İsrail Gazetecileri Hedef Almaya Devam Ediyor
14.08.2025 - 16:36 | Son Güncellenme: 29.08.2025 - 08:44
Basın çadırına yapılan kasıtlı saldırı
Son iki yıldır yürüttüğü operasyonlarda 346’sı BM personeli olmak üzere 508 yardım çalışanının ölümüne neden olan İsrail, aynı zamanda gazetecileri hedef almaya devam ediyor. Gazze’de 10–11 Ağustos 2025’te, Şifa Hastanesi önündeki basın çadırına düzenlenen hava saldırısında Al Jazeera muhabiri Anas al-Sharif ile meslektaşları Mohammed Qreiqeh, Ibrahim Zaher, Moamen Aliwa ve asistan Mohammed Noufal hayatını kaybetti. İsrail ordusu saldırıyı üstlenip al-Sharif’i Hamas hücresi yöneticisi olmakla suçlarken, Al Jazeera bu iddiaları reddetti ve ekibin bilinen bir basın noktasında hedef alındığını açıkladı. Olay, Gazze’ye yönelik işgal planının açıkça konuşulduğu günlerde meydana gelirken, basın örgütleri bunu savaş muhabirlerine yönelik en ağır darbelerden biri olarak niteledi.
Savaşın ölümcül medya bilançosu giderek artıyor
Saldırı, savaşın başından bu yana gazetecilerin maruz kaldığı şiddetin ulaştığı ölçeği ve sahadaki faaliyetin tehlike boyutunu yeniden gündeme taşıdı. 7 Ekim 2023’ten bu yana bölgede 230’un üzerinde gazeteci ve medya çalışanı öldürüldü; bunların ezici çoğunluğu Filistinli. Al-Sharif ve ekibi, açlık ve zorla yerinden edilme ile boğuşan halkı bölgede izleyip düzenli yayın yapıyordu. İsrail, hedefin militanlar olduğunu savunurken, Al Jazeera bu iddianın daha önce de dile getirildiğini ve kanıtlanmadığını hatırlatıyor. Son olay, “PRESS” işaretlerine rağmen sahada güvenli bir alan kalmadığını gösteriyor.
Süreklilik ve cezasızlık: Abu Akleh’ten bugüne
Geçmişte öldürülen Al Jazeera çalışanları bu tablonun sürekliliğini ortaya koyuyor. 2022’de Filistinli-Amerikalı muhabir Shireen Abu Akleh, Cenin’de bir baskını izlerken vurularak öldürüldü; bağımsız bir cezai süreç ilerlemedi. 15 Aralık 2023’te kameraman Samer Abu Daqqa, Han Yunus’ta bir okul saldırısını takip ederken insansız hava aracıyla vuruldu; kıdemli muhabir Wael al-Dahdouh yaralandı. 7 Ocak 2024’te Wael al-Dahdouh’un oğlu ve Al Jazeera kameramanı Hamza al-Dahdouh ile serbest gazeteci Mustafa Thuraya, El-Mawasi’de hedef alınan araçlarında öldü. Ağ, bu vakaların tamamında kasıtlı hedef alma tespiti yaptı.
Diğer medya kuruluşları da İsrail’in operasyonları boyunca ağır kayıplar verdi. 13 Ekim 2023’te Reuters kameramanı Issam Abdallah, Lübnan’ın Alma al-Shaab köyünde “PRESS” yelekli bir grup gazeteciyle çekim yaparken İsrail tankından açılan ardışık atışlarla öldürüldü; altı gazeteci yaralandı. BM’nin UNIFIL soruşturması, bölgede çatışma olmadığı anlarda yapılan bu atışların uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirledi. Bu bulgu, gazetecilerin açıkça tanımlı olmalarına rağmen ateş altında kaldığını tescil ediyor.
Uluslararası hukuk, tepkiler ve soruşturma çağrısı
Uluslararası hukuk, gazetecileri çatışma bölgelerinde görev yapan siviller olarak korur. Cenevre Sözleşmeleri’ne Ek I Protokol’ün 79’uncu maddesi uyarınca, gazeteciler “doğrudan çatışmaya katılmadıkça hedef alınamaz” ve kasıtlı saldırılar savaş suçu teşkil edebilir. Son saldırı sonrası Al Jazeera, CPJ ve Uluslararası Af Örgütü acilen bağımsız bir soruşturma çağrısı yaptı. Olay dünya çapında ise sert tepki topladı. Al Jazeera yönetimi, ekibin konum bilgilerinin paylaşıldığını ve çadırın “basın” olarak işaretlendiğini belirterek saldırıyı “suikast” olarak niteledi. Uluslararası Af Örgütü ve Sınır Tanımayan Muhabirler, delillerin şeffaf paylaşılmasını ve uluslararası bir soruşturma mekanizmasının devreye girmesini istedi.
CPJ, İsrail’in gazetecileri militan olarak etiketleme pratiğinin hesap verebilirliği aşındırdığını vurguladı. BM yetkilileri, gazetecilerin korunmasının devletlerin yükümlülüğü olduğunu hatırlatırken, bazı Avrupa başkentleri saldırının koşullarının aydınlatılmasını talep etti. İsrail tarafı, istihbarata dayalı hedefleme yapıldığını ve ordunun angajman kurallarının sivilleri korumayı esas aldığını savunuyor.
Gazze savaşının ölümcül medya bilançosu içinde bu son saldırı, hem sahadaki riskin boyutunu hem de cezasızlık algısını perçinlemiş görünüyor. Özellikle Batı ülkelerinden İsrail’e yönelen aşamalı yaptırımlar, Filistin’in tanınmasına ilişkin adımlar ve sertleşen diplomatik tonun Netanyahu hükümetinin politikasına nasıl etki edeceği tartışılırken, gazetecilerin hedef alınması gibi uluslararası arenada en sert tepki çeken eylemlerin sürmesi, Tel Aviv’in umursamazlığına işaret olarak yorumlanıyor.