Türkiye-Suriye Askeri İşbirliğinde Yeni Dönem

Ankara ve Şam, Esad sonrası dönemde savunma alanında kapsamlı bir mutabakata imza attı. Terörle mücadeleden siber güvenliğe uzanan anlaşma, Türkiye'nin sınır hattını güçlendirirken Suriye ordusunu modernize edecek.
Redhwan Al-khutabi
Türkiye-Suriye-Askeri-İşbirliğinde-Yeni-Dönem

15.08.2025 - 16:57  |  Son Güncellenme:  15.08.2025 - 17:07

Ankara ve Şam, uzun yıllar yalnızca sınırlı siyasi temaslarla sürdürdükleri süreci geride bırakarak askeri iş birliği, eğitim ve danışmanlığı da içeren bir mutabakat zaptı imzaladı.

Bu adım yalnızca sembolik bir yakınlaşma değil, aynı zamanda iki ülkenin savunma alanında düzenli ve organize bir ortaklığa yöneldiğinin somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Bilindiği üzere bu yeni dönem, Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesiyle birlikte oluşan yeni güç dengeleriyle paralel şekilde başladı.

Anlaşmanın askeri içeriği


Türk Savunma Bakanı Yaşar Güler ile Suriyeli mevkidaşı Murhef Ebu Kasra’nın Ankara’da imzaladığı mutabakat, karşılıklı askeri personelin eğitime katılmasından siber savunmaya, terörle mücadeleden lojistik destek ve komuta–kontrol sistemlerinin modernizasyonuna kadar geniş bir alanı kapsıyor. Türk uzmanların, sahada Suriye ordusuna teknik destek vereceği belirtilirken, belirli silah ve ekipmanların da Şam yönetimine teslim edilmesi ve bu sistemlerin kullanımı konusunda eğitim verilmesi planlanıyor.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan bazı uzmanlar, Suriye yönetiminin söz konusu iş birliğiyle ordusunu NATO’ya yakın standartlara taşımak istediğini belirtirken, diğerleri Rusya ile Batı askeri sistemleri arasında hibrit bir model oluşturulmak istendiği görüşünde.

Siyasi arka plan ve bölgesel dengeler


Esad’ın devrilmesinden sonraki süreçte göreve gelen yeni Suriye yönetimi, dış politika önceliklerini yeniden şekillendirerek ülke genelinde kontrolünü pekiştirmeye çalışıyor.

PKK’nın Suriye kolu olan SDG/YPG militanları.

Ankara ise bu değişimi, PKK’nın Suriye kolu olan SDG/YPG’nin bölgede kurduğu nüfuzu sonlandırmak için stratejik bir fırsat olarak görüyor. Ankara'ya göre, SDG/PKK varlığı hâlâ ulusal güvenliği tehdit ediyor ve bu anlaşma ile kontrol edilen bölgelerin Şam yönetimine devredilmesi hedefleniyor.

Türkiye yeni Şam yönetimi ile güvenlik ortaklığına yönelmesi, sınır güvenliğini garanti altına alma açısından kritik görülüyor. 

Öte yandan Türkiye, İsrail’in Suriye’de yürüttüğü müdahalelere karşı elini güçlendirecek yeni baskı mekanizmaları oluşturmak amacıyla da bu iş birliğini önemli bir koz olarak değerlendiriyor.

Kaos planlarına karşı uyarı


 

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Suriyeli mevkidaşı Esad Şeybani.

Ankara’da düzenlenen ortak basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail’i Suriye’de kaos planlamakla suçlayarak özellikle Lazkiye ve Süveyda’daki olaylara işaret etti. 

Suriyeli mevkidaşı Esad Şeybani ise İsrail’in tekrarlanan hava saldırılarını ülkesinin egemenliğine yönelik açık bir tehdit olarak nitelendirdi.

İsrail ise bu saldırıları, gelişmiş silahların yeni Suriye yönetimi ya da müttefiklerinin eline geçmesini önlemek amacıyla gerçekleştirdiğini savunuyor. Buna karşılık bölgesel düzeyde yapılan değerlendirmelerde Tel Aviv yönetiminin Suriye’yi askeri açıdan zayıf tutmayı amaçladığı yorumu ağırlık kazanmış durumda.

Bu durum hem Ankara’nın hem Şam’ın hassasiyetle takip ettiği ortak bir güvenlik gündemine dönüşmüş durumda.

Türkiye’nin Kazanımları


Türkiye bu anlaşma sayesinde güney sınırlarında doğrudan askeri varlığa duyduğu ihtiyacı azaltarak güvenilir bir ortak oluşturmayı hedefliyor. Böylece hem Suriye sahasındaki etkisini artırmayı hem de söz konusu coğrafyalarda oluşabilecek boşlukların radikal gruplar ya da ayrılıkçı yapılar tarafından doldurulmasını engellemeyi amaçlıyor.

Aynı zamanda Türkiye bu iş birliğiyle bölgesel anlamda daha belirleyici bir aktör konumuna gelmeyi hedefliyor.

Suriye'nin iç tablosuna yansımalar


Anlaşmanın Suriye ordusunun operasyonel kapasitesini artırması bekleniyor. Bu gelişme, hem iç güvenlik mekanizmasının güçlendirilmesine hem de SDG/YPG’nin kuzey ve doğu bölgelerindeki etkisinin sınırlandırılmasına doğrudan katkı sağlayabilir. 

Ayrıca iki ülke arasında oluşan bu yeni siyasi ve askeri iş birliği hatlarının, İsrail’in bölgesel müdahalelerine karşı ortak bir tepki zemini oluşturması da muhtemel.
Suriye–Türkiye askeri yakınlaşması sadece teknik bir anlaşma niteliğinde değil; Esad sonrası dönemde ortaya çıkan yeni bölgesel dengelerin doğal bir yansıması niteliği taşıyor. 

Bu işbirliği Şam’a güvenlik kurumlarını yeniden inşa etme fırsatı sunarken, Ankara’ya da sınır güvenliği açısından sahada karşılığı olan güçlü bir ortaklık sağlıyor. 

Öte yandan Kürt meselesi, İsrail ve ABD’nin olası tepkileri ile anlaşmanın fiiliyata dökülme kapasitesi, sürecin önündeki en önemli risk alanları olarak öne çıkıyor.