"ABD-İran Savaşı, Fitili Uzatılmış Barut Fıçısı; Yeni Savaş Kaçınılmaz!"
20.09.2026 - 19:39 | Son Güncellenme: 25.09.2026 - 09:29
ABD ile İsrail’in İran’a açtığı savaş hem müzakereler hem de zaman zaman düzenlenen askerî saldırılarla bir tür hibrit savaş şeklinde devam ediyor. Amerika'nın savaş öncesinde belirlediği hedeflere ulaşamaması, İran'ın ise direncinin kırılamaması nedeniyle savaş henüz bitmiş değil; aksine uzamaktadır. Trump’ın ara seçimleri atlatma refleksi karşısında, bu uzatma savaşının Netanyahu’nun iktidarı süresince devam edeceği görülüyor. Nitekim iç siyasette ekonominin felce uğraması, akaryakıt fiyatlarındaki artış, askerî kayıplar ve devasa askerî gücüne rağmen sınırlı bir askerî kapasiteye sahip İran’ı ne sahada ne de masada yenememesi, Trump’ın karşısında reel bir tablo olarak durmaktadır.
İran'ın sahip olduğu balistik füze ve insansız hava aracı kapasitesi, Hürmüz Boğazı ve enerji kozu, savaşın maliyetini Körfez yönetimlerine yığma stratejisi ile son günlerde Babülmendep Boğazı çevresindeki sıcak çatışmalarda görülen bölgesel müttefik unsurlarının savunma ağı; bitmeyen savaşı kendi lehine çevirmeye çalışan işlevsel stratejik kaldıraçlar olarak varlığını sürdürüyor.
Tüm bu savaş ve müzakere hamlelerini, savaşın geleceğini, İran’ın dinî ve siyasi erk yapısını, nükleer ile uranyum başlıklarını, savaşta İran halkının direnç refleksini ve diplomasinin izleyeceği yolu Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Muhammed Berdibek ile konuştuk.
"Amerika’nın savaşta alamadığı neticeyi masada aradığı, İran’ın ise sahadaki direnciyle hayatta kalmayı müzakere ettiği bir yıpratma süreci yaşanıyor"
ABD/İsrail’in, İran savaşı neden bir türlü bitmiyor? Çatışma ve müzakerenin hibrit bir şekilde yürütüldüğünü görüyoruz. Uzatmalar mı oynanıyor? Acaba ABD tarafında bir stratejisizlik veya açmazlık mı söz konusu?
Savaşın başında ABD ve İsrail; yoğun hava taarruzları, lider kadronun tasfiyesi ve altyapıların vurulmasıyla Tahran’daki karar alma mekanizmasının felç olacağını ve sistemin içeriden çökeceğini varsaydı. Washington hedeflerini rejim kapasitesini kırmak, nükleer çalışmaları engellemek, füze ve insansız hava aracı kabiliyetini yok etmek ve bölgesel müttefik ağlarını sökmek olarak ilan etti. Fakat sahadaki gerçeklik bu hesabı boşa çıkardı. İran ilk darbeyi emdikten sonra "Mozaik Savunma" modeliyle askerî direnci sürdürdü; çatışmayı Körfez’deki Amerikan üslerine, İsrail iç cephesine ve enerji hatlarına yayarak bölgesel bir maliyete dönüştürdü.
İşte tam bu noktada ABD için stratejik bir açmaz doğdu. İran’ı askerî yolla teslim almak yalnızca havadan bombardımanla mümkün değildi; doğrudan kara işgalini gerektiriyordu. 93 milyonluk sarp bir coğrafyayı işgal etmenin maliyetini ise hiçbir Amerikan yönetimi göze alamazdı. Savunma harcamalarının bütçeye getirdiği yük, Amerikan kayıpları ve petrol piyasasındaki panik, Washington’ı diplomasi kanalını açık tutmaya zorladı. Dolayısıyla ortada basit bir uzatma oyunundan ziyade; ABD’nin askerî yolla alamadığı neticeyi masada aradığı, İran’ın ise sahadaki direnciyle hayatta kalma şartlarını müzakere ettiği bir yıpratma süreci yaşanıyor.

"İslamabad Bildirisi sürecinde İran’ın geri adım atmamasının sebebi, askerî kayıplarına rağmen elinde tuttuğu stratejik kaldıraçların işlevsel olmasıdır"
İran’ın ateşkes sürecinden sonra geri adım atmadığını görüyoruz. Sahip olduğu jeopolitik kartlardan dolayı mı geri adım atmıyor? Nedir bu jeopolitik kartlar?
Bu tespit son derece yerinde. İslamabad Bildirisi sürecinde İran’ın geri adım atmamasının sebebi, askerî kayıplarına rağmen elinde tuttuğu stratejik kaldıraçların hâlâ son derece işlevsel olmasıdır.
Bu kartların ilki Hürmüz Boğazı ve enerji kozudur. Hürmüz, dünya petrol tüketiminin beşte birinin geçtiği küresel bir şahdamarıdır. İran’ın burayı fiziken bütünüyle kapatması dahi gerekmez; kıyı füzeleri, deniz mayınları, hızlı hücum botları ve insansız hava araçlarıyla oluşturduğu denetim riski, sigorta primlerini ve ham petrol fiyatlarını anında fırlatmaya yeter. Tahran, kendi güvenliği sağlanmadığında Körfez’in ve küresel piyasaların da güvende olamayacağı mesajını fiilen veriyor.
İkinci kart, dağınık balistik füze ve insansız hava aracı kapasitesidir. Sabit tesisler vurulsa bile hareketli fırlatma rampaları, yer altı füze şehirleri ve dağınık üretim hatları sayesinde karşı tarafın hava savunma kalkanlarını, doygunluğa uğratma kabiliyeti korunuyor. Üçüncüsü, Körfez’deki Amerikan üslerinin hedef açıklığıdır. Katar, Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Amerikan askerî tesisleri ile erken uyarı radar ağları menzil içindedir; bu durum Körfez yönetimlerini Washington üzerinde diplomatik fren işlevi görmeye itiyor.
Dördüncüsü; Hizbullah, Husiler ve Irak’taki müttefik unsurların oluşturduğu bölgesel ileri savunma ağlarıdır. Bu yapılar bulundukları coğrafyanın yerel sosyolojisine kök saldığı için havadan bombalanarak yok edilemez. Son olarak Çin ve Rusya ile kurulan stratejik ortaklıklar üzerinden şekillenen Doğu’ya yöneliş kartı, Tahran’ın küresel tecridi kırmasını ve yaptırımlara direnmesini sağlayan güçlü bir jeoekonomik zemin sunuyor.
"İran, egemenlik haklarından ödün vermeden, Trump’a diplomatik bir çıkış koridoru da aralıyor"
Trump’ın yaklaşan seçim öncesi iç siyasetteki sıkışmışlığı İran savaşına nasıl yansır? İran bu hamleyi okuduğuna göre Trump’a karşı nasıl bir yol izliyor?
Donald Trump’ın siyasi kimliğinin ve vaatlerinin merkezinde, Amerika’yı sonu gelmez, maliyeti belirsiz denizaşırı savaşlardan kurtarmak ve başkaları adına bedel ödememek vardı. Ancak İran operasyonları, tam da Trump’ın kaçındığı tabloyu Beyaz Saray’ın önüne getirdi. Savunma harcamalarının tırmanması, Amerikan askerlerinin cenazelerinin gelmesi ve Körfez gerilimi sebebiyle ABD’de akaryakıt fiyatlarının rekor seviyelere fırlaması, savaşı doğrudan Amerikan seçmeninin mutfağına taşıdı. Kamuoyu yoklamalarında seçmenlerin ezici çoğunluğunun akaryakıt artışından yönetimi sorumlu tuttuğu ve ara seçimlerde bu yaklaşımı destekleyen adaylara oy vermeyeceği açıkça görülüyor.
İran karar alıcıları bu siyasal tabloyu çok iyi tahlil ediyor ve karşı stratejisini iki ayaklı yürütüyor. Birincisi, maliyet yükleyici dayanıklılık stratejisidir. İran doğrudan Amerikan ana karasını vuramaz; fakat çatışmanın faturasını enerji piyasaları ve bölgesel üsler üzerinden Washington’a yansıtır. Savaş uzadıkça Trump’ın sandık kaybının büyüyeceğini bildikleri için süreci zamana yayarak yıpratma taktiği uyguluyorlar. İkincisi ise Trump’a diplomatik bir çıkış koridoru aralamaktır. İran kapıları tamamen kapatmıyor. Umman ve Pakistan gibi kanallar üzerinden masada kalarak, Trump’a iç kamuoyuna diplomasinin çalıştığını söyleyebileceği asgari bir zemin sunuyor; ancak kendi stratejik omurgasından ve egemenlik haklarından ödün vermiyor.

"İran anayasal düzeninde cumhurbaşkanları dış politika ve güvenlik dosyalarında nihai karar verici değil, stratejik çerçevenin icracısıdır"
Müzakerelerin yürütülmesi sürecinde İran’daki dinî otorite ile siyasi otorite arasında bir paralellik mi söz konusu yoksa çatlaklık mı? Mesela Pezeşkiyan ile Hamaney arasında.
Bu meseleyi değerlendirirken İran devletinin ikili kurumsal mimarisini hatırlamak gerekir. Bir tarafta seçimle gelen cumhurbaşkanı ve meclis, yani cumhuriyetçi erkler yer alır; diğer tarafta ise başında Rehber’in bulunduğu denetlenemeyen dinî erkler bulunur. Pezeşkiyan ile Hamaney arasındaki ilişkiyi bir çatlaklık olarak tanımlamak sistemi yanlış okumak olur. İran anayasal düzeninde cumhurbaşkanları dış politika ve güvenlik dosyalarında nihai karar verici değil, stratejik çerçevenin icracısıdır. Pezeşkiyan, 19 bakanın tamamını Hamaney ile istişare ederek belirledi ve kilit koltukları Rehber'in onayladığı isimlere bıraktı.
Burada çatlaklıktan ziyade yapısal bir rol dağılımı var. Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri bürokrasisi diplomasi kanalını işletip yaptırımları gevşetmeye çalışırken, Rehberlik ve Devrim Muhafızları nükleer eşik kapasitesini ve sahadaki direnç hattını korumakla yükümlüdür. Pezeşkiyan, Batı ile müzakereyi savunur; ancak Hamaney’in çizdiği sınırların dışına çıkamaz. Çıkmaya kalktığı anda rejim devreye girer. Dolayısıyla bu bir çatlaklık değil, sistemin kendi bekasını güvenceye almak için yürüttüğü kontrollü bir çift kulvar siyasetidir.
"Savaş öncesindeki protestolar gerçektir; halkın ekonomik krizden bunaldığını gösterir ancak reformistler bunu ileri taşıyacak güçten yoksundur"
Mehdi’den Önce Devrimden Sonra İran kitabınızda İran siyasetinde dört temel siyasal eğilimin şekillendiğini ve bunların; muhafazakârlar, yeni nesil muhafazakârlar, reformistler ve pragmatistler olduğunu belirtiyorsunuz. Bu siyasal eğilimlerin toplumsal karşılıklarının ne olduğunu sormak isterim. Haziran 2025 savaşı ile Şubat 2026 savaşı öncesinde yerleşik düzenin protestolardan dolayı çok zor durumda kaldığı yazılıp çizildi. Ancak Şubat Savaşı’nda ve özellikle Hamaney’in cenaze törenindeki kalabalık ve halkın savaşa karşı direnişindeki kitlesel mobilizasyon da azımsanmayacak derecedeydi. Bu iki tablo size halkın içinde güçlü olan siyasal eğilimin hangisi olduğunu söyletiyor? Buna dair elinizde ekrana yansıyanlar dışında ne var?
Bu iki tablo arasındaki çelişkiyi anlamak için sahadaki yapıyı doğru kavramak gerekir. Kitabımda dört eğilimden bahsetsem de İran siyaseti pratikte iki ana hat üzerinden yürür: Bir tarafta geleneksel ve yeni nesil unsurlarıyla Muhafazakârlık Hattı, diğer tarafta ise reformist ve pragmatist unsurlarıyla Reformculuk Hattı. Bu iki grubu tek tek ayırmak yerine bu ana bloklar üzerinden okumak daha sağlıklıdır. Savaş öncesinde sokaklara taşan protestolar gerçektir; halkın ekonomik krizden bunaldığını gösterir ancak reformistler bunu daha ileri taşıyacak örgütlü liderlik ve güçten yoksundur.
Savaş başlayınca tavrı bütünüyle değiştiren gelişme, Minab’da bir kız okulunun vurulması ve masum kız çocuklarının hayatını kaybetmesi oldu. Bu hadise savaşı soyut bir siyasi çatışma olmaktan çıkardı. Devlete kızgın olan seküler bir vatandaş bile Minab’daki cenazeleri gördüğünde, saldırganın niyetinin özgürlük getirmek değil, doğrudan İran’ın çocuklarını ve geleceğini katletmek olduğunu anladı. Bu trajedi, toplumsal itiraz ile dış müdahaleciler arasındaki mesafeyi tamamen kapatılamaz bir uçuruma dönüştürdü.
Dolayısıyla dış saldırı anında hükûmete itiraz donduruldu ve yerini vatan savunmasına bıraktı. İkincisi, yerleşik düzen yani ulema, Devrim Muhafızları ve pazar esnafından oluşan muhafazakâr koalisyon; silahlıdır, disiplinlidir ve ekonomik kaynakları elinde tutar. Saha şunu söylüyor: Halk içeride değişim ve reform arzuluyor; fakat dış askerî tehdit karşısında devletin bekasını kendi varoluşunun teminatı görerek bayrağın etrafında tek yumruk oluyor.
"Hamaney, İran'ı kapitalist sistemin dışında tutacak güvenlikçi bir direniş ekonomisi savunucusudur"
Aynı kitabınızda Cumhurbaşkanlarını, dönemleri üzerinde oldukça kapsamlı bir analize tabi tuttuğunuzu görüyoruz. Humeyni, Hamaney, Rafsancani, Hatemi, Ahmedinejad, Ruhani ve Reisi. Bu silsile içinde Mücteba Hamaney’i nerede konumlandırıyorsunuz? Jeopolitik ve sosyoekonomik sorunlar karşısında aldığı pozisyon nedir?
Her şeyden önce Mücteba Hamaney, kategorik olarak bir muhafazakârdır. Sistem içinde reformist bir esnemeyi ya da liberal bir açılımı temsil etmez. Babası Seyyid Ali Hamaney’in temsil ettiği muhafazakâr devlet felsefesinin doğrudan mirasçısıdır ve tıpkı babası gibi ABD’ye hiçbir şekilde güven duymayan bir isimdir.
Fakat onu babasından ayıran kritik nokta şudur: Mücteba Hamaney'in yeni nesil muhafazakârlarla kurduğu ilişki, babasının ilişkisinden çok daha güçlü ve organiktir. Bununla birlikte devleti tek başına Devrim Muhafızları'nın yönettiği algısı doğru değildir; İran'ı yöneten yapı rejimin ilk gününden beri aynıdır: ulema, Devrim Muhafızları ve bazaarilerden oluşan muhafazakâr koalisyondur, yani yerleşik düzendir. Mücteba Hamaney de bu koalisyonun uzlaşı figürüdür. Savaş koşullarında ağırlığın bir nebze Devrim Muhafızları’na kayması geçici bir durumdur.
Sosyo-ekonomik açıdan Mücteba Hamaney serbest piyasaya kapalıdır; İran'ı kapitalist sistemin dışında tutmak isteyen güvenlikçi bir direniş ekonomisi savunucusudur. Dış politikada ise Doğu’ya yöneliş ve Batı'ya direniş bağlamında nükleer ile füze altyapısından taviz vermeyen katı bir güvenlik refleksi esastır.

"İki tarafın da savaşı kazanamadığı kırılgan statüko, uzun süre ayakta kalamaz ve yeni bir savaş kaçınılmaz"
Trump’ın savaş ve müzakere sürecinde hiç vazgeçmediği başlık, İran’ın nükleer meselesi... İran, müzakere sürecinde nükleer başlığında neyi müzakere edebilir bulmuştu? Uranyumun ne kadar ve nerede olduğunu tahmin ediyorsunuz? İran, nükleer başlığında tamamen ABD’nin istediği adımı attı mı yoksa ara bir formül mü bulunmuştu? İki tarafın da istediğini tam alamadığı bu şartlar altında yeni bir savaş bekliyor musunuz? Bu kırılgan ara formül ne kadar sürebilir?
Trump ve İsrail’in talebi tavizsizdi: Zenginleştirmenin sıfırlanması, tesislerin sökülmesi ve nükleer dosyanın tasfiyesi. Müzakerelerde Tahran; yüzde 60 oranındaki stokların sınırlandırılmasını, seyreltilmesini veya yurt dışına sevkini ve denetimlere kapı aralanmasını konuşulabilir gördü; nükleer silah üretmeme taahhüdünü yineledi. Ancak uranyum zenginleştirme hakkından kesinlikle vazgeçmedi; füzelerini ve bölgesel ittifaklarını pazarlık dışı tuttu.
Uranyum stoklarına gelince; Natanz ve Fordo vurulsa da kritik uranyum stoklarının önemli bölümü önceden tahliye edilerek Zagros ve Elbruz Dağlarındaki tünel komplekslerine dağıtıldı. Binalar vurulsa da stoklar yok edilmedi; ayrıca ortada bir nükleer birikim var ve bu, bombayla yok edilemez. İslamabad Bildirisi, zenginleştirme oranlarını ve stokların akıbetini gelecekteki bir Nihai Anlaşma’ya erteleyerek mevcut durumu dondurdu.
Bu ara formül uzun süre ayakta kalamaz; krizin kök sebeplerini çözmedi, sadece faturayı öteledi. İlk olarak Hürmüz Boğazı gerçeği var. Savaş öncesinde Tahran için bile Hürmüz’ü fiilen denetlemek hızla elden çıkacak bir kart olarak görülürdü. Fakat Trump yönetiminin hesapsızlığı bu kartı âdeta İran’a hediye etti. Hürmüz artık İran’ın millî boğazıdır; bu kartı İran’ın elinden almanın tek yolu ülkeyi karadan işgal edip rejimi yıkmaktır, bu da şimdilik ihtimal dışı. İkinci olarak Amerikan donanmasının yaşadığı çöküştür. Milyarlarca dolarlık Amerikan uçak gemileri ve muharipleri, dar Basra Körfezi’nde ucuz insansız hava araçları, mayınlar ve kıyı füzeleri karşısında işlevsiz metal yığınlarına dönüştü. Ticari gemilerin geçiş güvenliğini sağlayamadılar ve kendilerini korumak için açık okyanusa çekildiler.
Zaman taraflar için zıt işliyor. İran bu dönemi yer altı tesislerini tahkim etmek, füze stoklarını yenilemek ve yerleşik düzeni Mücteba Hamaney liderliğinde konsolide etmek için kullanıyor. İsrail ve Washington ise Tahran’ın nükleer eşiği aşmasından korkuyor. Erteleme yapılan o masaya oturulduğunda kriz patlayacak. ABD sıfır nükleer isteyecek; Mücteba Hamaney liderliğindeki yerleşik düzen ise füzeleri ve nükleer hakkı egemenlik meselesi sayarak asla vermeyecek. Barut fıçısının fitili sadece uzatıldı. İki tarafın da kazanamadığı bir tablo bu; dolayısıyla bu kırılgan statüko uzun süre ayakta kalamaz ve yeni bir savaş kaçınılmazdır.