Suriye’de Yeni Denklem: Aşiretler, Ordu ve SDG Arasında Kritik Süreç

Doğu Suriye’de sahada yaşanan hızlı gelişmeler, yıllardır süren güç dengelerini altüst etti. Aşiret hareketliliği, SDG’nin geri çekilmesi ve ordunun ilerleyişi, ülkeyi yeni ve kritik bir dönemece sürüklüyor.
Suriye’de Yeni Denklem Aşiretler, Ordu ve SDG Arasında Kritik Süreç

20.01.2026 - 17:40  |  Son Güncellenme:  29.01.2026 - 13:07

Suriye’de son dönemde yaşanan gelişmeler müzakere masalarında değil, sahada başladı. Ocak ayının başından bu yana ülkenin doğusunda tansiyon hızla yükseldi. 

Suriye ordusu ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki temas hattı genişlerken, Deyrizor ve Rakka kırsalında daha önce benzeri görülmemiş bir aşiret hareketliliği ortaya çıktı. Yıllardır merkezi yönetimin denetimi dışında kalan bu bölgelerde yaşananlar, dengeleri bir anda altüst etti.

Güvenlik sorunları, geçim sıkıntısı ve SDG’nin bölgedeki hakimiyetine yönelik tepkiyle başlayan bu yerel hareketlilik, kısa sürede güç dengesini değiştiren kritik bir faktöre dönüştü. Birkaç gün içinde SDG, önce Deyrizor’da ardından Rakka’nın batı kırsalında geniş alanlardan çekilmek zorunda kaldı. 

Savunma hatlarının hızla erimesi, özellikle Kürt nüfusun yoğun olmadığı bölgelerde kontrolün ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serdi.

Kademeli geri çekilme ve kontrolün zayıflaması

Sahadaki baskı arttıkça SDG, geri çekilme ve yeniden konuşlanma politikasına yöneldi. Arap nüfusun çoğunlukta olduğu şehir ve bölgelerden çıkılırken, Haseke ve çevresindeki varlık güçlendirilmeye çalışıldı. Ancak bu çekilme süreci tam anlamıyla düzenli olmadı. Yer yer çatışmalar yaşandı, güvenlik boşlukları oluştu ve sivillerin hedef alındığına dair karşılıklı suçlamalar gündeme geldi. Tüm bunlar, SDG’nin toplumsal yapısı farklı, geniş alanları yönetme kapasitesini kaybettiğini ortaya koydu.


Öte yandan Suriye ordusu, SDG’nin boşalttığı bölgelere hızla ilerledi. Bu ilerleme, sahadaki hızlı çözülmeden ve uluslararası düzeyde ciddi bir itirazın gelmemesinden güç aldı. Ordunun Rakka ve Deyrizor’a girişi sadece askeri bir adım olarak görülmedi; aynı zamanda siyasi açıdan da güçlü bir mesaj taşıdı. Bu adım, Esed sonrası dönemin sahada somutlaşmaya başladığını, değişimin sadece yönetimin zirvesinde değil, kontrol yapısının tamamında yaşandığını gösterdi.

Haseke: Ertelenen düğüm

Gelişmelerin ağırlık merkezi Haseke’ye kaydıkça, burası en zorlu sınav alanı olarak öne çıktı. SDG’nin ana yönetim kadrosunun bulunduğu kentte, etnik dengeler ekonomik ve güvenlik çıkarlarıyla iç içe geçmiş durumda. Özellikle petrol sahaları ve DEAŞ mensuplarının tutulduğu cezaevleri, tansiyonu daha da yükseltiyor. 

Ordunun ilin kırsalına yayılmasıyla birlikte, SDG’nin bu kritik dosyaları bırakmaya yanaşmaması, olası bir çatışmayı daha da yakınlaştırdı.

Gerilim, Şeddadi Cezaevi’nde yaşanan olaylarla zirve yaptı. Güvenlik ve siyaset iç içe geçerken, binlerce DEAŞ tutuklusunun geleceği yeniden tartışma konusu oldu. Yaşananların planlı bir karar mı yoksa kontrolsüz bir kaos mu olduğu tartışılırken, sonuç değişmedi, Bölgesel istikrar doğrudan tehdit altına girdi. Verilmek istenen mesaj ise açıktı, Kontrol haritasındaki her değişim, daha büyük bir güvenlik patlamasını tetikleyebilir.

Çatışmadan sınırların zorlanmasına

Şam’da Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında yapılan görüşmenin sonuçsuz kalması da bu sürecin dışında bir gelişme değildi. Aksine, derinleşen güvensizliğin bir yansımasıydı. Sahada ve örgüt içinde baskı altında olan Abdi, toplantıdan net bir taahhütle çıkamadı. 

Bunun ardından SDG’nin genel seferberlik ilan etmesi, kalıcı bir stratejiden çok son bir toparlanma çabası olarak değerlendirildi.

Bu adım, SDG’nin gücünden ziyade içinde bulunduğu çıkmazı ortaya koydu. Bir yandan geçmişte sahip olduğu uluslararası desteği büyük ölçüde kaybetmişti, diğer yandan ise devletin merkezi rolünü yeniden üstlendiği yeni bir Suriye gerçeğiyle karşı karşıyaydı. Üstelik bu yeni tablo, bölgesel ve uluslararası aktörlerin açık desteğiyle şekilleniyordu.

Bölgesel ve uluslararası aktörlerin tutumu

İçeride tansiyon yükselirken, bölgesel ve uluslararası cephede dikkat çekici bir sakinlik hakimdi. 

Erdoğan ve Şara

Türkiye, sınır güvenliği, terörle mücadele ve sınırlarında silahlı bir yapıya izin verilmeyeceği yönündeki mesajlarını sıklaştırdı. ABD ise dosyanın SDG’den Suriye devletine daha kontrollü bir şekilde devredilmesine yakın durdu. Washington, Kürtlerin haklarının ulusal ve kapsayıcı bir çerçevede korunmasını savunurken, ayrı bir yapı fikrine mesafeli bir tutum sergiledi.

Uzun süre doğu Suriye’de etkin bir aktör olan uluslararası koalisyonun da müdahaleden kaçınması dikkat çekti. Şeddadi’de yaşananlar sırasında sergilenen bu tereddüt, SDG açısından net bir mesaj olarak okundu: Koşulsuz koruma dönemi sona erdi.

Suriye'de süreç nereye gidiyor?

Bugün Suriye’de yaşananlar, yalnızca SDG ile yaşanan bir krizden ibaret değil. Bu süreç, devletin sınırlarının, rolünün ve işlevinin yeniden tanımlandığı tarihi bir döneme işaret ediyor. Aşiret hareketliliğinden geri çekilmelere, askeri ilerlemeden DEAŞ cezaevleri etrafındaki gerilime ve siyasi sürecin tıkanmasına kadar uzanan hızlı gelişmeler zinciri, ülkenin bir dönüm noktasına girdiğini gösteriyor.

Önümüzde iki ihtimal var, Ya yeni Suriye devleti bu dönüşümü en az şiddetle yönetmeyi başaracak ya da ülke, hatları eskisi kadar net olmayan, daha karmaşık ve daha tehlikeli yeni bir çatışma sürecine sürüklenecek. Ancak kesin olan şu, Suriye’nin doğusunda yaşananlardan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ne güç dengesi ne de ağır bedellerle şekillenen yeni Suriye gerçeği.