Savaş Tırmanırken Çin–Pakistan’dan Barış Girişimi 

ABD–İran hattında gerilim tırmanırken, Çin ve Pakistan’ın 5 maddelik girişimi çatışmayı durdurmayı ve krizi kontrol altına almayı hedefliyor.  
Savaş Tırmanırken Çin–Pakistan’dan Barış Girişimi 

01.04.2026 - 16:34  |  Son Güncellenme:  01.04.2026 - 16:42

Çin ile Pakistan’ın beş maddelik ortak girişimini duyurması, Orta Doğu’da askeri ve siyasi tansiyonun en yüksek olduğu anlardan birine denk geldi. 

ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaş hız kazanırken, çatışmanın daha tehlikeli bir aşamaya geçebileceği ve hatta kara operasyonlarına ya da Körfez’de daha geniş çaplı bir cepheye dönüşebileceği yönündeki endişeler artıyor. 

Böyle bir tabloda Pekin ve İslamabad’ın diplomatik hamlesi, sıradan bir itidal çağrısı olmanın ötesine geçiyor; krizin tamamen kontrolden çıkmasından önce devreye girme çabası olarak öne çıkıyor.

Çin ve Pakistan liderleri

Zamanlama da dikkat çekici. Çin ve Pakistan, artık bunun sınırlı bir askeri çatışma olmadığını; küresel enerji güvenliğini ve deniz ticaret yollarını etkileyen uluslararası boyutlu bir kriz haline geldiğini görüyor. Özellikle Hürmüz Boğazı ya da Körfez’deki stratejik noktaların hedef alınabileceğine dair artan söylem, küresel ekonomiyi sarsabilecek senaryoları gündeme taşıdı. Bu da hem bölgesel hem de küresel aktörleri tansiyonu düşürecek alternatif yollar aramaya itti.

Beş madde: Çözüm planından çok yangın söndürme çerçevesi

Pekin ve İslamabad’ın ortaya koyduğu girişim, beş temel başlıktan oluşuyor. Bunlar; çatışmaların derhal durdurulması, savaşın genişlemesinin önlenmesi, hızlı bir şekilde barış görüşmelerine geçilmesi, siviller ile kritik altyapının korunması ve Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğinin sağlanması. Ayrıca Birleşmiş Milletler şartı ve uluslararası hukuka bağlılık da vurgulanıyor.

Ancak siyasi açıdan bakıldığında bu girişim, kapsamlı bir çözüm planından çok tansiyonu düşürmeye yönelik bir çerçeve niteliğinde. Çünkü sahada uygulanmasını sağlayacak net mekanizmalar ya da tarafları zorlayacak somut garantiler bulunmuyor. 

Öte yandan İran’ın nükleer programı ya da bölgesel güvenlik dengeleri gibi savaşın temel nedenlerine de doğrudan değinilmiyor. Bu nedenle girişim, nihai bir çözümden ziyade, ileride daha geniş müzakerelerin önünü açabilecek bir diplomatik zemin oluşturma girişimi olarak değerlendiriliyor.

Hürmüz Boğazı: Girişimin kilit noktası

Girişimin en dikkat çeken başlıklarından biri, deniz yollarının güvenliği ve özellikle Hürmüz Boğazı’na yapılan vurgu. Bu, teknik bir detaydan çok Çin’in stratejik çıkarlarının bir yansıması.

Çin, enerji ihtiyacının büyük bölümünü Körfez ve İran’dan karşılıyor. Dolayısıyla boğazda yaşanacak herhangi bir aksama, doğrudan Çin ekonomisini ve küresel enerji piyasalarını etkileyebilir. Bu nedenle girişim, bir yönüyle petrol akışını ve ticareti güvence altına alma hamlesi olarak görülüyor. Öte yandan boğazın kapatılması ya da askeri kontrol altına alınması yönündeki karşılıklı tehditler, Pekin’i daha proaktif davranmaya itmiş durumda.

Bu vurgu aynı zamanda siyasi bir mesaj da içeriyor: Çin, deniz ticaret yollarının istikrarını küresel bir mesele olarak görüyor ve bu hatların tek bir tarafın kontrolüne girmesine ya da savaşın baskı aracına dönüşmesine karşı çıkıyor.

Pakistan: Arabuluculuk ile güvenlik kaygıları arasında

Pakistan cephesinde ise farklı ama Çin’le kesişen hesaplar var. İran’a komşu olan Pakistan, geniş çaplı bir savaşın doğrudan kendi güvenliğini tehdit edeceğinin farkında. Bu nedenle krizin büyümesini önlemek İslamabad için sadece diplomatik değil, aynı zamanda ulusal güvenlik meselesi.

Öte yandan Pakistan, bu girişimle birlikte kendisini bölgedeki en kritik krizlerden birinde arabulucu aktör olarak konumlandırmaya çalışıyor. 

Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır’ın katıldığı dörtlü toplantı

Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır’ın katıldığı dörtlü toplantıya ev sahipliği yapması da bu stratejinin bir parçası. İslamabad, bu diplomatik trafiği kullanarak Washington ile Tahran arasında olası görüşmeler için bir zemin sunmayı hedefliyor. Nitekim Pakistan’ın başkentinde ABD-İran görüşmelerinin yapılabileceği yönündeki açıklamalar da bu çabanın yansıması.

Bu açıdan bakıldığında Pakistan, yalnızca Çin’in girişimine destek vermekle kalmıyor; aynı zamanda bölgesel güvenlik dosyalarında kendi siyasi ağırlığını artırmaya çalışıyor.

Batı’nın yokluğu: Yeni güç dengelerinin işareti mi?

Girişimin en çarpıcı yönlerinden biri de Batı’nın bu sürecin dışında kalması. ABD ve Avrupa ülkeleri bu planın parçası değil. Bunun yerine iki Asya ülkesi, küresel bir kriz yönetiminde daha aktif rol üstlenmeye çalışıyor.

Bu durum, uluslararası sistemdeki güç dengelerinin değiştiğine işaret ediyor. Çin, daha önce İran ile Suudi Arabistan arasındaki yakınlaşmada olduğu gibi, kendisini büyük krizlerde arabulucu bir aktör olarak konumlandırıyor. Öte yandan Batı’nın Orta Doğu’daki krizleri tek başına yönetme kapasitesinin zayıfladığı yönünde yorumlar da güç kazanıyor.

Ancak bu tablo, girişimin otomatik olarak başarılı olacağı anlamına gelmiyor. Çünkü sürecin kaderi, savaşın taraflarının Çin–Pakistan arabuluculuğunu kabul edip etmeyeceğine bağlı. Mevcut askeri ve siyasi hesaplar düşünüldüğünde, bu henüz netleşmiş değil.

Gerçek bir fırsat mı, yoksa sembolik bir adım mı?

Sonuç olarak Çin–Pakistan girişimi, savaşın tırmandığı bir dönemde diplomasiye alan açma çabası olarak öne çıkıyor. Genel bir çerçeve sunarak tansiyonu düşürmeyi ve olası müzakereler için zemin hazırlamayı hedefliyor. Ancak şu aşamada, bunu bağlayıcı bir siyasi sürece dönüştürecek baskı araçlarından ve garantilerden yoksun.

Bu nedenle girişimin başarısı iki temel faktöre bağlı görünüyor: ABD ile İran’ın gerçek bir müzakere sürecine girme isteği ve Çin ile Pakistan’ın bu girişimi somut bir diyalog platformuna dönüştürebilme kapasitesi.

Sahadaki askeri hareketlilik sürerken ve çatışma alanı genişlerken, asıl soru hala açık: Bu girişim yeni bir diplomatik sürecin başlangıcı mı, yoksa kontrolden çıkma riski taşıyan bir krizi sınırlamaya yönelik geçici bir hamle mi?