Güney Lübnan’da Yeni Denklem: Sahada Direniş, Masada Kriz
17.05.2026 - 14:12 | Son Güncellenme: 21.05.2026 - 15:07
İsrail’in Güney Lübnan’dan çekilme sürecini tamamlamaması, sahada yeniden yükselen direniş faaliyetleri ve Lübnan yönetiminin Tel Aviv ile doğrudan müzakere sürecine yönelmesi bölgede yeni bir kırılma hattı oluşturuyor. Ateşkesin yürürlükte olduğu dönemde askeri hareketliliğin yeniden artması, Hizbullah’ın operasyonel kapasitesine ilişkin tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Direniş askeri olarak masayı devirdi
Hizbullah’ın son dönemdeki askeri performansının siyasi pozisyonuna nasıl yansıdığı sorusuna değinen Abdelsater, sahadaki direniş ile Lübnan devletinin siyasi çizgisi arasında artık ciddi bir kopuş yaşandığını söyledi.
Abdelsater, Lübnan hükümetinin İsrail ile doğrudan müzakere sürecine girmesinin Hizbullah’ın karşı çıktığı bir siyasi yönelim olduğunu belirterek, hükümetin son dönemde attığı adımların taviz sürecinin devamı niteliği taşıdığını ifade etti.
2 Mart 2026 tarihli kararın kritik bir eşik olduğunu söyleyen Abdelsater, bu kararla birlikte direnişin gayrimeşru ve devlet dışı bir yapı olarak tanımlandığını, bunun da ABD ve İsrail’in yaklaşımıyla örtüştüğünü dile getirdi.
Hizbullah’ın Taif Anlaşması’na yönelik itirazlarının belirli bir mantığa dayandığını kaydeden Abdelsater, söz konusu anlaşmanın Lübnan’daki iç savaş milisleri için hazırlandığını, direnişin ise bu çerçevenin dışında tutulduğunu söyledi.
Abdelsater, Hizbullah’ın 27 Kasım 2024 anlaşmasından bu yana ağır saldırılar ve suikastlara rağmen sessiz kalmasının, Lübnan hükümetinin diplomatik çözüm üreteceğine dair beklentiden kaynaklandığını belirterek şu ifadeleri kullandı: Direniş masayı askeri olarak devirdi siyasi alanda ise henüz devirmedi.
Hizbullah hala sahada
Hizbullah’ın askeri kapasitesini büyük ölçüde kaybettiğine yönelik yorumlara da değinen Abdelsater, sahadaki mevcut tabloyu iki temel unsurla açıkladı.
İlk olarak Güney Lübnan’ın tarihsel olarak direnişin doğal savaş alanı olduğunu söyleyen Abdelsater, 1990-2000 yılları arasında İsrail’in güvenlik kuşağına karşı yürütülen kuşatma operasyonları, pusular ve mevzi baskınlarının Hizbullah lehine ciddi üstünlük sağladığını ifade etti.
Geçtiğimiz günlerde Hayam kentinde yaşanan çatışmaları örnek gösteren Abdelsater, İsrail’in bölgeyi tamamen kontrol altında tuttuğunu düşündüğünü ancak Hizbullah unsurlarının hala bölgede aktif olduğunu söyledi.
2006 savaşından sonra İsrail ve ABD destekli bir anlatının oluşturulduğunu savunan Abdelsater, bunun Hizbullah’ın tamamen tasfiye edildiği yönünde psikolojik bir algı üretmeye çalıştığını belirtti.
Sahadaki ikinci önemli unsurun ise FPV dron teknolojisi olduğunu söyleyen Abdelsater, fiber optik sistemle çalışan bu araçların İsrail tarafında ciddi endişe oluşturduğunu kaydetti.
İsrail medyasında bu sistemlerin yoğun biçimde tartışıldığını aktaran Abdelsater, Ukraynalı ve Amerikalı uzmanların sürece dahil edilmesine rağmen henüz etkili bir çözüm üretilemediğini ifade etti.
Abdelsater, bu teknolojinin Hizbullah mühendisleri tarafından geliştirilen yerli bir sistem olduğu kanaatinin giderek güçlendiğini de sözlerine ekledi.
Hizbullah savaşçısının ideolojik motivasyonuna da dikkat çeken Abdelsater, şehitlik kültürü, dini aidiyet, vatan sevgisi ve toprağın sahibi olma bilincinin savaşçı profilini belirlediğini söyledi.
İsrail’in bombardıman alanını genişletmesinin temel nedenlerinden birinin de bu yapı olduğunu savunan Abdelsater, buna rağmen askeri baskının kalıcı sonuç üretmeyeceğini düşündüğünü belirtti.
İran bu konuda samimiydi
İran’ın Lübnan’ı da kapsayan bir ateşkes şartını müzakere masasına taşıdığı yönündeki iddiaları değerlendiren Abdelsater, Tahran yönetiminin bu konuda samimi davrandığını söyledi.
İran’ın ilk müzakere turunda bu şartı gündeme getirdiğini belirten Abdelsater, Lübnan yönetiminin ise Hizbullah hassasiyetini aşarak farklı bir siyasi zemine yöneldiğini ifade etti.
Arap dünyasının İran ve Türkiye söz konusu olduğunda sert tepki verdiğini, ancak İsrail ve ABD karşısında Arap kucağı söylemine yöneldiğini savunan Abdelsater, bunun ciddi bir çelişki olduğunu dile getirdi.
Abdelsater’e göre İran’ın Lübnan’ı kapsayan ateşkes talebi, Washington ile Tahran arasındaki görüşmelerde önemli kriz başlıklarından biri haline geldi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu şarttan rahatsız olduğunu söyleyen Abdelsater, Washington’un Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerinin önünün kesildiğini düşündüğünü ifade etti.
Bu nedenle 14-15 Mayıs tarihlerinde üçüncü ön müzakere turunun aceleyle planlandığını kaydeden Abdelsater, sürecin hala gerçek müzakere aşamasına geçemediğini söyledi.
1983’ün gölgesi yeniden uzanabilir
Lübnan Cumhurbaşkanı’nın doğrudan müzakere sürecindeki rolünü de eleştiren Abdelsater, dolaylı müzakere seçeneğinin korunabileceğini ancak bunun tercih edilmediğini belirtti.
Abdelsater, asıl sorunun Lübnan yönetiminin müzakereler sonucunda direnişin kabul etmeyeceği bir uzlaşıyı uygulamaya çalışıp çalışmayacağı olduğunu ifade etti.
1983 yılında İsrail işgali sırasında Lübnan yönetiminin İsrail ile masaya oturduğunu hatırlatan Abdelsater, sonrasında ortaya çıkan 17 Mayıs Anlaşması’nın ülkeyi uzun yıllar süren iç çatışmalara sürüklediğini söyledi.
Abdelsater, benzer bir sürecin yeniden yaşanmasından endişe duyduğunu belirterek mevcut gidişatın tehlikeli olduğunu ifade etti.