Starmer’ın İstifası: 10 Yılda 7 Hükümet, İstikrarsızlık İngiltere’yi Nasıl Sarsıyor?
22.06.2026 - 16:43 | Son Güncellenme: 22.06.2026 - 17:42
Londra’nın gri Haziran sabahlarından birinde Keir Starmer, apar topar 10 Downing Street’in önüne getirilen ahşap kürsünün arkasına geçti. İki yıl önce tarihî bir çoğunlukla seçimleri kazanan adam, kendisini iktidara taşıyan o büyük anın yanında şimdi çok daha küçük görünüyordu. Sesi titreyerek eşinden ve iki çocuğundan söz etti, ardından istifasını açıkladı.
Bu sözlerle birlikte İngiltere’nin modern siyasi tarihindeki en kısa ve en çalkantılı iktidar dönemlerinden birinin perdesi kapandı. Aynı zamanda 10 yıl içinde ülkenin yedinci başbakanına giden yol açıldı. Bir on yılda yedi lider: 2016’daki Avrupa Birliği referandumu kayasına çarpan David Cameron, Brexit yükü altında yıpranan Theresa May, skandalların koltuğundan ettiği Boris Johnson, Liz Truss, Rishi Sunak, Starmer ve şimdi sıranın kendisine gelmesini bekleyen yeni bir halef. Bu tablo sağlıklı bir demokratik değişim döngüsünden çok, siyasi dengesini arayan ama bir türlü bulamayan bir ülkenin semptomlarını gösteriyor.
İngiltere neden istikrar bulamıyor?
Sağlıklı bir okuma, Starmer’ın istifasının münferit bir olay olmadığını gösteriyor. Bu istifa, birbirine bağlı dört ana faktörden beslenen yapısal bir krizin son halkası.
İlk neden: Etkisi hâlâ geçmeyen Brexit
Starmer’ın istifası, İngilizlerin Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı aldığı referandumun üzerinden neredeyse tam 10 yıl geçtikten sonra geldi. Ancak o kararın gölgesi hâlâ ülkenin üzerinde. Toplumsal bölünme kapanmadı, vaat edilen refah gelmedi, ticaret sınırları daha karmaşık hâle geldi. Böylece Brexit, her yeni liderin selefinden devraldığı açık bir siyasi yaraya dönüştü.
İkinci neden: İki büyük partide liderlik krizi
Sorun artık yalnızca altı yılda dört başbakan çıkaran Muhafazakâr Parti ile sınırlı değil. Kriz, İşçi Partisi’ne de uzanmış durumda.
Starmer’ın kısa iktidar döneminde yaklaşık 20 bakan istifa etti. Bunların en dikkat çekeni ise hükümetin vizyondan yoksun olduğunu söyleyerek mayıs ayında görevinden ayrılan Sağlık Bakanı Wes Streeting oldu. Merkez bu şekilde aşındığında, siyasi uçlar daha fazla alan buluyor.
Üçüncü neden: Geçim sıkıntısı
Enflasyon, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerindeki bozulma, sokaktaki insanın öfkesini her gün besleyen temel unsurlar hâline geldi. İstifadan kısa süre önce Ipsos tarafından yayımlanan ankete göre İngilizlerin yüzde 52’si Starmer’ın görevden ayrılması gerektiğini düşünüyordu. Bu oran, yalnızca Starmer’a yönelik bir hayal kırıklığını değil, sistemin tamamına duyulan güvensizliği de ortaya koyuyor.
Dördüncü neden: Demokratik sürece güvenin aşınması
Sık sık değişen liderler ve tutulmayan vaatler, geleneksel partilerin dolduramadığı büyük bir güven boşluğu oluşturdu. İşte önümüzdeki dönemin kilit noktası da burada yatıyor: İngiltere’de bugün oluşan boşluk, merkez siyaset tarafından değil, sırasını bekleyen yükselen bir uç hareket tarafından dolduruluyor.
Aşırı sağ ne kadar güçlü?
Bu noktada dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü yaygın anlatı, istifanın sebebi ile sonucunu birbirine karıştırıyor. Aşırı sağın yükselişi, Starmer’ın istifasının sonucu değil; Starmer’ın istifası, aşırı sağın yükselişinin bir sonucu.
ABD Başkanı Donald Trump’ın müttefiki Nigel Farage liderliğindeki Reform UK, artık geçici bir protesto hareketi olmaktan çıkmış durumda. Mayıs ayındaki yerel seçimlerde İşçi Partisi ağır bir yenilgi aldı ve 1200’den fazla belediye meclisi sandalyesini kaybetti. Reform UK ise binlerce sandalye kazanarak hem Muhafazakârların hem de İşçi Partisi’nin geleneksel kalelerinde yerel yönetimlerde kontrolü ele aldı. Muhafazakâr geçmişiyle bilinen Essex’ten, Birinci Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana İşçi Partisi’ne oy veren kuzey şehirlerine kadar birçok yerde dengeler değişti. Ulusal düzeyde ise YouGov anketleri, Reform UK’nin yüzde 25 civarında bir destekle yüzde 18’lere gerileyen İşçi Partisi’nin önüne geçtiğini gösteriyor.
Farage’ın bu yükselişi besleyen nedenleri ustaca kullandığı görülüyor. Göç, sınırlar ve egemenlik meselesini merkeze alan milliyetçi bir söylem kuruyor. Büyük partilerin bölünmüşlüğünü ve siyasi kaosu iyi değerlendiriyor. Öte yandan, geleneksel medyayı aşarak basit ve doğrudan mesajlarını sosyal medya üzerinden yoğun biçimde yayıyor. İşin ironik tarafı ise Starmer’ın göç konusunda sertleşerek bu söyleme yaklaşma çabasının Reform UK’ye kayan seçmenleri durduramaması. Aksine bu hamle, İşçi Partisi’nin sol ve ilerici tabanını rahatsız etti; bu kesimin bir bölümü Yeşiller Partisi’ne yöneldi.
Ancak burada temel bir düzeltme yapmak gerekiyor: Starmer’ın düşüşünden doğrudan fayda sağlayacak kişi Farage değil, Andy Burnham. Greater Manchester’ın eski belediye başkanı ve Kuzeyin Kralı lakabıyla bilinen Burnham, iktidardaki İşçi Partisi’nin ılımlı sol kanadına yakın bir isim. Birkaç gün önce Macclesfield ara seçimlerinde oyların yaklaşık yüzde 55’ini alarak parlamentoya döndü ve Reform UK adayını, partinin kazanmayı umduğu bir bölgede mağlup etti. Burnham, kendisini açıkça Farage’a karşı dalgayı tersine çevirebilecek isim olarak sundu. Zafer konuşmasında ise Amerikan tarzı karanlık ve bölücü siyaseti reddettiğini söyledi.
Dahası, İngiliz parlamenter sistemi iktidar döneminin ortasında parti liderinin değiştirilmesine imkan tanıyor. Bu nedenle parti liderliğini kazanan kişi, genel seçime gidilmeden başbakan olabiliyor. Yani aşırı sağ, önümüzdeki haftalarda oy oranı ne kadar yükselirse yükselsin iktidarı kazanmış olmayacak. Bir sonraki başbakan İşçi Partisi’nin içinden çıkacak. Farage’ın asıl sınavı ise bir sonraki genel seçime ertelenmiş durumda. Bu sınav tek bir soruya bağlı: Burnham, eğer göreve gelirse Reform dalgasını durduracak bir duvar örebilecek mi, yoksa selefi gibi donup kalarak anahtarı kendi eliyle Farage’a mı teslim edecek?
Aşırı sağ iktidara gelirse ne olur?
Bu senaryo şimdilik ertelenmiş bir ihtimal. Ancak taşıdığı ağırlık, üzerinde durmayı gerektiriyor. Çünkü milliyetçi popülist bir hareketin 10 Downing Street’e ulaşması, hem içeride hem dışarıda ciddi sarsıntılar doğurabilir.
İç politikada, göç dosyasında benzeri görülmemiş bir sertleşme beklenebilir. İngiltere’nin bazı uluslararası insan hakları taahhütlerini yeniden değerlendirmesi de gündeme gelebilir. Bununla birlikte yabancı karşıtı söylemin yükselmesi ve azınlık hakları üzerindeki baskının artması ihtimal dahilinde. Koruyucu ve içe kapanmacı ekonomik yaklaşım ise halihazırda durgunluk ve yüksek kamu borcuyla boğuşan ülkede daha fazla izolasyona ve ticari ilişkilerde gerilemeye yol açabilir.
Dış politikada ise Avrupa Birliği ile ilişkiler, yıllardır süren yaraları onarma çabalarının ardından yeniden gerilebilir. Londra’nın küresel ölçekte etkili bir güç olma konumu zayıflayabilir. Washington’la ilişkiler ise en dikkat çekici düğüm noktası.
Starmer’ın Trump’la ilişkisindeki soğukluk, Londra’nın İran savaşının dışında kalma kararından kaynaklanıyordu. Bu tavır, eleştirmenleri tarafından bile cesur ve ilkeli bulunmuştu. Ancak Farage gibi Trump’a yakın bir ismin yükselişi, Atlantik eksenini Avrupa başkentlerini kaygılandıracak biçimde yeniden şekillendirebilir. Belki de en tehlikeli sonuç bunun sembolik etkisi olacak: Dünyanın en köklü demokrasilerinden birinde aşırı sağın kazanması, kıtadaki benzer partilere moral üstünlük sağlayacak ve Paris’ten Roma’ya, oradan daha geniş bir coğrafyaya uzanan dalgayı derinleştirecek.
İngiltere fırtınalı bir denizle karşı karşıya
Starmer’ın istifası, kırılgan İngiliz siyasi hayatında kırmızı alarm anlamına geliyor. Ancak bu istifa, birçok kişinin sandığı şeyi söylemiyor. Aşırı sağın iktidara geldiğini ilan etmiyor; fakat onun artık liderleri düşüren ve siyasi bağlılık haritalarını yeniden çizen bir güç haline geldiğini gösteriyor.
İşçi Partisi’nin önünde şimdi belki de son bir fırsat var. Burnham ya da başka bir isim üzerinden öfkeli seçmenin güvenini yeniden kazanacak bir alternatif sunmak zorunda. Aksi halde parti kendi iç kavgalarına saplanabilir ve farkında olmadan Farage’ın Downing Street’e uzanan yolunu açabilir.
İngiltere bugün bu iki ihtimalin arasında duruyor: Kesin bir kaptanı olmayan, önünde ise fırtınalı bir deniz bulunan bir ülke.