır. İnsanlar iş, gıda fiyatları, su, elektrik ve sağlık hizmetleri konusunda endişelenirken biz sadece anayasa ve kurumlardan bahsedemeyiz. Siyasi özgürlük ile ekonomik özgürlük birbirine rakip öncelikler değildir; aksine ayrılmaz bir bütündür. Hükûmeti denetleyecek kurumlar ortadan kalktığında yolsuzlukları, liyakatsizliği ve yıkıcı ekonomik kararları ifşa etmek veya düzeltmek çok daha zor hâle gelir. 


“Bizim görevimiz Tunuslulara tek adam yönetimine karşı güvenilir ve demokratik bir alternatif sunmaktır” 

Üçüncü ders ise Tunus’un eski ideolojik ayrışmalarıyla ilgilidir. İslamcılar ve sekülerler, sol ve sağ, siyasi partiler ve sivil toplum, uzun süre birbirlerini asıl düşman olarak gördüler. 2021’den bu yana yaşanan tecrübe herkese acı bir ders vermiş olmalı: Demokratik güvenceler ortadan kalktığında, eninde sonunda bağımsız kalan herkes hedef hâline gelir. 

Ve son olarak, mücadelemiz barışçıl kalmalıdır. Son protestolar bize umut veriyor; çünkü Tunus toplumunun diri olduğunu ve korkunun kalıcı olmadığını gösteriyor. Demokratik muhalefet, bu vatandaşların öfkesini sadece kendi lehine kullanmaya çalışmak yerine onları dinlemelidir. Bizim görevimiz sadece tek bir adama karşı çıkmak değildir. Tunuslulara tek adam yönetimine karşı güvenilir ve demokratik bir alternatif sunmaktır. 


“Uluslararası toplumdan talebimiz; baskı rejimlerini meşrulaştırmamaları ve jeopolitik çıkarların siyasi tutukluların görünmez kılınmasına izin vermemeleridir” 

Tunus’taki zulüm düzenine karşı yürüttüğünüz mücadele karşısında Türkiye ve Müslüman ülkeler ile Batılı liderler ve medyadan beklentiniz nedir? Bu aktörlere nasıl bir çağrıda bulunmak istersiniz? Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik bir mesajınız var mı? 

Babam 85 yaşında, ağır hasta ve şu anda hastanede yatıyor. Sağlık durumu artık hayatından ciddi şekilde endişe duyduğumuz bir noktaya geldi. Ayrıca bir diğer önde gelen muhalefet lideri Sayın Necib Şebbi, 82 yaşında ve sağlığı giderek bozuluyor. Tunus’un farklı ideolojik yelpazelerinden birçok siyasi lider hâlâ cezaevinde ve son derece ağır koşullarla karşı karşıya. 

Görsel kaldırıldı.

Özgürlük, demokrasi ve insan haklarını savunan herkese çağrımız nettir: Sesinizi çıkarın. Tunus’ta yaşanan sistemli ihlallere karşı sesinizi çıkarın. Yaşları ve bozulan sağlık durumları nedeniyle artık hayatları tehlikede olan siyasi tutuklular için sesinizi yükseltin. Serbest bırakılmalarını ve bu adaletsizliğin son bulmasını talep edin. 

Uluslararası medyaya ise şunu söylemek isterim: Lütfen Tunus’a yeniden dönüp bakmak için bir trajedinin yaşanmasını beklemeyin. Tunus, 2011 yılında tüm dünyaya ilham verdi; çünkü Arap ve Müslüman bir halkın, diktatörlüğü devirebileceğini, barışçıl yollarla demokrasi inşa edebileceğini gösterdi. Bu kazanım tasfiye ediliyor olsa da bunu yaratan özgürlük arzusu asla yok olmadı. 

Yabancı hükûmetlerden Tunus’un geleceğini tayin etmelerini istemiyoruz. Tunus’un geleceği Tunuslulara aittir. Uluslararası toplumdan çok daha temel bir şey talep ediyoruz: Baskı rejimlerini meşrulaştırmayın. Siyasi muhaliflerin hapsedilmesini kanıksamayın. Jeopolitik çıkarların siyasi tutukluları görünmez kılmasına izin vermeyin. 

Bugün en acil çağrım, babamın hayatı ve özgürlüğü içindir. Ancak bu mücadele Raşid Gannuşi’den çok daha büyüktür. Nahda’dan ve her türlü siyasi partiden daha büyüktür. Nihai mesele, Tunusluların kendi liderlerini seçme, onları denetleme, korkusuzca farklı düşünme ve kendi ülkelerinde özgür vatandaşlar olarak yaşama hakkına yeniden sahip olup olamayacağıdır.