Lod Saldırısından Lübnan’a: Kōzō Okamoto’nun Hikâyesi
25.09.2026 - 12:29 | Son Güncellenme: 25.09.2026 - 13:04
1972’de İsrail’de düzenlenen ve 26 kişinin öldüğü Lod Havalimanı saldırısının faillerinden biri olan, “Japon Ahmed” lakabıyla tanınan Kōzō Okamoto, Beyrut’ta vefat eden Japon Kızıl Ordusu’nun en bilinen isimlerinden biriydi.
Filistin Kurtuluşu için Halk Cephesi, kendisini "mücahit yoldaş ve büyük enternasyonalist devrimci" olarak niteleyerek, 79 yaşında Beyrut'un güney banliyösünde vefat ettiğini duyurdu. Örgüt yaptığı açıklamada Okamoto'nun "onlarca yıl Filistin davası uğruna sürdürdüğü mücadele ve büyük fedakârlıklarla dolu, zafer ve devrimle geçen bir yolculuğun ardından ilkelerine bağlı kalarak aramızdan ayrıldığını" belirtti ve "asla taviz vermedi, asla boyun eğmedi; hayatının son nefesine kadar ilke ateşini elinde tutmaya devam etti" ifadelerini kullandı.
Okamoto, 7 Aralık 1947'de Japonya'nın güneyinde yer alan Kumamoto şehrinde orta sınıf bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldi; yedi kardeşi vardı. Botanik eğitimi aldı ve İngilizce, İbranice, Arapça, Çince ve Rusça dahil birçok dili ustalıkla öğrendi. Japonya'da Daisuke Namba adıyla tanınıyordu; bu isim, kendisine Japon Kızıl Ordusu tarafından verilmişti ve 1923'te dönemin veliaht prensi, sonraki İmparator Hirohito'ya suikast girişiminde bulunan kişinin adıydı. "Ahmed" ise, o dönem uçak kaçırma eylemleriyle tanınan sol eğilimli Filistinli grup Filistin Kurtuluşu için Halk Cephesi'nin kendisine verdiği kod adıydı. Okamoto'yu bu örgüt eğitmiş ve Lod operasyonunu planlamıştı.
Japon Kızıl Ordusu, Fusako Shigenobu liderliğinde Şubat 1971'de kurulan aşırı sol devrimci bir örgüttür. Amacı Japon hükümetini devirmek ve dünya çapında bir devrim ateşlemekti; uluslararası alanda Filistinli gruplarla yakın ittifakı ve silahlı eylemler ile rehin alma operasyonlarıyla tanındı.
Lod Havalimanı saldırısı ve yakalanışı
30 Mayıs 1972'de Okamoto, Daisuke Namba adına düzenlenmiş sahte bir pasaportla Roma'dan kalkan bir Air France uçağına bindi.
Lod Havalimanı'na indiklerinde Okamoto ve Japon Kızıl Ordusu'ndan iki arkadaşı bavullarını teslim aldı; kısa süre sonra bavullardan otomatik silahlar ve bombalar çıkararak etraflarına ateş açmaya başladılar. Saldırı sonucunda aralarında bir Kanadalı ve sekiz İsrailli'nin de bulunduğu 26 kişi hayatını kaybetti. Geriye kalan 17 ölü ise Porto Riko kökenli, Amerikan vatandaşı Hristiyan hacılardı. Saldırının ardından üç failin kendilerini patlatması planlanmıştı; ancak bunlardan ikisi öldürüldü, Okamoto ise yaralı halde derhal yakalandı.
Tutukluluğu sırasında İsrailli görevliler Okamoto'yu kandırarak, sorgu sırasında işbirliği yapması halinde kendini öldürebilmesi için ona bir tabanca vereceklerini vaat ettiler. Okamoto bu teklifi kabul etti, ancak karşı taraf sözünü tutmadı. Yargılanması sırasında Okamoto, hakkında idam kararı çıkmasını istiyormuş gibi davrandı; oysa bu ceza İsrail'de yalnızca bir kez, Nazi Adolf Eichmann için verilmişti. Mahkemenin kendisine atadığı avukat, 1976'da verdiği bir röportajda o dönemi anlatırken "Okamoto adeta savcılık lehine çalışıyordu" demişti. Okamoto sonunda ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Esir takasıyla özgürlüğüne kavuştu
Filistin Kurtuluşu için Halk Cephesi'ne göre Okamoto, işgal cezaevlerinde büyük bölümü tecrit ve hücre hapsinde geçen 13 yıllık ağır bir dönem yaşadı. 20 Mayıs 1985'te Filistinli gruplarla İsrail işgali arasında gerçekleşen esir takası anlaşması (Celile Operasyonu) kapsamında serbest bırakıldı.
Ardından sırasıyla Libya, Suriye ve Lübnan'a geçti. Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'nde Japon Kızıl Ordusu ve Halk Cephesi'ne ait kamplarda yıllarca yaşadıktan sonra, 1997'de sahte belge düzenleme suçlamasıyla Lübnan güvenlik güçleri tarafından tutuklandı. Tokyo'nun baskısı sonucu Lübnan, 2000 yılında Kızıl Ordu'nun dört üyesini Japonya'ya iade etti; ancak Filistinli gruplar ve kendisini destekleyen gösteriler baskısıyla Okamoto serbest bırakıldı ve Lübnan, benzeri görülmemiş bir adımla kendisine siyasi sığınma hakkı tanıdı. Okamoto o günden bugüne kadar Filistin Kurtuluşu için Halk Cephesi'nin himayesinde, Lübnan'ın tek siyasi mülteci statüsündeki kişisi olarak yaşamını sürdürdü ve bugün hayata gözlerini yumdu.
Kaynakça : Al-Araby Al-Jadeed