Netanyahu’nun Suriye’nin Güneyine Yönelik Planı Nedir? 

İsrail Başbakanı Netanyahu, Suriye’nin güneyindeki Kuneytra, Dera ve Süveyda bölgelerinin silahsızlandırılmasını ve Golan Tepeleri ile tampon bölgedeki İsrail varlığının süresiz devamını öngören açıklamalarda bulundu.
Netanyahu’nun Suriye’nin Güneyine Yönelik Planı Nedir 

25.02.2025 - 14:13  |  Son Güncellenme:  25.02.2025 - 14:23

İsrail’in Suriye’nin güneyine yönelik müdahaleleri, özellikle ülkede devam eden istikrarsızlık ışığında, bölgesel durumun yeniden şekillenmesinde önemli bir etken olarak görülüyor.  

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Kuneytra, Dera ve Süveyda’nın tamamen silahsızlandırılmasına yönelik talebi ve Golan Tepeleri ile tampon bölgedeki varlıklarının süre sınırı olmaksızın devam edeceğine ilişkin son açıklamaları, Suriye’nin geleceğine yönelik niyetleri konusunda geniş çaplı tartışmalara yol açtı.  

Netanyahu söz konusu açıklamasında, Suriye’nin güneyinde yeni Suriye ordusunun varlığına izin vermeyeceklerini de ekledi.  

Suriye devletinin zayıflığından faydalanmak  


Bu gelişmeler, İsrail’in dolaylı işgal yoluyla nüfuzunu pekiştirmek ve Şam’daki zayıflık halinden faydalanmak amacıyla Suriye’nin güneyindeki bölgeleri kontrol altına aldığı bir dönemde yaşanıyor.  

Analistler, bu hamleleri İsrail’in Suriye’yi bölmeye yönelik daha geniş bir planının parçası olarak görüyor.  

Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi’nde Politika Analizi Direktörü olan Mervan Kabalan konu hakkında yaptığı açıklamada, “Netanyahu’nun Kuneytra, Dera ve Süveyda’nın tamamen silahsızlandırılmasına ilişkin açıklamaları, İsrail’in Suriye’deki nüfuz haritasını yeniden çizme niyetini ortaya koyuyor” dedi.  

Kabalan bu gelişmeye ilişkin Arap medyasına verdiği demeçte, Netanyahu’nun belirli bir zaman sınırı olmaksızın Golan ve tampon bölgede kalacağına dair ifadelerinin, Suriye’nin güneyindeki angajman kurallarını değiştirme çabasını gösterdiğini söyledi.  

İsrail’in Suriye’deki siyasi ve askeri kırılganlıktan faydalanarak sahada yeni bir durum dayattığını söyleyen Kabalan, “Netanyahu’nun açıklamaları, fiilen Suriye’nin güneyinin Şam’ın kontrolünden çıkması anlamına geliyor” dedi.  

İsrail’in Suriye güçlerinin bölgeye girmesini engellemek istediğini vurgulayan Kabalan, bunun da bölgenin dolaylı olarak kontrol edilmesi ve yeni güvenlik düzenlemelerinin dayatılması anlamına geldiğini ekledi.  

Dolaylı işgal  


Kabalan, mevcut geleneksel askeri varlığıyla yetinmeyen İsrail’in, 1974 tarihli Kuvvetlerin Çekilmesi Anlaşması ile ayrılan tampon bölgenin 400 ve Golan Tepeleri’nin bin 200 kilometrekaresini işgal etmesine ek olarak 600 kilometrekarelik bir alanı daha işgal edecek şekilde genişlediğini belirtti.  

İsrail işgal ordusunun Suriye’nin güneyinde yaşayanlara sağlık ve eğitim ihtiyaçlarıyla ilgili anketler dağıtmasına ve bölge sakinlerini İsrail’de çalışmaya davet etmesine dikkat çeken Kabalan, “Bu durum dolaylı işgali dayatma girişimlerini yansıtıyor” diye konuştu.  

İsrail’in caydırılmadığı sürece bu eylemlere son vermeyeceğinin altını çizen Kabalan, Arap ülkeleri ve uluslararası açıdan diplomatik ve siyasi tepkilerin olmaması nedeniyle konunun vahametinin arttığına dikkat çekti.  

Bu gelişmelerin sadece Suriye’yi tehdit etmekle kalmayıp, komşu ülkelere ve hatta Avrupa’ya yayılabilecek bölgesel bir kaosa da kapı açtığı konusunda da uyardı.  

Kabalan, Suriye’nin şu ana kadar etkili bir diplomatik ya da siyasi girişimde bulunmamasının, Şam’ın egemenliğini kabul ettirme kabiliyetini zayıflattığını ve İsrail’in Suriye’nin güneyindeki işgalinin derinleşmesine zemin hazırladığını sözlerine ekledi.  

Suriye’nin bölünmesi  


Öte yandan siyasi analist Yasin İzzeddine, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada Netanyahu’nun son açıklamalarına değindi.  

Netanyahu son açıklamasında ayrıca, “Suriye’nin güneyinde Dürzi mezhebine yönelik herhangi bir tehdide müsamaha göstermeyeceğiz” diye konuşmuştu.  

Söz konusu paylaşımında, Dürzilerin Netanyahu’dan koruma talebinde bulunmadığını vurgulayan İzzeddine ayrıca şu ifadeleri kullandı:  

“Bu İsrail’in Arap ülkelerini bölme politikasıdır ve ne yazık ki farkındalık eksikliği nedeniyle başka yerlerde başarılı oldu ve bu da Netanyahu’yu aynı şeyi Suriye’de tekrarlamaya teşvik etti."  

İzzeddine, İsrail’in hırslarının Golan’ı kontrol etmekle sınırlı kalmadığını, özellikle tampon bölge, Kuneytra ve Cebel el-Şeyh üzerinde nüfuz kurduktan sonra Dera’ya kadar uzandığını belirtti.  

Siyasi analist, İsrail’in bu bölgelerin ilhakına yönelik taleplerinin, Yahudi Ajansı’nın Dera’yı da içine alacak bir Yahudi devletinin sınırlarını talep ettiği 1919 tarihli Versay Konferansı’na kadar uzandığını da belirtti.  

İzzeddine, Suriye hükümeti değişse ve Tel Aviv ile ilişkilerini normalleştirse bile İsrail’in Suriye’ye yönelik planının değişmeyeceğini de ekledi.  

Suriyeli Dürziler Netanyahu’nun açıklamalarını reddetti  


Süveyda’daki Dürzilerden oluşan Ahrar el Cebel topluluğunun lideri Şeyh Süleyman Abdulbaki, herhangi bir dış gücün Suriye halkının içişlerine yönelik müdahalesini reddettiklerini söyledi.  

Abdulbaki dün Syria TV’ye verdiği demeçte, “Biz Suriyeliyiz, kimliğimiz Suriyeli, vatanımızı kurmak ve barış içinde yaşamak istiyoruz. Taleplerimiz tüm Suriyelilerin olduğu gibi yapıcı ve barış talepleridir” diye konuştu.  

Abdulbaki ayrıca “Savaşlara, fitneye, katliama ve teröre sebep olan rejim, İran ve Hizbullah milisleri artık geride kalmış, yeniden yapılanma ve barış zamanı gelmiştir” ifadelerini kullandı.  

Suriye’nin sosyal dokusunun ayrılmaz bir parçası olan Dürziler, çoğunlukla Süveyde ve Kuneytra bölgelerinde yaşıyor.  

Suriyeli Dürziler, uzun yıllardır Suriye kimliklerini ve anavatanlarıyla olan yakın bağlarını korudu ve içişlerine yönelik herhangi bir yabancı müdahaleyi reddetti.  

Son yıllarda, özellikle Suriye krizinin patlak vermesinden sonra, İsrail ülkedeki güvenlik ve siyasi çalkantılardan faydalanarak Suriye’deki Dürzilere ulaşma girişimlerinde bulundu.  

Bu bağlamda İsrail, 2016 yılında Suriyeli Dürzileri olası saldırılardan koruma sözü verdi ve ABD’den bu çabalara katkıda bulunmasını talep etti.  

Bu açıklamalara rağmen ülkedeki Dürziler, Suriyeli kimliklerine olan bağlılıklarını ve İsrail’in içişlerine yönelik her türlü girişimi reddettiklerini defalarca vurguladı.  

İşgal altındaki Suriye toprağı olan Golan’daki dört köyde yaşayan Dürziler, 1967’de Golan’ın işgal edilmesinden bu yana Suriyeli kimliklerini korudu ve İsrail vatandaşlığına geçmeyi reddetti.  

Bununla birlikte, Suriye krizinin karmaşıklığı nedeniyle, son yıllarda Golan’da yaşayan Dürziler arasında İsrail vatandaşlığı için yapılan başvuruların sayısında bir artış görüldü ve 2017’de 75 olan bu sayı 2021’de 239’a yükseldi.