Irak Dışişleri Bakanı: Kalkınma ve Bölgesel Sorunların Çözümü İçin Türkiye ile Etkin İşbirliği Gerekli

Fokus Plus'a konuşan Irak Dışişleri Bakanı, Türkiye ile güvenlik ve kalkınma odaklı işbirliğinin önemini vurguladı. PKK tehdidi, Suriye krizi ve İran ile dengeli ilişkilerin bölgesel istikrar için kritik olduğunu belirten Hüseyin, 'Kalkınma Yolu Projesi'nin Irak'ın geleceğini şekillendireceğini söyledi.
Irak Dışişleri Bakanı Kalkınma ve Bölgesel Sorunların Çözümü İçin Türkiye ile Etkin İşbirliği Gerekli

01.05.2025 - 16:08  |  Son Güncellenme:  01.05.2025 - 17:19

Irak bir yol ayrımında ve bölgesel hesaplarını yeniden yapıyor. Irak’ın siyasi durumu, bölgede meydana gelen büyük jeopolitik değişimlerin ortasında bu şekilde okunabilir.  

Suriye’de Beşşar Esed rejiminin düşmesi ve İran destekli askeri grupların ülkedeki etkisi, Irak’ın gerçekçi bir şekilde ele alması ve komşuluk ilişkilerini dengeli bir şekilde değerlendirmesi gereken büyük bir meydan okumayı ortaya çıkardı.  

Fokus Plus tarafından Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ile yapılan önemli röportajdan çıkarılabilecek sonuç budur.  

Hüseyin söz konusu röportajında, Irak ve Türkiye arasındaki ikili ilişkilerin “mükemmel” ve gelişmekte olduğunu vurgulayarak, Ankara’yı bölgesel istikrarın sağlanmasında “önemli bir ortak” olarak nitelendirdi.  

Türkiye-Irak işbirliğinin, iki ülke arasındaki ortak teknik komitelerin gerçekleştirdiği güvenlik kaygılarını ele alan düzenli toplantılar yoluyla, terörle mücadele ve sınır yönetimi de dahil olmak üzere büyük ölçüde güvenlik ve ekonomik alanlara odaklandığını söyledi.  

Hüseyin, Irak’ın kendi topraklarında faaliyet gösteren ve komşu ülkelerin güvenliğini hedef alan milisleri reddettiğini vurguladı.  

Aynı zamanda Irak’ın kendi toprakları üzerindeki egemenliğini koruduğunu ve ulusal topraklarında gerçekleşen her türlü savunma faaliyeti için etkili bir güvenlik koordinasyonuna ihtiyaç duyduğunu vurguladı.  

Irak Dışişleri Bakanı, çeşitli uygulama aşamalarına giren ve bölgesel ekonomik entegrasyonu teşvik etmeyi amaçlayan “Kalkınma Yolu” projesinin Irak için son derece stratejik bir öneme sahip olduğunu da ekledi.  

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in Fokus Plus’a verdiği röportajın ayrıntıları şöyle:  

Kalkınma ortaklığı ve terörle mücadele  

Röportajının başında, Irak ve Türkiye arasındaki ilişkilerin gücü ve derinliğini vurgulayan Hüseyin, iki ülke arasındaki işbirliğinin bölgesel istikrarın desteklenmesinde kilit bir rol oynadığını söyledi.  

Ayrıca, Irak ve Türkiye arasındaki ilişkilerin, kalkınma ve ekonomik konuların yanı sıra terörle mücadele ve sınır yönetimi de dahil olmak üzere güvenlik konularına artan bir şekilde odaklandığını dile getirdi.  

İki ülke arasındaki ortak teknik komitelere ilişkin düzenli toplantıların, IŞİD’in yarattığı tehditler gibi güvenlik konuları ve ortak zorlukların ele alınmasına önemli katkı sağladığını kaydetti.  

Bu bağlamda, terörle mücadelede Irak ile yakın işbirliğini sürdüren Türkiye’nin önemli bir ortak olduğunun altını çizdi.  

Iraklı bakan, hükümet ve halka yönelik tehdidin geri dönüşü anlamına geldiği için Irak’ın, IŞİD üyelerinin Suriye’deki hapishanelerden salıverilmesinden endişe ettiğini belirtti.  

Hüseyin, PKK meselesi ve PKK’nın Irak’taki varlığının hem Türkiye, hem de Irak’ın güvenliği için süregelen bir tehdit olduğunu vurguladı.  

Bu konudaki çözümün, Türkiye ve Irak arasındaki bölgesel işbirliğinin güçlendirilmesi ve bu kritik dönemde terörle mücadeleye yönelik ortak çabaların desteklenmesinde yattığını ifade etti.  

Komşu ülkeler arasında devam eden işbirliğinin, bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanması için son derece önemli olduğunu da ekledi.  

“Kalkınma Yolu Projesi” hakkında ise Hüseyin, projenin Irak için stratejik bir öncelik olduğunu söyledi.  

Kuzey Irak’ı Türkiye sınırından, Irak’ın Arap Körfezi’ndeki Faw Limanı’na bağlamayı amaçlayan projenin, Irak ve komşu ülkeler arasındaki ekonomik entegrasyonu arttırma ve bölgede ekonomik istikrarı sağlama hedefine ulaşmak için ileri uygulama aşamalarına geçmesinin beklendiğini bildirdi.  

İstikrarlı bir Irak için istikrarlı bir Suriye  


Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye’deki mevcut duruma değinen Hüseyin, Irak’ın komşusunun istikrarına duyduğu derin ilgiyi vurgulayarak, yeni Suriye yönetimi ile iletişimin devam ettiğini belirtti.  

Irak’ın Suriye ve Türkiye dahil komşu ülkeler ve uluslararası ortaklarıyla yaptığı görüşmelerin merkezinde, başta IŞİD’in geri dönme tehdidi ve yabancı savaşçılar meselesi gibi güvenlik kaygılarının yer almaya devam ettiğini dile getirdi.  

Irak’ın sürekli olarak Suriye’nin birliği ve egemenliğini garanti altına alacak ve halkın acılarını hafifletecek kapsamlı bir siyasi çözüm çağrısında bulunduğunu da ekledi.  

Irak ve Suriye arasında işbirliği açısından en önemli konularından birinin terörle mücadele olduğu biliniyor.  

Geçtiğimiz yıllarda IŞİD’in kanlı terör saldırılarına maruz kalan Irak, Şam ile yakın koordinasyon olmadan terör örgütünün yenilgiye uğratılamayacağına inanıyor.  

Bu bağlamda, Iraklı ve Suriyeli yetkililer arasında çok sayıda toplantı gerçekleştirildi, istihbarat bilgileri paylaşıldı ve terör örgütlerinin iki ülke arasındaki sınır bölgelerinin kontrolünü yeniden ele geçirmesini önlemek üzere ortak güvenlik operasyonları koordine edildi.  

Hüseyin röportajında, özellikle Suriye sınırındaki silahlı grupların varlığından kaynaklanan güvenlik tehditleri bakımından, Irak’ın Suriye’deki çatışmalardan en çok etkilenen ülkelerden biri olduğuna dikkat çekti.  

Buna ek olarak, ABD ve İran gibi bölgedeki büyük güçler arasındaki bölgesel gerilimlerin, Irak’ın Suriye’yi istikrara kavuşturma çabalarını zorlaştırdığının da altını çizdi.  

Hüseyin, Irak’ın Suriye’yi ayrı bir mesele olarak değil, İran, Türkiye ve Rusya ile ABD gibi büyük güçler arasındaki ilişkileri içeren, karmaşık bir bölgesel gerilim ağının parçası olarak ele aldığını belirtti.  

Bu durum, Suriye’yi istikrara kavuşturmaya yönelik her türlü girişimin bu güçler arasında ortak çaba ve koordinasyon gerektirdiği gibi, mevcut durumu daha da karmaşık hale getiriyor.  

Bu nedenle Irak, Suriye’deki çeşitli etnik ve dini unsurlar arasında barış içinde bir arada yaşamayı sağlamak amacıyla, Suriye’deki çözümün ülkedeki tüm tarafları içerecek şekilde kapsamlı bir siyasi çözüm olması gerektiğini vurguluyor.  

Mezhep çatışmalarından da zarar görmüş olan Irak, Suriye’deki ulusal uzlaşının çoğulcu demokrasi ve insan haklarına saygı ilkelerine dayanması gerektiğini ifade ederek, bunun kendi istikrarına da olumlu yansıyacağına inanıyor.  

Suriye’nin yaşadığı ekonomik zorluklar Irak’ı etkiliyor  


Hüseyin, Suriye’deki iç savaşın hem Suriyeli mültecilerin Irak’a akın etmesi, hem de ülkenin ekonomik koşullarını kötüleştirmesi nedeniyle Irak ekonomisini büyük ölçüde etkilediğini dile getirdi.  

Suriye ile ortak bir sınırı paylaşan Irak, Suriye’nin istikrara kavuşmasının özellikle ticaret ve lojistik alanında olmak üzere bölgedeki ekonomik durumun iyileşmesine katkıda bulunacağını düşünüyor.  

Irak ayrıca Suriye’nin yeniden inşasını, ticaret ve yatırım ortaklıkları yoluyla Irak ekonomisini canlandırmak için bir fırsat olarak görüyor.  

Irak’ın Suriye ile çeşitli alanlarda işbirliği yapma çabalarına rağmen, karmaşık bölgesel durum ve dış tarafların doğrudan etkisi, Suriye’nin ekonomik iyileşmesinin önünde engel olmaya devam ediyor.  

Bu bağlamda Hüseyin, Suriye’de ekonomik çözümlerin ancak yerel ve bölgesel siyasi güçlerin, Suriye’de kalıcı bir barış için ortak bir vizyon üzerinde anlaşmaları halinde mümkün olacağını vurguladı.  

Irak-İran ilişkileri  


İran konusuna değinen Hüseyin, Bağdat’ın Tahran ile ilişkilerinin mükemmel olmasının herkesin çıkarına olduğunu ve bu durumun kimseyi hedef almadığını söyledi.  

Özellikle ABD ve İran arasında diplomatik çabaların devam etmesini öneren Hüseyin, “Irak iki ülke arasında arabuluculuk yapmak için eşsiz bir konumda” diye konuştu.   

Hüseyin, bölgesel güç dengesindeki değişimler ve bunların yansımalarının, Lübnan ve Suriye’deki değişimlere ve İran ile Hamas arasındaki ilişkinin doğasına gerçekçi bir şekilde bakmak için güncel siyasi analiz gerektirdiğini belirtti.  

Irak Dışişleri Bakanı, Fokus Plus’a verdiği röportaja şu ifadelerle devam etti:  

“Lübnan ve Suriye sahasında İran’ın lehine olmayan denklemlerin değişmesi, zorunlu olarak bölgesel güç dengesinin de değişmesi anlamına geliyor. Bu değişim, çeşitli aktörlerin stratejik yaklaşımlarının yeniden gözden geçirilmesini gerektiriyor.”  

Hüseyin, İran yönetiminin, yıllardır süren diplomatik ilişkilere dayanarak, uzun yıllara dayanan deneyimi ve ulusal çıkarları ön planda tutmasıyla tanındığını söyledi.  

İran’ın savaş tehdidini ortadan kaldıracak ve değişen bölgesel ortam ışığında çıkarlarını koruyacak bir sonuca ulaşmak amacıyla müzakereleri sürdürmeye istekli olarak göründüğünü de belirtti.   

Tahran’ın öncelikli hedefinin, geniş çaplı bir askeri çatışmanın içine çekilmekten kaçınmak olduğunu da ekledi.  

Irak, Türkiye, Suriye, Ürdün ve Körfez Arap ülkeleri de dahil, bölgede İran’a karşı bir savaş olasılığının komşu ülkeler arasında derin bir endişe yarattığına dikkat çeken Hüseyin, coğrafi karşılıklı bağımlılık ve örtüşen çıkarlar göz önünde bulundurulduğunda, herhangi bir kapsamlı çatışmanın doğuracağı vahim sonuçların herkes için ciddi kayıplara yol açabileceğini vurguladı.  

Bu açıdan bakıldığında, bölge ülkeleri arasındaki akılcı ve mantıksal düşüncenin, anlaşmazlıkların çözümü ve istikrarın sağlanmasının tek yolunun savaştan kaçınılması, müzakere ve diplomatik süreç olduğunu ekledi.  

Bölgesel güvenlik konusunda işbirliği  


Irak Dışişleri Bakanı, mevcut bölgesel değişimlerin giderek artan güvenlik sorunları yarattığını, bunların başında da başta IŞİD olmak üzere kaos ve istikrarsızlık durumlarından yararlanarak gücünü pekiştiren ve faaliyetlerini genişleten terör örgütlerinin büyüme tehdidinin geldiğini belirtti.  

Hüseyin, röportajında konuya ilişkin görüşlerini şu ifadelerle anlattı:  

“Iraklı ve Suriyelilerin yanı sıra farklı milletlerden unsurları ve liderleri de içeren bu örgütün sınır ötesi niteliği, IŞİD ile mücadele etmek için bölgesel ve uluslararası düzeyde ortak çaba sarf edilmesini gerektiriyor.”  

Irak Dışişleri Bakanı, ülkesinin bu zorluklarla mücadele etmek için başta İran, Türkiye, Suriye, Ürdün, Lübnan, Mısır ve Körfez ülkeleri gibi bölgesel komşuları olmak üzere ABD ve Avrupa ülkeleri de dahil olmak üzere çeşitli taraflarla siyasi, diplomatik ve güvenlik düzeylerinde yoğun bir koordinasyon içerisinde olduğunu söyledi.  

Tüm bu çabalar, terörizm sorununa karşı ortak planlama ve mücadele yollarını görüşmek üzere siyasi ve güvenlik toplantılarının yapılmasına yol açtı.  

Bu çerçevede geçtiğimiz ay, Türkiye tarafından talep edilen beş yıllık mekanizma aracılığıyla, IŞİD’e karşı bilgi alışverişinde bulunmak ve plan yapmak üzere Türkiye, Ürdün, Irak, Lübnan ve Suriye arasında ortak bir operasyon ve istihbarat mekanizması kurulması konusunda ilk anlaşmaya varıldı.  

Irak ve Filistin  


Dışişleri Bakanı Hüseyin, bölgedeki mevcut güç dengesizliğinin sadece İsrail’in doğrudan askeri müdahalelerinden zarar gören Suriye’ye değil, aynı zamanda Filistin davasına da zarar verdiğini vurguladı.  

Bu durum, bölgedeki jeopolitik çatışmaların, 7 Ekim olayları ve sonrasında bozulan bölgesel dengenin yeniden sağlanması için bölge devletleri arasında etkili diplomasiye elverişli bir ortam yaratmak amacıyla ittifaklar ve güç dinamiklerinin yeniden değerlendirilmesinin gerekli olduğunu ortaya koyuyor.  

Irak Dışişleri Bakanı, başta Gazze’de devam eden savaş ve yansımaları olmak üzere tırmanan gerginliklerin yanı sıra bölgesel ve küresel güç dengelerindeki değişikliklerin zor bir durum dayattığını ve bunun Filistin davasının gidişatını olumsuz etkilediğini söyledi.  

Bu değişikliklerin, ortak zorluklarla yüzleşmek için daha geniş bir bölgesel işbirliğini gerektirdiğini de ekledi.  

Hüseyin, Irak’ın Filistin halkının başta bağımsız devletlerinin kurulması olmak üzere meşru haklarını destekleyen ve zorla yerinden etme girişimlerini reddeden ilkeli ve tutarlı tutumunu sürekli olarak teyit ederken, Filistin davasını da tüm forumlarda desteklemeye yönelik diplomatik çabalarını sürdürdüğünü ifade etti.   

Irak’ın Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir devlet kurması başta olmak üzere, devredilemez haklarını destekleme konusundaki sarsılmaz tutumunu sürekli olarak vurguladığının da altını çizdi.  

Öte yandan Hüseyin, İran’a karşı bir savaş başlatılması halinde ortaya çıkabilecek bölgesel istikrarsızlık ve kaosun, aşırılık yanlısı örgütlerin geri dönüşüne kapı açabileceğine dikkat çekti.  

Bu durumun da sahayı daha da karmaşık hale getireceğini ve Gazze’deki olaylar son zamanlarda yeniden ön plana çıkarmış olsa da, uluslararası ve bölgesel ilgiyi Filistin meselesinin uzaklaştıracağını ekledi.  

Filistin meselesinin Orta Doğu’daki gerilimin kaynağı olduğunu söyleyen Hüseyin, Filistin halkı bağımsız ve egemen bir devlete sahip olma hakkını elde edene kadar bu gerilimin azalmayacağını unutmama konusunda da uyardı.  

Diplomatik angajman  


Hüseyin, tüm zorluklara rağmen, diplomatik yolların hala barışa giden yolu açabileceğine dair ihtiyatlı bir iyimserliği dile getirdi.  

Bu endişeler iç karartıcı görünse de, uzun vadeli angajmanlar ve stratejik ortaklıklar, özellikle de değişen güç dengeleriyle daha yakından uyumlu hale getirildiğinde, nihayetinde sonuç verebileceğini gösteriyor.