Buhran ve Bunalımlar Çağında Arayış İçinde Bir Yazar: Sâdık Hidâyet 

Orta Doğu araştırmacısı Mehmet Akif Koç, modern İran edebiyatının kurucu isimlerinin başında gelen, Kör Baykuş ve Hacı Ağa gibi abidevî eserlerin yazarı Sâdık Hidâyet’in portresini Fokus+ için inceledi.  
Buhran ve Bunalımlar Çağında Arayış İçinde Bir Yazar Sâdık Hidâyet 

25.09.2024 - 12:39  |  Son Güncellenme:  25.09.2024 - 12:45

Modern İran edebiyatında Bozorg Alevî, Celâl Âl-i Ahmed, Sîmîn Dânişver, Nîmâ Yuşic, Sohrab Sepehrî, Sâdık Çûbek, Mahmud Devletâbâdî, İbrahim Gülistân, Gulâm-Hüseyin Sâidî gibi Türk okuyucuların da yakından tanıdığı çok sayıda zirve edib ve şairden bahsedilebilir.  

Hemen hepsi de edebiyata kattıklarıyla bugün bile hürmetle anılır. Ama içlerinden çok azı hem edebiyattaki öncü ve dönüştürücü rolü hem dönemini çok aşan yazım tarzı hem de kendinden sonrakileri etkileme açısından Sâdık Hidâyet’le mukayese edilebilir.  

Aristokrat bir aileden Avrupa’ya uzanan yol  

Hidâyet 1903’te, artık yıkılmaya yüz tutan Kacar başkenti Tahran’da aristokrat bir ailede dünyaya geldi. Türk soylu Kacar sarayına yakın olan ailenin büyükleri, İran’ın modernleşme döneminde görev almış münevverlerdi. Hidâyet’in büyük dedesi Rıza Kuli-Han Hidâyet Tâberistânî, Kacar sarayında Abbas Mirza ve Muzaffereddin Şah’a lalalık etmiş, Firuzkuh valiliği, Hive’de sefirlik, 1852’de maarif nazırlığı ve yeni kurulan Dârülfünûn’un müdürlüğü vazifelerinde bulunmuş tecrübeli bir devlet adamı, edebiyat tarihçisi ve şairdi.   

İtibarlı bir aileye mensup olan Hidâyet’in babası İ‘tizâdü’l-Mülk Hidâyet-Kuli Han, Nizâm okulunun müdürüydü. Ayrıca, Mecmeü’l-Füsehâ’nın sahibi ve Dârülfünûn’un da müdürlüğünü yapmıştı. 1950’de İslamcı Fedâiyân-ı İslam örgütü tarafından suikastla öldürülen Başbakan Ali Razmara ise Hidâyet’in ablasının eşiydi.   

Hidâyet eğitimini Dârülfünûn ve Tahran’daki St. Louis Fransız Katolik kolejinde tamamladı. Türkçeye de çevrilen ilk eserlerinden Fevâyid-i Giyâhhârî (Vejetaryenliğin Faydaları), İnsan ve Hayvan başlığıyla ilk yayımlandığında 22 yaşındaydı. 1925’te devlet bursuyla Avrupa’da yüksek tahsil için gönderilen az sayıdaki talebe arasındaydı. Önce Belçika’da inşaat mühendisliği bölümüne kaydolduysa da, bir sene sonra mimarlık eğitimi için Paris’e gitti. Paris’te bir Fransız kıza âşık oldu, ama ailesi iki sene süren bu beraberliğe karşı çıktı. Hidâyet’in bundan sonraki hayatını şekillendirecek bohem hayatı ve psikolojik bunalımları bu dönemde başladı; ilk intiharı Paris’te kendini nehre atmak suretiyle oldu ancak şanslıydı ki nehirden geçen bir balıkçı teknesi tarafından kurtarıldı.   

Bunalımlar, istikrarsızlıklar: Aryancılık ve Hindistan yolu  

Eğitimini yarıda bırakan Hidâyet ne mühendis ne de mimar olabildi Avrupa’dan 1930’da İran’a döndüğünde. Ancak İran, buhranlar içinde çok dilli ve kozmopolit bir entelektüel kazanmıştı. Tahran’a döndüğünde, kuşağının pek çok eğitimli edebiyatçısı gibi bir işte istikrar tutturamadı; bir ara Dışişleri Bakanlığı’nda, Bank-ı Milli’de, bir inşaat firmasında, ticaret ofisinde, hatta Tahran Üniversitesi’nde memur ve vasıfsız işçi olarak çalıştı. Fakat bu yıllarda, mesleki kariyeriyle değilse de kalemiyle, kendi bile farkında olmadan modern İran edebiyatında çığır açacaktı.  

Hidâyet’in bu dönemde antik Aryan/Pers kültürüne ilgisi arttı. Avrupa’da Nazilerin hızla yükseldiği ve Aryancılık akımının ivme kazandığı 1936-37’de Bombay’da kaldığı dönemde, kadim Hint kültürü ve eski Pehlevî lisanı üzerince derinlikli incelemelerde bulundu. Hindistan tecrübesinin kendisine belki de en büyük katkısı, 1930’ların başında Paris’te başladığı abidevî romanı –aynı zamanda modern İran romanının ilk başarılı örneği sayılır- Bûf-i Kûr’u (Kör Baykuş) tamamlamak, Sampinge ve Hevesbâz isimli hikâyelerini Fransızca telif etmek oldu. Ancak ilginçtir, Kör Baykuş’u kendi ülkesinde Rıza Şah istibdadı altında bastırması mümkün olmadığı gibi, Hindistan’da da sadece 50 nüsha bastırabilmişti; bu romanın değeri yazarının ölümünden sonra anlaşılıp idrak edilecekti.  

Almanlara müzahir davranan Rıza Şah’ın 1941’de Sovyet-İngiliz baskısıyla sürgüne gönderilmesi ve tahta yeni geçen Muhammed Rıza Şah’ın tecrübesiz ilk yıllarındaki nispi özgürlük ortamında, Sâdık Hidâyet’in yeni eserlerinde de daha iyimser bir hava sezilir. Bu satırların yazarı tarafından da Türkçeye çevrilen Hacı Ağa,i bu dönemki eserlerinden olup, en başarılı iki romanından biri olarak değerlendirilir. Sovyetler Birliği’nin Farsça konuşulan bölgelerini de bu dönemde ziyaret eden Hidâyet, 1946’da Sovyet tesiri altındaki 1. İran Yazarlar Kongresi’nin de katılımcıları arasındaydı.   

Kitaplarından elde ettiği az bir parça telif ücretiyle 1950’de ikinci kez Fransa’ya gitti, ancak savaşın yıkımını yaşayan ve kriz içindeki Fransa, Hidâyet’in zaten buhran ve psikolojik krizlere meyilli ruhuna yine iyi gelmeyecekti. Karşılaştığı maddi sıkıntıların da tesiri altında 9 Nisan 1951’de kaldığı kiralık evde doğalgaz vanasını açarak intihar etti; cenazesi Paris’in “Père Lachaise” mezarlığına defnedildi.    

İran edebiyatında Sâdık Hidâyet etkisi  

Yakın dönemde Türkçeye çevrilen Simurg’un Kanadında: Modern İran Edebiyatıii kitabının yazarı ve edebiyat tarihçisi Hamid Abdullahiyan, İran modern öykü/romanının ilk kuşak yazarları arasında saydığı Sâdık Hidâyet’i, Bozorg Alevî ve Sâdık Çûbek gibi isimlerle birlikte zikreder ve modern İran romanının kurucuları arasında gösterir. Bir başka edebiyat tarihçisi Hasan Mîr-Âbidinî ise Hidâyet için şu değerlendirmede bulunur: “Öyküleri, Hidâyet’in yaratıcılığını gösterir; eserlerinde gerçeği olduğu gibi tasvir eder ve bu aslına sadık gerçekçilik onun çağdaş İran edebiyatına yaptığı en büyük hizmettir. Yazmak, onun için bir makam kazanmak veya iktidardakilere yakınlaşmak için bir araç değil, bir yaşama biçimiydi.”iii  

Hidâyet’in eserlerinin ana teması, ataerkil iktidar karşıtlığıdır, bu açıdan bilhassa Fransız düşünsel geleneğinden etkilendiği söylenebilir. Bir arkadaşına yazdığı mektupta, İran’ın on yıllardır süren Batılılarca işgalini eleştiren Hidâyet, içerideki despotluk ve istibdadı da bunun bir yansıması olarak ele alır: “Emperyalistler ülkemizi koca bir zindana çevirdiler. Konuşmak ve doğru düşünmek suç.” Eserlerinde belirgin bir çatışma ve ayrışma gözlemlenir: Halkın hayatı ve ideallerinin işlenmesi, buna karşılık kendisinin umutsuzluk ve ıstırabının çatışması.   

Abdullahiyan, Sâdık Hidâyet’in büyük bir yazar olmasının dışında, kendinden sonra gelen kuşaktan pek isme kol kanat gerip edebi açıdan yetişmelerine öncülük ettiğini ve bir kısmıyla şahsen ilgilenip gelişimlerini takip ettiğini belirtir. İran edebiyatında önemli yere sahip yazarlardan Mînovî, Ferzâd, Alevî ve hatta Cemalzâde gibi yazarlar, birçok eserini onun teşvik ve tesiriyle yazdı. Gençlerden de [Sadık] Çûbek, [Celâl] Âl-i Ahmed, [İbrahim] Gülistân, [Simin] Dânişver, Ferzâne gibi pek çok isim, Hidâyet tarafından teşvik ve destek görenler arasında yer alır (s. 51).   

Klasik İran şiirinin iki büyük ustası Mevlânâ Celâleddin Rumî ve Ömer Hayyâm’a büyük bir bağlılık duyan Hidâyet, antik İran kültürü alanında da günümüze kalan değerli çalışmalar yapmıştı. Sâsânî tarihine dair en önemli kaynaklarından biri olan Kârnâme-i Erdeşîr-i Bâbekân isimli antik dönem metninin modern dönemdeki üç Farsça tercüme ve neşrinden birini 1939’da Hidâyet yapmıştı (diğer iki modern Farsçaya tercüme, Hudâyâr Destur Şehriyâr ve Ahmed Kesrevî tarafından yapılmıştı).   

İran’da edebiyatın gelişiminde sadece telif eserlerle katkısı olmadı Hidâyet’in, ülkenin önemli çevirmenlerinden biri olarak da haklı bir ün edinmişti. İran’ın kadim lisanı Pehlevîceden yaptığı çevirilerin yanında, içlerinde Franz Kafka, Jean-Paul Sartre, Alexander Kielland, Anton Çehov, Arthur Schnitzler gibi isimlerin de bulunduğu çeşitli Avrupalı yazarları Farsçaya çevirmişti. Kafka’nın 1915’te yayımlanan meşhur Dönüşüm’ünün Farsçaya ilk çevirisi de kendisine aittir.   

Zaman zaman farklı kültürler, inançlar ve nihilizm arasında savrulan ve sürekli bir arayış içinde olan Sâdık Hidâyet, bilhassa ilk dönem eserlerinde ve tarihe atıflarında işgalci olarak gördüğü Türkler ve Araplara karşı düşmanca hisler sergilemekten çekinmez. Jan Rypka, Jean Rchard Bloch, Roger Lescot gibi Avrupalı yazarlarla muhabere ve iletişim içinde olup, Türkiye’den çok önce Avrupa’da tanınınmış ve eserleri Batı dillerine tercüme edilmişti. Ölümünden ve eserlerinin Fransızcaya çevrilmesinden sonra, birçok Batılı eleştirmen Hidâyet için “Asya’nın en büyü yazarı”, “Çağın en anam yüklü yazarı”, “İran’ın en büyük çağdaş edebiyatçısı” gibi tanımlamalar kullanmaktaydı.   

 


Kaynakça:

  1. Sâdık Hidâyet (2020), Hacı Ağa (trc. Mehmet Akif Koç), İstanbul: SaltOkur Yayınları
  2. Hamid Abdullahiyan (2024), Simurg’un Kanadında: Modern İran Edebiyatı. (Farsçadan çeviri ve notlar: Mehmet Akif Koç), İzmir: Livera Kitap
  3. Hasan Mîr-Âbidinî (2002), İran Öykü ve Romanının Son Yüz Yılı (trc. Derya Örs), Ankara: Nüsha Yayınları, s. 160.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.