Sudan Müslüman Kardeşleri Terör Listesinde: ABD'nin Yeni Hamlesi
11.03.2026 - 16:12 | Son Güncellenme: 12.03.2026 - 13:00
ABD Dışişleri Bakanlığı, 9 Mart’ta eşi görülmemiş bir adım atarak, Sudan’daki Müslüman Kardeşler hareketini (İslami Hareket) Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Terörist Kuruluş olarak sınıflandırdığını açıkladı.
Washington ayrıca örgütü, 16 Mart itibarıyla yabancı terör örgütü olarak da tanımlamayı planladığını duyurdu.
Bu karar, ABD’nin dünya genelindeki Müslüman Kardeşler kollarına karşı yürüttüğü kapsamlı kampanyanın bir parçası oldu.
Gözden Kaçmasın
Aynı zamanda üçüncü yılına giren, giderek daha da karmaşık hale gelen yıkıcı iç savaş ortamında alındı.
ABD Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, söz konusu grubun Sudan’daki çatışmayı bitirme çabalarını baltalamak ve şiddet yanlısı İslamcı ideolojisini yaymak amacıyla sivillere karşı aşırı şiddet kullandığını belirtti.
Açıklamada ayrıca örgüt savaşçılarının İran Devrim Muhafızları’ndan eğitim ve destek aldığı ve sivillere yönelik toplu infazlar gerçekleştirdiği ifade edildi.
Bakanlık, örgüte bağlı El-Bera bin Malik Tugayı’nın daha önce Eylül 2025’te terör örgütü olarak sınıflandırıldığını hatırlatarak, grubun devam eden askeri operasyonlarda Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) unsurlarına karşı 20 binden fazla savaşçı sevk ettiğini bildirdi.
Daha geniş bağlam: Trump’ın Müslüman Kardeşler’i art arda hedef alması
Sudan kolunun sınıflandırılması, birdenbire alınmış bir karar değil.
Başkan Donald Trump’ın, Kasım 2025’te ABD için tehdit oluşturan Müslüman Kardeşler kollarının terör listesine alınmasına yönelik süreci başlatan 14362 sayılı başkanlık kararnamesini imzalamasıyla başlayan sistematik sürecin dördüncü halkasını oluşturuyor.
Öte yandan Washington, 13 Ocak’ta üç kolu aynı anda sınıflandırdı.
Lübnan’daki Müslüman Kardeşler kolu olan Cemaat-i İslamiye “yabancı terör örgütü” olarak tanımlandı. Bu en ağır sınıflandırma olup örgüte herhangi bir maddi destek sağlanmasını suç sayıyor.
Mısır ve Ürdün kolları ise Hamas’a maddi destek sağladıkları gerekçesiyle “"Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Terörist Kuruluş" olarak sınıflandırıldı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, söz konusu sınıflandırmaların, Müslüman Kardeşler kollarının nerede olursa olsun gerçekleştirdiği şiddet ve istikrarsızlaştırma faaliyetlerini engellemeye yönelik sürecin ilk adımları olduğunu söyledi.
Ancak ABD’nin gerekçeleri ülkelere göre farklılık gösterdi.
Lübnan’daki sınıflandırma, 7 Ekim 2023 sonrasında Hizbullah ile koordinasyon içinde İsrail’e roket atılması iddialarına dayanırken, Mısır ve Ürdün’deki sınıflandırmalar Hamas’a maddi destek sağlandığı gerekçesine dayandırıldı.
İran bağlantısı
Sudan’daki sınıflandırmayı öne çıkaran en önemli unsur ise, İran’la kurulan açık bağlantı oldu.
ABD’nin açıklamasında, İslami Hareket savaşçılarının İran Devrim Muhafızları’ndan doğrudan eğitim ve destek aldığı öne sürüldü.
Bu iddia, Sudan’daki çatışmayı daha geniş bir ABD-İran rekabeti çerçevesine yerleştiren ciddi bir suçlama olarak değerlendiriliyor.
Eski ABD’li diplomat Cameron Hudson, Washington’un bu sınıflandırmayı İran’a yönelik baskı kampanyasıyla ilişkilendirdiğini belirterek, “İsrail ve BAE kaynakları tarafından desteklenen, Washington’daki Müslüman Kardeşler karşıtı lobi grupları hedeflerine ulaşmanın bir yolunu buldu” dedi.
Sudan ordusundaki “İslamcı etki” konusunda uzun zamandır uyarıda bulunan BAE de, kararı memnuniyetle karşıladı.
ABD Başkanı Trump’ın Afrika işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos ise ABD’nin terörle mücadele, İran nüfuzuna karşı koyma ve Sudanlı sivillere karşı işlenen suçlardan sorumlu olanları hesap vermeye zorlamak için tüm araçları kullanmaya devam edeceğini söyledi.
İslami Hareket’in tepkisi
Sudan İslami Hareketi’nin genel sekreteri Ali Karti, “Sudan Müslüman Kardeşleri” olarak bilinen hareketin terör listesine alınması kararının açıklanmasından önce bu ihtimali küçümseyen bir tutum sergiledi.
Sudan medyasına konuşan Karti, Sudan İslami Hareketi’nin uluslararası düzeyde yasaklanabileceği yönündeki ihtimale ilişkin olarak, “İslami Hareket, Sudan halkına derinden kök salmıştır. Onu terör örgütü olarak sınıflandırmak isteyen biri, Sudan halkının tamamını da aynı şekilde sınıflandırmak zorunda kalır” dedi.
Bu açıklama, hareketin örgüt ile toplum arasında ayrım yapılmasını reddeden ve kendisini halkla özdeşleştiren geleneksel stratejisini yansıtıyor.
Hareket içindeki bazı liderler de “Sudan Müslüman Kardeşler Cemaati” adıyla bağımsız bir yapıyla aralarında herhangi bir örgütsel bağ bulunduğu iddiasını reddederek, sınıflandırmadan hukuki olarak kaçınma girişiminde bulundu.
Karti, 4 Mart’ta yayımladığı bir başka açıklamada, İran’a yönelik “Epik Öfke” operasyonunu kınamış, hareketlerinin “Sudan’ı ve halkını üzerine çullanan kötülük güçlerine karşı savunmaya odaklandığını” vurgulamış ve fitne çıkarma ile ümmetin birliğini parçalama girişimlerine karşı uyarıda bulunmuştu.
Hareket daha önce Karti’ye yönelik yaptırımları da “bir onur nişanı” olarak nitelemişti.
Öte yandan, Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo (Hamideti) kararı memnuniyetle karşılayarak, bunu “Sudan halkının iradesinin zaferi” olarak nitelendirdi.
Sudan Kurtuluş Hareketi/Ordusu (SLM/A) ile Hartum’daki merkezi hükümetten ayrılan Acil Durum Avukatları grubu da kararı destekledi.
Hızlı Destek Kuvvetleri terör listesinde değil
En dikkat çekici çelişkilerden biri ise Washington’un İslami Hareket’i terör listesine almasına rağmen, Birleşmiş Milletler’in Darfur’da soykırım işlediklerini belgelediği ve Biden yönetiminin Ocak 2025’te eylemlerini soykırım olarak nitelendirdiği Hızlı Destek Kuvvetleri’ni resmen terör örgütü olarak sınıflandırmamış olması.
Trump yönetimi Hızlı Destek Kuvvetleri’ne karşı bazı sınırlı adımlar attı. Şubat 2026’da El-Faşir’de işlenen vahşet suçları gerekçesiyle üç Hızlı Destek Kuvvetleri komutanına yaptırım uygulandı.
Kasım 2025’te Büyük Göller Konferansı’na katılan 12 Afrika ülkesi de, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin terör örgütü olarak sınıflandırılmasını tavsiye etti.
Ancak Senatör Jim Risch’in Aralık 2025’te Hızlı Destek Kuvvetleri’nin terör örgütü olarak sınıflandırılmasının değerlendirilmesini öngören değişiklik önerisi, Kongre’deki taslak komitesi tarafından metinden çıkarıldı.
Senatör Risch konuya ilişkin açıklamasında, Müslüman Kardeşler’in sınıflandırılmasının “hayati bir adım” olduğunu belirtti.
Aynı zamanda, “Hızlı Destek Kuvvetleri’nin ve yürüttüğü terör kampanyasının da aynı şekilde ciddi biçimde değerlendirilmesi gerekir” ifadelerini kullandı.
Bu farklı yaklaşım, ABD’nin Sudan politikasındaki seçiciliği konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Gelecek senaryoları
Birinci senaryo: ABD baskısı kopuşa yol açabilir
ABD’nin baskısı, Burhan liderliğindeki Sudan ordusunu İslamcı savaşçı gruplarla bağlarını koparmaya ve müzakere masasına yönelmeye zorlayabilir.
Bu senaryo mümkün olmakla birlikte, El-Bera bin Malik Tugayı’nın kritik çatışmalarda öncü rol oynamış olması nedeniyle, ordunun askeri açıdan bu güçten vazgeçmesinin zor olması gerçeğiyle karşı karşıya bulunuyor.
İkinci senaryo: Gerilimin tırmanması ve tutumların sertleşmesi
Burhan ittifakı içindeki daha sert çizgideki kesimler, bu sınıflandırmayı “artık kaybedecek hiçbir şeyleri kalmadığının” kanıtı olarak görebilir. Bu yaklaşım, uluslararası arabuluculuk girişimlerinin göz ardı edilmesine ve kapsamlı bir askeri çözüm arayışına yönelinmesine yol açabilir.
Söz konusu senaryo en tehlikeli ihtimal olarak değerlendiriliyor, çünkü hem insani felaketi derinleştirebilir hem de ülkenin daha fazla parçalanmasına neden olabilir.
Eski Kanadalı diplomat Nicholas Coughlin, “Radikal gruplar Burhan’ı arabulucuları görmezden gelmeye ve askeri sonuca gitmeye zorlayacak” uyarısında bulundu.
Üçüncü senaryo: Çifte sınıflandırma müzakere kapısını açabilir
Washington’un Hızlı Destek Kuvvetleri’ni de terör örgütü olarak sınıflandırması halinde ortaya çıkabilecek “çifte sınıflandırma”, iki tarafı da müzakere masasına zorlayabilecek bir denge yaratabilir.
Ancak bunun gerçekleşmesi, şu an için mevcut görünmeyen bir ABD siyasi iradesini gerektiriyor. Özellikle de yönetimin İran’a karşı yürütülen savaşla meşgul olduğu bir dönemde bu ihtimal zayıf görülüyor.
Dördüncü senaryo: İç çözülme ve yeniden yapılanma
Sınıflandırma kararı, İslami Hareket içinde bölünmelere yol açabilir.
Bazı liderler uluslararası yargılamadan kaçınmak için Ali Karti ve sertlik yanlısı kanattan uzaklaşmayı tercih edebilir. Bu durum Sudan’daki İslamcı hareketin genel yapısının yeniden şekillenmesine yol açabilir.
Hareketin tarihsel deneyimi, yani Turabi’den Beşir’e, oradan da Karti’ye uzanan süreç farklı isimler altında yeniden yapılanma konusunda yüksek bir uyum kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor.
Sınıflandırma çözüm değil, baskı aracı
ABD’nin Sudan Müslüman Kardeşleri’ni terör listesine alması, tek başına alınmış bir karar değil.
Bu adım, İran’la yürütülen daha geniş çaplı mücadele, Müslüman Kardeşler’e karşı küresel politika ve Sudan savaşının seyrini etkileme çabalarının kesiştiği uzun bir sürecin parçası olarak görülüyor.
Bununla birlikte karar, bir çözüm aracından çok bir baskı aracı niteliği taşıyor.
Soykırım suçlamalarıyla karşı karşıya bulunan Hızlı Destek Kuvvetleri hakkında benzer bir sınıflandırmanın yapılmaması, birçok gözlemciye göre kararın seçici olduğu eleştirilerine yol açıyor.
Bu noktada Cameron Hudson’ın sorduğu şu soru önemini koruyor: “Sudan’da Müslüman Kardeşler’in kim olduğunu nasıl belirleyeceksiniz?”
Özellikle de hareketin 35 yıl boyunca ordu, güvenlik kurumları ve devlet yapısı içinde derin biçimde yer aldığı bir ülkede, bu kararın yankıları Sudan sınırlarının çok ötesine uzanabilir.