Tarihi Dönüm Noktası: Avrupa Filistin'i Tanıyor!

Fransa'nın attığı tarihi adımın ardından İngiltere, Kanada ve Avustralya'nın da Filistin'i tanıması, uluslararası denklemde köklü bir değişimin mi işareti? İsrail'e yönelik diplomatik izolasyon büyürken, tüm gözler şimdi de BM Zirvesi'ne çevrildi. Ancak tanımanın önündeki en büyük engel, hala BM Güvenlik Konseyi'ndeki ABD vetosu.
F_IKON.jpg.jpg
Tarihi Dönüm Noktası Avrupa Filistin'i Tanıyo

22.09.2025 - 18:15  |  Son Güncellenme:  22.09.2025 - 18:22

7 Ekim 2023’ten bu yana, Filistin Devleti’nin tanınması meselesinde benzeri görülmemiş bir hareketlilik yaşanıyor. Filistin’i tanıyan ya da tanıyacağını taahhüt eden ülke sayısı 145’i aştı. En son katılanlar ise dün, 21 Eylül 2025’te İngiltere, Avustralya, Kanada ve Portekiz oldu.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık zirvesinin 24 Eylül’de New York’ta yapılacak olmasıyla birlikte, tanınma meselesinin uluslararası gündemin en üst sırasına yerleşmesi bekleniyor. Peki bu konuda son gelişmeler neler?

Tarihi kökler: Cezayir’den BM’ye (1988-2023)


Filistin’in tanınma süreci tam 30 yıldan fazla bir süre önce başladı. 15 Kasım 1988’de, Cezayir’de düzenlenen Filistin Ulusal Konseyi’nde Yaser Arafat, Filistin Devleti’nin kuruluşunu ve başkentinin Kudüs olduğunu ilan etti. Daha sonra sadece dakikalar içinde, Cezayir dünyanın Filistin’i resmen tanıyan ilk ülkesi oldu. Bu, 1967’deki İsrail’in Batı Şeria ve Gazze’yi işgalinden 21 yıl sonra gerçekleşmişti.

İzleyen hafta içinde, Çin, Hindistan, Türkiye ve çoğu Arap ülkesi dahil 40 ülke aynı adımı attı. Bunu, Afrika kıtası ve eski Sovyet bloğu ülkeleri takip etti.

2010 ve 2011 yıllarında ise Latin Amerika ülkelerinin çoğu Filistin’i tanıyarak sürece yeni bir ivme kazandırdı. Bu adım, geleneksel İsrail müttefiki ABD’den bağımsız, siyasi bir dönüşümün işareti olarak değerlendirildi.

2023 yılına gelindiğinde, Birleşmiş Milletler’in 193 üye ülkesi arasında 148 ülke Filistin’i tanımıştı. Ancak büyük Batı Avrupa ülkeleri bu listeye dahil değildi; istisna ise büyük Filistinli göçmen nüfusuna sahip olan İsveç’ti.

Kıvılcım yeniden ateşlendi


7 Ekim, Filistin meselesini yeniden dünya gündeminin merkezine taşıdı. İşgal karşıtı ve Gazze yanlısı bir halk ve resmi destek akımı ortaya çıktı. Birçok hükümet Filistin Devleti’ni tanıyacağını açıkladı; aynı zamanda birçok ülkede öğrenci ve halk protestoları yaşandı.

Son aylarda, Ermenistan, İspanya, İrlanda, Norveç ve Slovenya gibi beş Avrupa ülkesi ile Karayipler’den Bahamalar, Barbados, Jamaika, Trinidad ve Tobago Filistin’i tanıdı. Bu gelişme, Avrupa’nın mutlak desteğine alışmış olan İsrail hükümeti için büyük bir şok oldu.

24 Temmuz 2025’te ise Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, bu Eylül ayında BM Genel Kurulu’nda Fransa’nın Filistin’i resmi olarak tanıyacağını duyurdu.

Paris’in tavrı geniş yankı uyandırdı


Fransa’nın bu kararı, birçok kişi tarafından bir kıvılcım olarak görüldü ve diğer ülkelerin, özellikle de İngiltere’nin bu adımı takip edebileceği konuşuldu. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, partisinden bu yönde yoğun baskı gördü.

Ve gerçekten de, Fransa’dan önce, 21 Eylül’de İngiltere resmi olarak Filistin’i tanıdığını açıkladı. Aynı zamanda Avustralya ve Kanada da tanıma kararı aldı. Bu, G7 ülkelerinden Filistin’i tanıyan ilk ülkeler olmaları açısından dikkat çekici bir adım olarak kayıtlara geçti.

Yaklaşık iki ay önce, 30 Temmuz’da Suudi Arabistan ve Fransa’nın ev sahipliğinde BM merkezinde “İki Devletli Çözüm Konferansı” düzenlenmişti; ABD ise toplantıya katılmamıştı. Bugün BM, yeni bir zirve seviyesinde “İki Devletli Çözüm Konferansı”na ev sahipliği yapıyor. Fransa’nın verdiği tanıma vaadini yerine getirmesi ve Belçika, Malta, Lüksemburg ile Portekiz gibi yeni Avrupa ülkelerinin de listeye katılması bekleniyor.

Tanınma ne anlama geliyor?


İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümeti, Filistin Devleti kurulmasına kesinlikle karşı çıkıyor. Ayrıca İç Güvenlik Bakanı Ben Gvir, Batı Şeria’da tam İsrail egemenliği ilan etmek ve Filistin Yönetimi’ni tasfiye etmek için “acil karşı tedbirler” çağrısında bulundu. Kendisinin “egemenlik teklifini önümüzdeki hükümet oturumunda sunmayı planladığını” söyledi.

Tüm bu tanımaların yüksek sembolik değeri olsa da zorlukları yok değil. Tanıyan ya da tanıyacağını açıklayan birçok ülke, Filistin devletinin gelecekte silahsızlanması ve Hamas’ın dışlanması gibi şartlar koydu. İngiltere Dışişleri Bakanı’nın açıklamasında da belirtildiği gibi “Filistin Devleti’nin tanınması Hamas’ı ödüllendirmek değil, iki devletli çözümü desteklemek içindir.”

Macron’un ifadesiyle: “Hamas sadece İsrail’i yok etmeye takıntılı ama devlet isteyen birçok Filistinlinin meşruiyetini kabul ediyorum. Çünkü onlar gerçekten bir halk.”

Ancak şu an tanınan Filistin Devleti’nin sınırları, başkenti ve uluslararası kabul görmüş bir ordusu yok. Üstelik İsrail’in Batı Şeria’yı işgali nedeniyle, 1990’larda barış anlaşmalarıyla kurulan Filistin Yönetimi bile kendi toprakları üzerinde tam kontrol sağlayamıyor; Gazze ise 2007’den beri Hamas’ın kontrolünde.

Bu tanımanın siyasi ve hukuki gerçekliğe dönüşmesinin önündeki en büyük engel ise Filistin’in Birleşmiş Milletler’e tam üye olarak kabul edilmesi. Ancak bu adım, BM Güvenlik Konseyi’nin onayını gerektiriyor ve ABD’nin veto hakkı defalarca bu kararı engelledi.

Yeni bir uluslararası dönüşüm


Tüm bu engellere rağmen, bazı gözlemciler bugün yaşananları sadece sembolik tanınmalar dalgası olarak görmüyor. Aksine, uluslararası arenada köklü bir değişimin habercisi olarak değerlendiriyorlar. ABD ve İsrail’in uzun yıllar boyunca çözüm sürecini tek başına domine ettiği ortamda, Avrupa ve diğer dünya güçleri uluslararası hukuk ve insan haklarıyla uyumlu bağımsız politikalar izlemeye başladı.

Bu tanımalar, Filistin Devleti’nin uluslararası siyasi, lojistik hatta askeri yardımlar almasını kolaylaştırabilir; böylece kurumları güçlenip dünya sahnesinde daha etkili hale gelebilir. Aynı zamanda İsrail’in uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde ihlalleri ve suçları için hesap verebilirliği de gündeme gelebilir