İsrail’in Hedef Aldığı Hizbullah’ın Önemli Liderlerinden Tabatabai Kimdir?
25.11.2025 - 12:52 | Son Güncellenme: 25.11.2025 - 13:05
Hizbullah’ın en öne çıkan askeri liderlerinden Haysem Ali el-Tabatabai’nin öldürülmesi, sadece öne çıkan bir ismin ortadan kaldırılması olarak görülecek sıradan bir suikast değildi. Beyrut’un güneyindeki Dahiye’nin kalbinde, örgütün siyasi ve güvenlik merkezinin bulunduğu mahalle’de bir dairenin hedef alınması, İsrail’in açık mesajı niteliğindeydi: Sahada yeni bir dönem başlıyor. Tel Aviv, Gazze ve Lübnan’daki ateşkese rağmen Hizbullah’ın stratejik derinliğine doğrudan vurma kararı aldı; üstelik bunu, olası bir çatışma öncesi caydırıcılık dengesini yeniden dizayn etmek için yaptı.
Bu, sıradan bir operasyon değildi; çok katmanlı, siyasi ve askeri mesajlar taşıyan bir suikasttı. İçinde hem açık bir İsrail uyarısı, hem Lübnan üzerindeki Amerikan baskısının artışı, hem de yıllardır sessizce süren derin istihbarat savaşının izleri vardı.
Gölgede kalan Tabatabai kimdir ?
Tabatabai 1960’ta Beyrut-Husayniye’de doğdu. Dini eğitim ile sosyal bağlılığın iç içe geçtiği bir ortamda büyüdü. Gençlik yıllarında dini eğitimi seçerek İslami ilimlerle örgütsel ideolojiyi birleştiren eğitim kadrolarıyla bilinen Camiatu’l-Mustafa el-Alemiyye’ye girdi.
Gözden Kaçmasın
Ancak onun Hizbullah’a katılımı yalnızca ideolojik bir tercih değildi; hayatının tüm seyrini değiştiren bir kırılmaydı. 1980’lerde Hizbullah'a katıldığı andan itibaren sakin, disiplinli ve göze batmayan kişiliğinin aslında istisnai güven gerektiren görevler için yetişen bir liderlik projesi olduğu kısa sürede anlaşıldı.
Ebu Ali adıyla tanınan Tabatabai, örgüt hayatını ışıklardan uzakta geçirdi. Az görünen, az fotoğraflanan ama çok iş yapan bir figürdü. Bu tip isimler genellikle derin korumayla hareket eder ve hedef alınmaları ancak uzun, karmaşık istihbarat operasyonlarıyla mümkün olur. Bu nedenle suikast olağanüstü kabul ediliyor.
O, Hizbullah’ın askeri yapılanmasındaki ilk kuşaktan hayatta kalan nadir isimlerdendi. 2000’deki İsrail çekilmesinden önce güneyin farklı cephelerinde—Nabatiye’den Hiyam’a kadar—görev aldı.
2006 savaşında sahayı yönetti, ardından İmad Mugniye’nin öldürülmesinden sonra yükselerek “Rızvan Kuvvetleri”nin kurulmasında başrol üstlendi. Bu güç bugün İsrail’le olası bir kara savaşında Hizbullah’ın öncü birlikleri.
Tabatabai’nin önemi resmi unvanının çok ötesindeydi. İsrail onu örgütün “fiili genelkurmay başkanı” diye tanımlarken; Hizbullah’a yakın kaynaklar, özellikle 2024’teki Aksa Tufanı ve “Evli’l-Ba’s” operasyonları sonrası askeri yapının yeniden düzenlenmesinde en etkili beyinlerden biri olduğunu söylüyor.
ABD’nin onun başına koyduğu 5 milyon dolarlık ödül bile, Hizbullah’ın güvenlik mekanizmasındaki ağırlığını tek başına gösteriyordu.
Askeri rolü neydi?
Hizbullah’ın Lübnan dışına uzanan güç ağında Tabatabai’nin kritik görevleri vardı: Suriye savaşında gizli lojistik ve askeri operasyonların yönetilmesi, Asimetrik savaş kapsamında Hizbullah içinde gelişmiş birimlerin kurulmasını koordine etmek ve Son yıllarda Lübnan’ın güney sınırındaki çatışmalarda etkili olan bazı özel savaş sistemlerinin tasarlanmasına katkı sağlamak.
Bu tür görevlere yalnızca çok dar bir komuta katmanı getirilir; bu da örgüt içindeki güven derecesini gösteriyor.
Yemen dosyasında ise Tabatabai’nin rolü daha da belirgindi. Hizbullah’ın Husilere verdiği desteğin sahadaki ana koordinatörüydü; Yemen’e giden çok sayıda Lübnanlı askeri uzmanın başındaki isimdi. İran’ın Husilere sağladığı lojistik ve askeri desteğin organize edilmesinde de kilit rol oynadı.
Yemen ordusundaki askeri kaynaklara göre Tabatabai 2016’da Yemen’e gitti ve Abdülmelik el-Husi’nin kişisel güvenlik sisteminin kurulmasına katkı verdi. Aynı zamanda Husilerin özel savaş birliklerini eğiten en önemli askeri kadrolardan biriydi. 2020’ye kadar Husilerin askeri taktiklerinin belirlenmesinde doğrudan söz sahibi oldu.
Neden şimdi?
Bu suikastta zamanlama, olayın kendisinden bile önemliydi. Operasyon: Lübnan’da son ateşkesin imzalanması, Washington’ın “silah sadece devletin tekelinde olsun” baskısını artırması ve İsrail’in Hizbullah’ın savaş sonrası toparlanmasını engelleme çabaları gibi şartların oluştuğu atmosferde yapıldı.
İsrail Hizbullah’ın yeniden toparlanmasını engellemek istiyor. Genelkurmay Başkanı Zamir’in mesajı netti: “Tehditleri oluşurken vuracağız, tamamlanmasını beklemeyeceğiz.”
Bu da İsrail’in uzun süredir dillendirdiği “önleyici saldırı doktrininin” artık açık biçimde uygulandığını gösteriyor. Dahiyye’nin kalbinin seçilmesi ise sadece bir detay değil; Hizbullah’a kendi alanında meydan okumak anlamına geliyor. İsrail, örgütün en güvenli gördüğü çevreyi bile delip geçebildiğini gösteriyor.
Hizbullah’ın tepkisi
Hizbullah’ın yayımladığı taziye mesajı dikkat çekiciydi: Çok kısa, doğrudan tehdit içermeyen, görev veya pozisyon belirtilmeyen ve yanıtın nasıl olacağına dair ipucu taşımayan bir metin. Bu tür dil, örgütün stratejik karar almadan önce olası sonuçları tarttığı dönemlerde görülüyor.
Ancak Hizbullah’ın üst yönetici Mahmud Kımati’nin “bu saldırı yeni bir kırmızı çizginin ihlali” açıklaması, örgütün bunu yalnızca bir suikast olarak değil, “oyunu yeniden kurma girişimi” olarak gördüğünü gösteriyor.
Öte yandan Hizbullah biliyor ki aceleci bir yanıt tam da İsrail’in istediği şey. Bu nedenle en olası senaryo: Yanıtın daha sonra, başka bir yer ve zamanda, belki de alışılmadık bir yöntemle gelmesi.
ABD’nin tavrı : Beyrut’a baskı mı, suikastlara zımni onay mı?
ABD, Lübnan’a silahın devlet dışına çıkmaması için baskı uyguluyor. Washington saldırıdan önce bilgilendirilmedik diyor, ancak Amerikalı bir yetkili ise “Hizbullah savaş sonrası daha da güçlendi, bu da ateşkesi tehdit ediyor” açıklamasını yapıyor.
Bu tablo, Washington’ın suikasta açıkça karşı olmadığı ama sorumluluğu üstlenmek istemediği anlamına geliyor. Yani siyasi destek var, ama perde arkasında.
Tabatabai suikastı: Sessiz bir deprem mi, yeni dönemin başlangıcı mı?
Heysem Tabatabai’nin öldürülmesi, sahada olup biten sıradan bir gelişme değil. Hizbullah’ın stratejik derinliğinde, örgütün kalbinde, tam da kritik bir dönemde gerçekleştirilen bir suikast bu. Son 20 yılın askeri yapılanmasında rol oynamış bir ismin hedef alınması, İsrail’in kırmızı çizgileri aşma cesareti, Hizbullah’ın en korunaklı kabul edilen çevresinde ciddi bir güvenlik açığı ve çatışmanın güney sınırından Dahiye’nin içine taşınması gibi bazı durumları açığa çıkardı.
Hizbullah, hem caydırıcılık dengesini korumak hem de istemediği bir topyekün savaşa sürüklenmemek gibi iki yönlü bir sınavla karşı karşıya.
Nasıl bir karşılık geleceği bilinmiyor; ancak kesin olan şu: Bu suikast, Hizbullah-İsrail mücadelesinde kırılma anı olarak tarihe geçecek ve Orta Doğu’daki “çatışma kurallarının” yeniden yazılmasına kapı aralayacak.