İsrail-Lübnan Savaşı Artık Kaçınılmaz mı?

İsrail ile Hizbullah arasında gerilim hızla tırmanıyor. Kasım 2024’teki ateşkese rağmen sınır hattında saldırılar sürerken, iki taraf da olası bir savaş için hazırlıklarını tamamlıyor. Uzmanlara göre, yeni bir çatışma artık an meselesi.
Redhwan Al-khutabi
İsrail-Lübnan Savaşı Artık Kaçınılmaz mı

10.11.2025 - 14:52  |  Son Güncellenme:  10.11.2025 - 14:58

Sahadaki ve siyasi gelişmeler, İsrail’in Lübnan’a yönelik bir sonraki savaşının artık uzak bir ihtimal değil, giderek kaçınılmaz bir gerçekliğe dönüştüğünü gösteriyor.

Hem İsrail hem de Hizbullah, fiilen hiç durmayan ama biçim değiştiren bir çatışmaya hazırlanıyor. Kasım 2024’teki ateşkes anlaşmasından bu yana gerilim; askeri, siyasi ve istihbari düzeyde artarak sürüyor. Bu süreçte Lübnan devleti, dış baskılarla iç kriz arasında tamamen kilitlenmiş durumda.

Lübnan Devleti: Dış baskılar ile Hizbullah arasında sıkıştı

Bugünkü haliyle Lübnan yönetimi, parçalanmış iç yapısının esiri olmuş durumda. Egemenlik kararı alacak gücü bulunmayan hükümet, bir yandan Hizbullah’ın silahlanmayı sürdürmesine göz yumduğu suçlamalarıyla karşı karşıya.

Öte yandan ABD’nin giderek artan baskısı altında. Washington, Lübnan’ı başarısız devlet olarak niteliyor ve mevcut hükümete son bir şans tanıyor: İsrail’le müzakere masasına oturmak.

Lübnan Cumhurbaşkanı.

Bu çağrı, son dönemde Lübnan Cumhurbaşkanlığı tarafından da dile getirilmeye başlandı. Ancak bu girişim, niyeti ne olursa olsun, Hizbullah duvarına çarpıyor. Çünkü örgüt, silahı üzerine herhangi bir müzakereyi teslimiyet olarak görüyor ve bunu yabancı müdahalesi kabul ediyor.

Hizbullah: Varlık ve silah ikilemi

Hizbullah bugün iki yönlü bir varoluş krizinin ortasında.

Bir yandan, elindeki silahın İsrail’in yeni saldırısı için hazır bir bahane olduğunu biliyor. Diğer yandan bu silahı bırakması mümkün değil; zira bu, örgütün varlık nedeni ve kuruluşundan beri temel kimliği.

Hizbullah son dönemde askeri kapasitesini yeniden güçlendirdiğini, roket ve İHA’larını sahaya sürdüğünü övünçle duyuruyor. Ancak birçok gözlemciye göre bu, örgütün tarihsel bir refleksi: Lübnan’ı sürekli bir yıpratma döngüsünde tutmak.

Rakiplerinin iddiasına göre, İran Hizbullah’ı bir siyasi parti olarak değil, Lübnan devletini içeriden zayıf ve kırılgan tutacak askeri bir kol olarak kurdu. Bu da Lübnanı  her İsrail gerilimini bölgesel hesaplaşmalara açık bir cepheye dönüştürüyor.

İsrail: Lübnan’ın derinliklerine yönelik operasyon hazırlık

İsrail, ateşkesin ardından Güney Lübnan ve bazı iç bölgelerde hava ve istihbarat saldırılarını sürdürdü. Gerekçe ise, Hizbullah’ın yeniden silahlanmasını önlemek.

İsrail basınında yer alan Walla ve Yedioth Ahronoth’un haberlerine göre, ordu Hizbullah’ı zayıflatmak için kapsamlı bir saldırı planı hazırladı. Bu plan, Lübnan topraklarının derinliklerine uzanacak geniş çaplı kara ve hava operasyonlarını içeriyor.

Özellikle Bekaa Vadisi, Hizbullah’ın mühimmat depolarını taşıdığı düşünülen bölge olarak öne çıkıyor.

İsrail askerleri.

İsrail ordusu, bu savaşın önceki çatışmalardan farklı olacağını düşünüyor. Buna göre yeni operasyon, Gazze ya da Suriye’deki harekatlardan çok daha uzun sürecek, daha karmaşık olacak ve kara, hava, deniz unsurlarının eşgüdümünü gerektirecek. Ayrıca İHA’ların ve istihbarat ağlarının yoğun biçimde kullanılacağı belirtiliyor.

Hizbullah taktik değiştiriyor

Wall Street Journal ve Azerbaycan merkezli Haqqin.az gibi kaynaklara göre, Hizbullah örgütsel yapısını merkeziden uzaklaştırarak yeniden şekillendirdi.

Yeni taktikler, Gazze’deki Hamas deneyiminden esinleniyor: küçük, bağımsız timlerle hareket etmek, kısa menzilli roketleri ve insansız hava araçlarını yoğun biçimde kullanmak.

Kasım 2024’ten bu yana yaklaşık 340 savaşçısını kaybettiğini ileri süren İsrail’e karşın, Hizbullah hala sahada esnekliğini koruyor. Suriye üzerinden silah kaçakçılığı sürerken, bazı mühimmatın Lübnan içinde üretildiği de iddia ediliyor.

Lübnan Sahası: Süregelen tırmanış, kötüleşen insani tablo

Ateşkesin ardından Lübnan’da, ordu ve BM verilerine göre, 4500’den fazla İsrail ihlali kayda geçti. Bu saldırılarda 112 sivil —aralarında çocuklar ve kadınlar da var— hayatını kaybetti, 60 binden fazla kişi sınır köylerinden göç etmek zorunda kaldı.

BM İnsan Hakları Temsilcisi Mazen Şakura, İsrail’in hiçbir zaman ateşkes hükümlerine tam olarak uymadığını söylüyor. Ona göre güneydeki insani durum giderek kötüleşiyor; altyapı, okul ve hastaneler büyük ölçüde tahrip olmuş durumda.

Bu tablo, ülkenin zaten ağır olan ekonomik ve sosyal krizini daha da derinleştiriyor.

Savaşın eşiğinde: Caydırıcılık mı, patlama mı?

Bu karmaşık denklemde İsrail, Hizbullah’ın toparlanmasını engellemek için askeri baskıyı sürdürmekte kararlı.
Hizbullah ise silahını bırakmıyor ve direniş hakkını korumakta ısrarlı.

Askeri uzmanlara göre önümüzdeki dönem, tanksavar füzeleri ve kısa menzilli Katyuşa roketlerinin yoğun biçimde kullanılacağı kontrollü gerginlik dönemine dönüşebilir.

Hizbullah bunu ölçülü rahatsızlık olarak tanımlıyor; ama bu sınır aşıldığında, bölgeyi yeni bir savaşa sürüklemesi kaçınılmaz olabilir.

Uzmanlar, 7 Ekim sonrası İsrail’in angajman kurallarını kökten değiştirdiğini, artık en iyi savunma saldırıdır anlayışının benimsendiğini belirtiyor. Dolayısıyla Hizbullah’tan gelebilecek her misilleme, Tel Aviv’e diplomatik ve hukuki gerekçelerle kapsamlı bir savaşı başlatma fırsatı sunabilir.

Ufukta beliren savaş

İsrail ile Hizbullah arasındaki yeni savaş, hiç olmadığı kadar yakın görünüyor. Bu kaçınılmaz çatışmayı hızlandıran üç temel etken öne çıkıyor: Karşılıklı caydırıcılığın, bir yıllık günlük ihlallerle aşınması, Lübnan iç siyasetinin, Batı baskılarıyla Hizbullah’ın silahı arasında sıkışması ve İsrail’in kuzey cephesinde güç dengelerini yeniden şekillendirme isteği.

İsrail, belirleyici bir önleyici darbe hazırlığında. Hizbullah ise sonuna kadar direniş çizgisinde kalmakta kararlı.
Bu tablo, 2006 Temmuz Savaşı’nın başlangıcını hatırlatıyor; ancak bu kez bölge çok daha kırılgan, Lübnan ekonomisi çok daha çökük ve İsrailin kuzey cephesi her türlü senaryoya açık.