Türkiye İsrail’in Radarında: Ankara’nın Yükselişi İsrail’i Tedirgin Ediyor
24.06.2026 - 18:14 | Son Güncellenme: 24.06.2026 - 18:24
İsrail’in siyasi ve güvenlik söyleminde son aylarda dikkat çeken bir değişim yaşanıyor. Bölgesel tehditler tanımlanırken artık yalnızca İran öne çıkmıyor. Tel Aviv’in stratejik kaygılar listesinde Türkiye de giderek daha görünür hâle geliyor. Ankara, farklı nüfuz araçlarına sahip, askerî kapasitesi büyüyen ve bölgesel etkisi artan bir güç olarak İsrail’in güvenlik değerlendirmelerinde daha fazla yer buluyor. Bu değişim; ABD ile İran arasında varılan son mutabakatlar, Suriye ve Gazze’de güç dengelerinin yeniden şekillenmesi ve Türkiye’nin Orta Doğu dosyalarındaki rolünün artmasıyla aynı döneme denk geliyor.
İsrail basınında ve güvenlik merkezlerinde yürütülen tartışmalar, İsrail’i çevreleyen stratejik ortamın yeni bir aşamaya girdiği yönündeki kanaatin güçlendiğini gösteriyor. Bu yeni dönemde güvenlik hesaplarını belirleyen tek unsur artık İran tehdidi değil. Türkiye de Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya, oradan Afrika Boynuzu’na uzanan geniş bir coğrafyada siyasi, askerî ve ekonomik etki kapasitesine sahip bölgesel bir güç olarak öne çıkıyor.
ABD’nin adımları İsrail’de şok etkisi yarattı
İsrailli çevrelere göre Türkiye’nin rolüne ilişkin kaygının artmasında, ABD’nin bölge politikasında son dönemde yaşanan değişimler önemli rol oynuyor. İsrail, onlarca yıldır hassas güvenlik başlıklarında Washington ile yüksek düzeyde koordinasyona alışmış durumdaydı. Ancak ABD’nin İran’la vardığı son mutabakatlar ve bu süreçte İsrail’in bazı taleplerinin görece geri planda kalması, Tel Aviv’de Amerikan kararları üzerindeki etkisinin azalabileceği endişesini doğurdu.
Gözden Kaçmasın
Bu bağlamda İsrail gazetesi Maariv, İsrail’in artık bölgedeki Amerikan politikalarını yönlendirme kapasitesinin daha sınırlı olabileceği yeni bir gerçeklikle karşı karşıya kaldığını yazdı. Buradan hareketle İsrail’de şu soru öne çıkıyor: Washington, İsrail’in itirazlarına rağmen İran’la anlaşmaya hazırsa, Batı ile köklü kurumsal ilişkilere sahip ve NATO üyesi olan Türkiye konusunda nasıl bir tutum alacak?
Bu sorular, Ankara’ya daha geniş bir hareket alanı açabilecek yeni bir bölgesel denklemin ortaya çıkabileceğine dair İsrail’deki kaygıları yansıtıyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki kişisel ve siyasi ilişkiler, bu kaygıyı daha da artırıyor.
Türk askerî gücü kaygının merkezinde
İsrail’deki kaygıların önemli bir bölümü, Türkiye’nin son 20 yılda askerî kapasitesinde yaşadığı niteliksel dönüşüme dayanıyor. Türkiye artık yalnızca büyük bir orduya sahip bir ülke olarak görülmüyor. Aynı zamanda giderek daha fazla yerli ve gelişmiş savunma sanayisine dayanan bir askerî güç olarak değerlendiriliyor. Bu da Ankara’ya stratejik kararlarında daha geniş bir bağımsızlık alanı sağlıyor.
İsrail değerlendirmelerine göre Türk ordusu, asker sayısı bakımından NATO’nun en büyük ikinci ordusu olmasının yanı sıra geniş operasyonel tecrübeye de sahip. Türkiye, başta Suriye ve Irak olmak üzere farklı sahalarda edindiği tecrübelerle karmaşık askerî operasyonlar ve silahlı gruplarla mücadele konusunda uzun bir birikim kazandı.
İsrail, Türkiye’nin savunma sanayisindeki dikkat çekici gelişimini de yakından izliyor. Türk savunma sanayisi, silahlı kuvvetlerin ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü yerli imkânlarla karşılayabilecek noktaya geldi. Bu durum Ankara’nın dış tedarikçilere bağımlılığını azalttı ve kendi askerî sistemlerini ihtiyaçlarına göre geliştirme kapasitesini artırdı.
Bu dönüşümün en görünür göstergelerinden biri ise Türk insansız hava araçlarının başarısı oldu. Özellikle Bayraktar SİHA’ları, birçok bölgesel çatışmada etkili olduğunu gösterdi ve Türkiye’nin modern askerî teknoloji ihracatındaki konumunu güçlendirdi.
Doğu Akdeniz yeni rekabet sahası mı olacak?
İsrail’in geleneksel olarak Türk hava gücüne dikkat kesilmesine rağmen, birçok İsrailli güvenlik değerlendirmesine göre asıl risk denizden gelebilir. Türk donanması son yıllarda hem filosunu modernize etti hem de yerli deniz platformları geliştirme konusunda ciddi mesafe aldı.
Bu başlık, Doğu Akdeniz’de nüfuz ve enerji kaynakları üzerindeki rekabetin artması nedeniyle daha da önem kazanıyor. Çünkü Türkiye ve İsrail’in çıkarları bu bölgede birden fazla dosyada kesişiyor. Bazı İsrailli analistlere göre Ankara’nın modern denizaltılara, hücum gemilerine ve gelişmiş deniz platformlarına sahip olması, Türkiye’ye bu hassas bölgede daha güçlü bir varlık gösterme imkânı sağlıyor.
Öte yandan Türkiye’nin deniz yetki alanlarını koruma ve bölgesel nüfuzunu genişletme hedefleri, İsrail güvenlik kurumlarının Türk donanmasındaki her gelişmeyi yakından takip etmesine yol açıyor. Tel Aviv’e göre Türkiye’nin deniz gücündeki artış, gelecekte Doğu Akdeniz’deki askerî dengeleri etkileyebilecek bir faktör hâline gelebilir.
Suriye ve Gazze olası temas alanları
İsrail’in Türkiye’ye yönelik kaygıları yalnızca askerî kapasiteyle sınırlı değil. Ankara’nın bölgesel dosyalardaki siyasi etkisinin artması da Tel Aviv’de yakından izleniyor. Suriye’de yaşanan değişimlerin ardından İsrail, Türkiye’yi bu ülkedeki siyasi ve güvenlik düzenlemelerinin geleceğini etkileyebilecek başlıca aktörlerden biri olarak görüyor.
Gazze’de savaş sonrası kurulabilecek düzenlemelere Türkiye’nin dâhil olması ihtimali de İsrailli karar alıcılar açısından giderek daha fazla endişe kaynağı hâline geliyor. Özellikle Ankara’nın, Gazze’nin yönetimi ya da yeniden inşası için oluşturulacak uluslararası bir mekanizmada güvenlik veya askerî rol üstlenmesi Tel Aviv’de rahatsızlık yaratıyor.
İsrail açısından Türk nüfuzunun Filistin ve Suriye sınırlarına yaklaşması, İran tehdidinden farklı bir meydan okuma anlamına geliyor. Çünkü Türkiye, uluslararası meşruiyete ve Batı ile geniş ilişkilere sahip bir ülke. Bu durum Ankara ile siyasi düzeyde karşı karşıya gelmeyi, İran’a kıyasla İsrail için daha karmaşık hâle getiriyor.
Şii eksenden Sünni eksene
İsrail’deki en dikkat çekici değerlendirmelerden biri de bölgesel ağırlık merkezinin İran öncülüğündeki eksenden, Türkiye’nin liderlik edebileceği başka bir hatta kayabileceği yönünde. Bazı İsrailli istihbarat çevreleri, Tahran’ın bölgedeki müttefiklerinin aldığı darbelerin Ankara’ya daha fazla alan açabileceğini düşünüyor. Bu bakışa göre Türkiye, bölgesel boşluğun bir bölümünü doldurabilecek merkezî bir Sünni güç olarak konumunu güçlendirebilir.
Bu, Türkiye’nin İran benzeri bir eksen kurmaya çalıştığı anlamına gelmiyor. Ancak Ankara’nın siyasi ve askerî yükselişi, bölge dosyalarında daha fazla etki kurmasını mümkün kılıyor. Bu da İsrail’i stratejik önceliklerini yeniden değerlendirmeye itiyor.
Türkiye, İsrail’in bir numaralı düşmanına dönüşür mü?
Türkiye’ye karşı uyarı tonunun İsrail’de yükselmesine rağmen, bazı İsrailli düşünce kuruluşları Ankara ile Tahran arasında doğrudan bir kıyas yapılmasını abartılı buluyor. Türkiye hâlâ NATO üyesi bir ülke. Batı ile geniş ekonomik ve ticari ilişkilere sahip. İsrail’le yaşadığı anlaşmazlıklar da iki tarafın doğrudan askerî bir çatışmaya yaklaşacağı anlamına gelmiyor.
Buna rağmen İsrail içinde yürütülen tartışmalar önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: Ankara artık İsrail’in güvenlik hesaplarında güçlü biçimde yer alıyor. İsrail’in son yıllardaki odağı büyük ölçüde İran ve müttefikleri üzerindeyken, bugün Türkiye de artan güç unsurlarına ve büyüyen siyasi nüfuzuna sahip, yükselen bir bölgesel rakip olarak görülmeye başlandı.
Bu nedenle Tel Aviv’de karar alıcıları meşgul eden soru artık Türkiye’nin İsrail için bir meydan okuma oluşturup oluşturmadığı değil. Asıl soru, bu meydan okumanın önümüzdeki yıllarda Orta Doğu’daki dengeleri belirleyecek en önemli stratejik dosyalardan birine dönüşüp dönüşmeyeceği.