ORSAM Başkanı Kadir Temiz: “Türkiye’nin Ortadoğu Politikası İstikrar ve Kalkınma Ekseninde Şekilleniyor”
30.01.2026 - 17:00 | Son Güncellenme: 06.02.2026 - 11:10
Dijitalleşme, yapay zeka ve hız odaklı medya düzeni, bilginin üretim ve dolaşım biçimini köklü şekilde dönüştürürken; sahaya dayalı, derinlikli ve stratejik analiz ihtiyacını da her zamankinden daha görünür hale getiriyor. Gündelik haber akışının ötesine geçen bu ihtiyaç, medya ile karar alıcılar arasındaki “anlam boşluğunu” dolduracak yeni bilgi üretim modellerini zorunlu kılıyor. Bu çerçevede ORSAM Başkanı Kadir Temiz ile düşünce kuruluşlarının değişen medya ekosistemindeki rolünü, sahaya dayalı analizlerin stratejik karar süreçlerine katkısını ve Ortadoğu’daki güncel güç dengelerini Fokus+ için konuştuk.
Medya hızlı ve anlık bilgi üretimi baskısı altında çalışıyor, ancak araştırma merkezlerinin derinlikli analiz ve raporları medya ve karar alıcılar açısından nasıl bir öneme sahip?
Günümüzde özellikle yapay zeka ve dijitalleşme ile geleneksel anlamda gündelik haber niteliği taşıyan bilginin (enformasyon) niteliği ve niceliği ciddi bir biçimde dönüşüyor. Bu dönüşüme ayak uydurmak hem medya hem de ORSAM gibi düşünce kuruluşları için maliyetler ve insan kaynağı açısından ciddi meydan okumalar oluşturuyor. Dönüşümün “hız” ayağı teknik kapasiteyi (veri elde etme ve işleme) zorlarken bu hızla paralel bir şekilde gündelik gelişmelere dair somut analiz üretme çabası da insan kaynağının niteliğini zorluyor. Yani geleneksel medyada habere erişim ve onun gündelik tüketime hazır hale getirilmesi sürecinde bir ara değişkene ya da ara iş gücüne ihtiyaç duyulmaya başladı.
İşte günümüz düşünce kuruluşları da habere erişim ve haberin sunulması arasında stratejik bilgi üretimi dediğimiz çok hassas bir boşluğu doldurmaktadır. Stratejik bilgi üreten düşünce kuruluşları hem medyanın hem de karar verici pozisyonundaki uygulayıcıların stratejik kesinliğe ve netliğe ulaşmasında ciddi katkılar sunabilir. Stratejik bilgi derken neyi kastettiğimizin altını çizelim: Bu, saha gözlemiyle anlam kazanan, karar alıcıların yön tayininde kullandığı veriyle sentezlenmiş ve medya diline uyarlanabilir bütünlüklü bilgidir. ORSAM olarak da temel amacımız uzmanlarımızın saha çalışmalarından elde ettiği bilgiyi hem medya hem de karar alıcılar için daha net bir stratejik analiz çerçevesinde ifade etmektir.
Sahada gözlemlenen güç dengeleri ile uluslararası aktörlerin ve küresel medyanın Ortadoğu’ya dair ürettiği söylemler arasında ciddi bir mesafe olduğu görülüyor; ORSAM’ın saha çalışmalarından hareketle bu kopukluğu nasıl açıklamak gerekir?
Biraz önce bahsettiğim gibi ORSAM yeni dönemin medya ve haber dilindeki teknolojik dönüşümünün farkında olarak yapay zeka ve yeni dijital araçları ile saha çalışmalarından elde ettiği stratejik analiz ve öngörüleri birleştirmeye gayret ediyor. Ancak sizin de bahsettiğiniz gibi küresel medyanın ana akım yayın organlarında gelenekselleşmiş bazı bilgiler masa başında tekrar tekrar üretilerek geniş küresel kamuoyunda geçici bir tatmin duygusunu pekiştiriyorlar. Bu durum da ister istemez dezenformasyon ve manipülasyonun önünü açarak ne yazık ki stratejik bilgi üretmesi beklenen düşünce kuruluşlarının analizlerine de yansıyor. ORSAM olarak bu sorunu çözmek için geliştirdiğimiz yöntem ise yerel sorunları sahada tespit ederek stratejik analiz çerçevesinde ifade ettiğimiz önerileri küresel ölçekte gelişen yeni bilgi alanları ile müzakereye sokmaktır. Böylece sosyal gerçekliği eğip bükmeden rasyonel çözüm önerilerini hem kamuoyu hem de karar alıcılarla paylaşıyoruz.
Yürüttüğünüz saha araştırmalarında, bölge toplumlarının gündelik güvenlik, siyaset ve yaşam algıları ile dışarıdan yapılan stratejik analizler arasında hangi temel farklılıklar öne çıkıyor?
ORSAM’ın bahsettiğim çalışma ilke ve yöntemleri ile elde ettiğimiz stratejik bilgi ve analizin genelde masa başında yapılan analizlerden ayrıştığını gözlemliyoruz. Örneğin Irak parlamento seçimlerinde yaptığımız saha çalışmalarında gözlemlediğimiz bir gerçeklik vardı. Irak halkı bütün farklılıklarına rağmen geçtiğimiz üç-dört senelik istikrarlı siyasi ve güvenlik ortamının devamından yanaydı. 2025 yılının haziran ayında gerçekleşen İsrail-İran savaşının hemen ardından yapılan analizlerde Irak’ın çok kolay bir şekilde İran’a yakın milisler tarafından istikrarsızlaştırılacağına ve Irak’ın da bir tür güvenlik krizine gireceğine dair analizler vardı. ORSAM olarak 12 gün savaşının hemen ardından yaptığımız saha çalışmasında Irak halkının çatışma ve savaş yorgunu olduğu gerçekliğini gözlemedik. Bu da bize kalkınmacı bir siyasi programa sahip olan ve bunu somut bir şekilde ortaya koyan adayın kazanacağı yönünde bir öngörü ortaya koymamızı sağladı. Seçim sonuçları da bu saha gerçekliğini gösterdi ve kalkınmacı bir siyasi vizyon ortaya koyan Muhammed Şiya Sudani liderliğindeki İmar ve Kalkınma Koalisyonu seçimlerde birinci oldu.

Benzer bir durum Suriye saha çalışmamız için de geçerliydi. Devrimin üçüncü ayında yaptığımız saha çalışmasında sahadaki gerçeklik tam bir yıkımı ve yok oluşu doğrularken öncelikli alanın bir an önce ekonomik istikrarı sağlayarak yerel, bölgesel ve küresel meşruiyeti sağlamak gerekliliğini ortaya koyuyordu. Mart ayından bugüne kadar birçok kez etnik ve dini çatışmalara şahit olmamıza rağmen Suriye’de hükümet Suriye’nin bütünlüğü ve istikrarı için öncelikle meşruiyet arayışına devam etti. Bölgesel istikrarsızlaştırıcı aktörler tarafından bu arayış sürekli sekteye uğratılmaya çalışılsa da Suriye’nin yeni bir iç savaş dalgasına girmesinin maliyetinin hiçbir aktör tarafından katlanılamaz olacağına dair öngörümüz doğru çıktı. Bugün halen kırılgan da olsa yerel, bölgesel ve küresel meşruiyet alanını genişleten bir Suriye hükümeti var.
Sahaya dayalı araştırmalar ile akademik bilgi üretimi arasında daha sağlıklı bir ilişki kurulabilmesi için, sizce araştırma merkezleri hangi yöntemsel ve kurumsal adımları takip etmesi gerekiyor?
Öncelikle bilginin parçalanamaz, bölünemez ve ayrıştırılamaz bir tanımının olduğu kanaatindeyim. Yani bilgi, ontolojik ve anlam düzeyinde bütünsel bir yapı arz ederken, analitik ve metodolojik olarak parçalanabilir olsa da bu parçalama onun hakikatini ve anlamını bütünüyle kuşatamaz. Düşünce kuruluşları tam da analitik ve metodolojik açıdan elde ettiği bilgiyi ayrıştırmakta ve onu stratejik bilgi olarak tasnif edebileceğimiz bir bilgi türü olarak yeniden üretmektedir. İdeal bir stratejik bilgi üretimi döngüsel bir mantık çerçevesinde ulaşmaya çalıştığı bütünsel bilgiyi analitik olarak parçalara ayırıp daha sonra yine bütünselliğe ulaşmaya çalışır. Bu metodolojik çerçeve içinde saha çalışması yani sosyal gerçekliğin bizatihi kendisi bilgiyi dönüştüren en önemli değişken olarak ortaya çıkıyor.
Kanaatimce düşünce kuruluşlarının bahsettiğim işlevselliği kazanabilmesi için birbiri ile iletişim ve koordinasyon içinde olan kurumsal bir ağ gerekli. Yani bir eko-sistem. Düşünce kuruluşları bu sistemin sadece bir parçası olarak kendi kurumsallıklarını bu çerçevede kurgulayabilir. Örneğin, bir şirket, kamu kurumu veya sivil toplum kuruluşunun öncelikleri, önemsedikleri veya çıkarlarına uygun ve karlı gördükleri bir çalışma alanında bilginin parçalı olarak ele alınması kaçınılmazdır. Düşünce kuruluşları ise araştırma odaklılığı koruyarak bütünselliği belirli bir tutarlılık ilkesi ile ele almalıdır. Kısaca stratejik bilgi üretimi ile yetinilmez bu bilginin ulusal ve uluslararası geniş bir kamuoyuna yayılması ve karar alıcılara ulaşması için de yoğun bir network çalışması içinde olmaları gerekmektedir.
Türkiye’nin Ortadoğu politikası, bölgedeki bu çok katmanlı dönüşüm süreci karşısında nasıl bir stratejik denge arayışı içinde şekilleniyor. Analizleriniz bu süreci hangi başlıklar altında ele alıyor?
Türkiye’nin Ortadoğu politikasını belirleyen en temel dinamiğin istikrar ve kalkınma ekseninde ilerleyen politika setleri olduğunu söylemek mümkün. İstikrar açısından değerlendirildiğinde bölgenin uzun süreli çatışma ve savaş çıkmaz döngüsü içine girdiğini Yemen’den İran’a kadar olan bütün gelişmeler açık bir şekilde gösteriyor. Türkiye bu durumun farkında olarak neredeyse bütün istikrarsızlık alanlarına dair iki stratejik söylem geliştirdi. Birinci söylem seti kırılgan siyasi, ekonomik, toplumsal ve güvenlik ortamının yeniden bir düzene kavuşması için merkezi hükümetlerin güçlenmesi üzerine kuruldu. Türkiye özellikle son yıllarda Ortadoğu’da devletlerin kendi ulusal sınırları içinde mutlak egemenlik sağlamalarını teşvik ederek egemenin yetki alanını belirleyen hukuki ve kurumsal yapıyı da ilgili ülkenin toplumsal mutabakatı ile gerçekleştirmesi gerektiğine dair bir politika izlemektedir. Bunun için de devletlerin otoritelerini sarsacak her türlü devlet dışı aktör ve gelişmenin bölgesel çok taraflı güvenlik mimarisi etrafında belirli iş birliği kanalları ile ele alınması gerekmektedir. Bu durum kısa vadede göreceli istikrar sağlayabilir. Ancak uzun vadede kalıcı bir barış ve güvenlik ortamını sağlamak için kurumsal mekanizmaların kurulması bir zaruriyettir. Türkiye başta Suriye ve Irak olmak üzere Filistin ve Afrika Boynuzu’nda arabuluculuk gibi mekanizmalarla bu süreçlere yakından destek vermektedir.

İkinci olarak, kalkınma politika seti ise istikrar ve güvenliğin hem garantisi hem de sonucu olarak ortaya çıkan ideal düzen perspektifini yansıtmaktadır. Türkiye kendi modernleşme serüveni içinde elde ettiği ekonomik ve siyasi istikrar tecrübesini yakın coğrafyası ile de paylaşan ve çözüm önerileri getiren bir aktör olarak konumlanmaktadır. Örneğin Türkiye ve Irak arasındaki kalkınma yolu projesi kapsamında geçtiğimiz yıl atılan adımlar Irak’ın enerji kaynaklarına bağlı ekonomik modelini yeni koşullara uyumlu hale getirirken ekonomik çeşitlendirme politikalarının da önünü açacak ciddi bir bölgesel bağlantısallık projesi olarak düşünülebilir. Böylece Irak’ın güneyinden kuzeyine kadar kurulacak birbirileri ile bağlantılı ticari ve lojistik hatları doğal bir ekonomik verimlilik sağlarken sanayi şehirlerinin kurulmasının üretimi ve istihdamı arttırması beklenmektedir. Irak’ın bölgesel ve küresel ekonomik düzenin ayrılmaz bir parçası haline gelmesi Türkiye, Körfez, Suriye ve İran gibi komşu ülkeler üzerinden birbiri ile bağlantılı ekonomik, sosyal ve kültürel bir ilişki biçimini de ortaya çıkarabilir. Benzer bir eğilim uzun yıllardır Körfez ülkelerinin ekonomik çeşitlendirme ve alternatif kalkınma modelleri üzerinden de tartışılmaktadır. Türkiye istikrar ve kalkınma ekseninde geliştirdiği bu politika setlerini spesifik gelişmeler ve sorunlar çerçevesinde farklı mekanizmalarla sürekli dile getirmeye devam etmektedir.
Son olarak, Ortadoğu üzerine çalışmak isteyen genç araştırmacılar açısından, yalnızca teorik bilgi değil, sahayı okuyabilme ve analitik düşünme becerileri bakımından hangi yetkinliklerin artık vazgeçilmez hale geldiğini düşünüyorsunuz?
Bugün Ortadoğu çalışan genç bir araştırmacının yalnızca klasik uluslararası ilişkiler teorilerine ve kavramlarına hakim olması yetmez. Dijital veri okuryazarlığı, sahada yapısal gözlem yapabilme yetisi ve bu gözlemi kavramsal dile tercüme etme becerisi temel gereklilikler haline gelmiştir. Ayrıca çok kaynaklı bilgi ile doğruyu ayırt etme, epistemolojik farkındalık ve medya diline uyum sağlayabilme yeteneği stratejik bilgi üretiminde belirleyici hale gelmiştir. ORSAM olarak araştırmacılarımıza bu becerileri kazandıracak bütüncül bir saha ve analiz sistemi geliştirmeye çalışıyoruz.