Faysal Soysal ile Şiirin Görsel Gücü Üzerine: Sepehri ve Lorca

Yönetmen-şair Faysal Soysal, Ebabil Yayınları’ndan çıkan Sepehri ve Lorca: Akdeniz’deki Çöl kitabını Fokus+’a anlattı. Soysal, Doğu ile Batı’yı aşan bu buluşmanın merkezinde iki şairin ortak görsel dili, tabiatla kurdukları derin bağ ve şiirin insanlıkla olan kadim kavgası olduğunu vurguladı.
Faysal Soysal ile Şiirin Görsel Gücü Üzerine Sepehri ve Lorca

16.01.2026 - 16:17  |  Son Güncellenme:  04.02.2026 - 15:38

Sepehri ve Lorca’yı aynı kitapta birleştirmenizin temel sebebi neydi? İkisi de belki doğulu ama farklı dünyalar. Bu iki isim arasında yakınlık kurarken neyi amaçlamıştınız?

Aslında kitabın önsözünde bu konuya değiniyorum. Ben Güneydoğuluyum. Çölü sıcaklığı, kıraç toprakları Sepehri kadar yakından tanırım. Akdeniz havzasına ve iklimine merakım beni farklı yerleri gezmeye sürükledi. Onun da kendi şiirimde etkisi büyüktür. Latin Amerika edebiyatına da bir şekilde kendimi çok yakın hissederim. Bunlar coğrafyaları aşan yakınlıklardır. Bu kültürlerin, duyarlılıkların, hissedişlerin ortaklığı hakkında yeterli çalışma henüz yapılmadı sanırım. Benim, Lorca ile Sepehri birlikte ‘Akdeniz'deki Çöl’ isimli bir şiir kitabında bir araya getirmemin temel sebebi ise ikisinin şiirinin büyük bir görsel gücünün olması. Sepehri İranlı yönetmenlere özellikle Abbas Kiarostami’ye ilham vermişken Lorca da İspanyol ressamlara Dali’ye Fransız yönetmenlere Luis Bunuel ilham kaynağı olmuştur.


İran şiiri dediğimizde, köklü bir gelenekten bahsediyoruz. Sepehri bu geleneğin neresini temsil ediyor?

Sepehri, modern İran şiirini temsil ediyor. Klasik diyebileceğimiz gazel biçimlerini kullanmadığı gibi hece ölçüsünü de kullanmıyor. Serbest nazımı tercih ediyor. Bizim, ikinci yeniden çok birinci yeniye yakın olduğunu söyleyebilirim ama içerik ve zenginlik olarak onu aşan bir felsefeye de sahip. Bunda onun kadim Hint kültüründen ve felsefesinden, Japon Haikularından esinlenmesinin etkisi büyük. İran Modern şiirinde sepehriye benzeyen başka şairler de yok değil ama onun tabiatla kurduğu dışardan sade ama içerden çok derin bağlantılar onun şiirini okudukça bizi derinlere çağırarak yeni dünyalar keşfetmemize imkan tanıyor. 


Lorca hayatı ve şiiri dünyaya mal olmuş biri, sonunda ise kurşuna dizilerek öldürülüyor. Bir şairin yaşam mücadelesi ve ona layık görülen sonlar, bize ne söylüyor? 

Kolay şair olunmuyor elbet, boşuna da şair olunmuyor. Kime neyin layık olduğunu ise maalesef ne şairler ne bilim adamları ne de emperyalist düzeni kuranlar karar verebilir. Acı bir son Lorca için ama diğer bir çok şairin de acı sonları olmuştur. Şair sonuçta bütün insanlık için acı çekmeye gelmiş bir varlıktır. Onu şiiri sadece kendisinin değil döneminde kendi dilini konuşan bir çok insanın acısını yansıtmak için konuşur. Vurulan Lorca ise aynı zamanda o acıya bağlı olan İspanyol halkı da vurulmuştur.

Sepehri ve Lorca Akdeniz’deki Çöl kitabı

Kitabın sonunda İranlı modern şairlere dair bir derleme var. İran şiirinin modern kaynaklarını güncel dünya şiirinden ayrı görebilir miyiz, yoksa dünyayla senkronize bir oluş mu söz konusu?

Güncel dünya şiirini kast ederken neyi kast ediyorsunuz bilmiyorum ama her ülkenin modern şiiri yeni şiiri üç aşağı beş yukarı benzer saiklerle ortaya çıkmışsa da zamanlaması ve süreci farklı işler. Örneğin, bizim modern şiirimiz geçmişin deva güçlü birikimi dil devrimiyle kesintiye uğradığı için yeni Türk insanı-yeni Türk aydını için bir arayış sonucu ortaya çıkmışken İran Modern şiiri zaten var olan bir şiir geleneği hazinesinin üzerinde modern insanın çıkmazlarına bir ses vermek için sadece biçim değiştirerek ortaya çıkmıştır. Dil ile verdiği mücadele de Türk Şiirinin verdiği kadar çetin olmamıştır. Her ülkenin bu anlamda ne zaman modern insanı tartışmaya başladığı, modern insanı ne zaman çıkmazda gördüğü tarih önemlidir. Avrupa için bu ikinci dünya savaşı olarak görülür ama Rimbaud 1870’lerde modern insan ve modern şiir ile ilgili kavgasını başlatmış ve genç yaşta bitirmiştir. 


Çeviriyle ilgili hep söylenen bir şey vardır. Şiir çevrilemez ama bizde bunun özgün örnekleri var. Can Yücel gibi. Siz çeviri yaparken ne gibi zorluklarla karşılaştınız ve nasıl bir metot edindiniz?

Ben çeviri yapmaktan kaçındım doğrusu. Çeviri o şiiri ters çevirmiş gibi olacaktı. Onu görmek anlamak için insanın durduğu yeri değiştirmesi gerekecek ve bu sebeple de boynu ağrıyacaktı. Ben şiiri yeniden Türkçe'de bir şair duyarlılığı ve becerisiyle var etmeye çalıştım. Başka bir şair başka bir şiiri var edebilir ondan. O da başka bir tecrübe ve güzellik olur. Bir şiir kendi dilinde bile her insanda farklı okunuyor, farklı yankı yaratabiliyorsa başka dildeki bir şiirin de kendi dilimize misafir olurken farklı söylenme ihtimallerinin olması gerekir. Doğrusu var olan Lorca tercümelerinin benim büyük İranlı şair Şamlu’dan okuduğum-dinlediğim Lorca yorumlarından çok geride olduğunu görmem de beni Lorca’yı yeniden Türkçe’de söylemeye sevk etti diyebilirim.


Şiir ve sinemayla iç içe olduğunuzu biliyoruz. Aslında modern dünyada bizi kurtaracak iki kurtarıcıylasınız. Şiire ve sinemaya bu kadar yakın olmak hakkında neler söylemek istersiniz? 

Kurtarıcı olduklarını o kadar rahat söylemem ama ikisi de hakkıyla yapıldığında insanın nerede durduğuna ve kim olduğuna dair bazı işaretleri ortaya çıkarabilir. Somut bir kar yaratmayabilirler ve asıl karın nerden geldiğini var edebilecek bir bilinç üretir ikisi de.

Yönetmen-şair Faysal Soysal

Lorca’nın hayatı boyunca dışlanan kimlikler hakkında mücadele verdiğini biliyoruz. Bazı sanatçılar, tarihin kaderini yükleniyor. Bizde de bunun örnekleri var. Sizce şairi tarihin zorunlu bir figürü haline getiren nedir? 

Şiirin kendisi zaten dışlanan bir şey değil mi? Ya akıllı insan, düşünen insan, düzenin çarpıklığını fark eden ve çıkrıklar arasında yem olmak istemeyen insan dışlanmaz mı? Şiir zaten dışlanmanın, hor görülmenin, aşağılanmanın, parasızlığın, çatışma ve kaosun bataklığından yükselmiyor mu? Belki imparatorlukların güçlü dönemlerinde Burjuva ve aristokrasi de ilgilenmiştir bir miktar şiirle ama modern şiir bir kavganın özellikle de insana doğru yapılan büyük bir saldırının neticesinde ortaya çıkmak zorunda kalmıştır. Bir zevkin ve hoşbeşin ürünü değildir şiir. 


İran şiirinde en çok bildiğimiz isimlerden ve Türkçe’ye çevrilen Füruğ Ferruhzad. Peki ya siz, Füruğ'un bizde bu kadar karşılık bulmasını neye bağlıyorsunuz? 

Yaşam mücadelesi ve kadın olması onun için yeni bir hikaye yazmıştır. İnsanlar da hikaye peşinde koşmayı ve dramayı severler. Füruğ sinema ile de ilgilenmiştir. Siyah ev adlı bir filmi de vardır. Eşi de yeni İran sinemasının yönetmenlerinden idi. Güçlü bir şiiri var tabi. Ondan da bir şiiri Türkçe’de yeniden söylemeye çalıştım. Onun yanı sıra, Mehdi Ekhavansales de büyük bir şair, Nima Yusiç ise bambaşka hepsinin piri. Ondan da iyi bir şiir var kitapta. Okunması dileği ile.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.