İlk Ders Gününde Katliam: ABD’de Katolik Okuluna Saldırı Düzenlendi
28.08.2025 - 17:31 | Son Güncellenme: 04.09.2025 - 10:24
Saat 08.30’da başlayan saldırı, okulun ilk ders gününde yaşanması nedeniyle toplumda şok etkisi yarattı. Polis soruşturmasına göre atışların önemli bölümü dışarıdan, camlardan içeri yapılırken saldırgan tüfek, pompalı ve tabancayı art arda kullanarak onlarca atış gerçekleştirdi. Minnesota Valisi Tim Walz ile Papa Leo, saldırıda yaşamını yitirenler için taziye mesajı yayımladı.
Saldırganın kimliği
Saldırganın 23 yaşındaki Robin Westman olduğu belirlendi. Westman’ın annesi geçmişte okulda çalışmıştı, kendisinin de kurumla geçmiş bir bağı olduğu ortaya çıktı. Emniyet, saldırıda yarı otomatik tüfek, pompalı tüfek ve tabanca kullanıldığını açıkladı. Görgü tanıkları, camların kırılarak içeriye ateş açıldığını aktardı. Resmi belgelere göre Westman, 17 yaşındayken ismini Robert’tan Robin’e değiştirdi; adli sicilinde ağır bir kayıt yoktu. Yerel güncellemelerde, gün içinde “yasa dışı alım” iddiası dillendirilse de akşam saatlerinde polis, silahların yasal olarak edinildiğini belirtti.

Dijital incelemeler, Westman’ın saldırıdan önce sosyal medya ve YouTube’da nefret içerikli videolar paylaştığını, Yahudi karşıtı ve Katolik karşıtı mesajlar verdiğini ortaya çıkardı. Ayrıca saldırgan, silahlarına “Kill Donald Trump” ve “Mashallah” gibi ifadeler yazdığı görüldü. Özellikle son dönemde bu profildeki saldırganların silahlarının üzerine mesajlar, sloganlar ya da nefret içerikli yazılar eklemesi bir tür trend haline geldi.
Gözden Kaçmasın
Bu yöntem hem bireysel ideolojiyi silahın kendisiyle özdeşleştirme hem de saldırıyı sembolik bir mesajla topluma duyurma amacı taşıyor. Yetkililer, Westman’ın saldırıdan sonra yayımlanacak şekilde zamanladığı yaklaşık 11 dakikalık bir video bıraktığını, videolarda kullandığı üç silahı ve yüzlerce mermiyi sergilediğini, ayrıca kilisenin içini gösteren bir kroki bulunduğunu bildirdi.
FBI, saldırıyı “yurtiçi terör eylemi” olarak sınıflandırarak, saldırının yalnızca bir okul katliamı değil, aynı zamanda Katolik topluluğu hedef alan “ideolojik bir nefret eylemi” olduğunun altını çizdi. FBI Direktörü Kash Patel, saldırının arkasında bireysel bir öfke patlamasından ziyade sistematik bir ideolojik motivasyon bulunduğunu söyledi. Saldırganın saldırı öncesinde yayınladığı manifesto niteliğindeki dijital içeriklerin ayrıntılı biçimde incelendiği bildirildi. FBI ve Minneapolis Polisi, kilise dışında üç farklı adreste arama yaptı; dijital materyaller ve yazılı notlar soruşturmaya dahil edildi.
Kronik problem devam ediyor
ABD son yıllarda benzer saldırılara sıkça tanık oldu. 2023’te Nashville’deki Covenant Hristiyan Okulu’nda üçü çocuk altı kişi öldürülmüştü. 2024’te Wisconsin’deki Abundant Life Christian School’da bir öğrenci, öğretmenini ve bir arkadaşını öldürüp intihar etmişti. Bunlar, dini kurumların ve eğitim ortamlarının giderek daha fazla hedef haline geldiğini gösteriyor. 1999’daki Columbine saldırısından bu yana yaşanan onlarca olay, okulları ve ibadethaneleri Amerikan şiddet kültürünün simge alanlarından biri haline getirdi.
Uzmanlara göre bu saldırıların ardında üç faktör öne çıkıyor. Bunlar güçlü silahlara kolay erişim, sosyal medya üzerinden radikalleşme ve saldırganların geçmişle hesaplaşma isteği. Sandy Hook (2012) ve Uvalde (2022) gibi onlarca katliam örneği, güvenlik zafiyetlerini ortaya koymuştu. Minneapolis’teki olay da aynı zincire eklendi.
Bu nedenle bazı analistler, saldırıların artık bireysel değil toplumsal bir fenomen olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Yerel emniyet birimleri, saldırıdan önceki 24 saat içinde şehir genelinde dört ayrı silahlı olayda beş ölüm yaşandığını; yaklaşık 20 saat önce okula iki mil mesafede bir lise önünde toplu ateş açıldığını hatırlatarak “genel şiddet dalgası”na dikkat çekti.
Silahlanma tartışmaları
Saldırıda kullanılan tüm silahların yasal yollardan satın alınmış olması, ABD’deki silah kontrolü tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Demokrat siyasetçiler daha sıkı arka plan kontrolleri ve “red flag” yasalarının genişletilmesi çağrısı yaptı. Cumhuriyetçiler ise İkinci Değişiklik hakkının kısıtlanamayacağını savunuyor. Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, “dualardan öteye geçme zamanı” açıklamasıyla dikkat çekti. Federal düzeyde bayraklar yarıya indirildi.

Konuyla ilgili tartışmalarda, bu profilde saldırganların varlık gösterdiği platformlarda yapay zeka taramasıyla saldırı eğilimli içeriklerin “erken uyarı” kapsamında tespit edilmesi önerileri öne çıktı. Ancak kollu kuvvetleri teknolojinin tek başına yeterli olmayacağını, müdahale protokolleri ve saha kapasitesinin aynı anda güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Sonuç olarak, Minneapolis’teki Katolik okuluna yönelik saldırı yalnızca iki çocuğun hayatını değil, Amerika’nın bir kez daha silah kültürüyle yüzleşmesini de beraberinde getirdi. FBI’ın “nefret saiki” vurgusu, bu saldırının basit bir okul trajedisinin ötesine geçtiğini gösteriyor. ABD, çözüm bulunmadıkça yeni Columbine’lerin, Sandy Hook’ların ya da Minneapolis’in gölgesinde yaşamaya devam edecek.