Husiler Savaşa Dahil Olmaya Hazırlanıyor: Gözler Yemen Cephesinde

İran ile ABD ve İsrail arasındaki gerilim tırmanırken gözler Yemen’e çevrildi. Husiler henüz doğrudan savaşa girmese de Bab el-Mendeb kartı ve Kızıldeniz’deki saldırı ihtimali, örgütün çatışmaya dahil olmasının artık ihtimalden çok zaman meselesi olabileceğini gösteriyor.
Husiler Savaşa Dahil Olmaya Hazırlanıyor Gözler Yemen Cephesinde

13.03.2026 - 15:35  |  Son Güncellenme:  17.03.2026 - 10:29

İran ile ABD ve İsrail arasındaki gerilimin tırmanmasıyla birlikte gözler giderek Yemen’e çevriliyor. Çünkü Yemen, çatışmanın genişleyebileceği en muhtemel cephelerden biri olarak görülüyor. 

Husilerin lider kadrosundan gelen açıklamalar ve İran’dan bölgedeki baskı araçlarının artırılabileceğine dair mesajlar, Husilerin savaşa dahil olmasının artık uzak bir ihtimal olmaktan çıktığını gösteriyor. Aksine, çatışmanın seyrinde yaşanabilecek büyük bir kırılma bu ihtimali gerçeğe dönüştürebilir.

Husi örgüt  lideri Abdulmelik el-Husi

Bu çerçevede Husiler şu aşamada doğrudan savaşa atılmaktan çok bekle-gör pozisyonunda görünüyor. Son haftalarda örgüt lideri Abdulmelik el-Husi’nin yaptığı konuşmalar, İran’a açık destek mesajları içerirken aynı zamanda askeri hazırlık ve gerektiğinde harekete geçme vurgusuyla dikkat çekiyor. Öte yandan bu siyasi ve askeri dil, örgütün daha önce de benimsediği bir stratejiyi yansıtıyor. Yani tırmanma kararı doğrudan tek başına değil, daha geniş cephedeki gelişmeler ve ait olduğu eksenin hesaplarıyla bağlantılı olarak şekilleniyor.

Bab el-Mendeb: İran’ın stratejik baskı aracı

Husileri savaş denkleminde kritik bir aktör haline getiren en önemli unsur ise Yemen’in Bab el-Mendeb Boğazı üzerindeki konumu. Bu boğaz, dünya ticareti açısından en kritik deniz geçitlerinden biri olarak kabul ediliyor. Körfez’den çıkan petrolün Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa ve Asya’ya taşınmasında hayati bir rol oynuyor.

Tam da bu nedenle Husiler, İran’ın asimetrik savaş stratejisinde önemli bir baskı aracı olarak görülüyor. Boğazın kapatılması ya da buradaki deniz trafiğinin hedef alınması için İran’ın doğrudan müdahalesi gerekmiyor. Nitekim Husiler geçmiş yıllarda gemileri hedef almak için kullandıkları füze ve insansız hava aracı kapasitesine zaten sahip.

Öte yandan İran’dan gelen çatışma alanlarını genişletme yönündeki açıklamalar, bazı gözlemcilere göre Bab el-Mendeb’i Hürmüz Boğazı’na benzer ikinci bir baskı noktası haline getirebilir. Bu da savaşın ekonomik maliyetini ABD ve müttefikleri için ciddi biçimde artırabilecek bir hamle olarak görülüyor.

Husilerin hesabı: Risk mi kazanç mı?

Her ne kadar söylem giderek sertleşse de Husilerin savaşa doğrudan girmesi kolay bir karar değil. Çünkü 2023’te Kızıldeniz üzerinden İsrail’e karşı yürütülen dolaylı çatışma deneyimi, böyle bir adımın ağır askeri karşılıklar doğurabileceğini gösterdi.

Nitekim o süreçte ABD ve İsrail’in düzenlediği hava saldırıları, Husilerin askeri altyapısına ciddi zarar verdi. Aynı zamanda örgüt içindeki bazı önemli isimler de hedef alındı. Bu deneyim, Husi liderliğinin geniş çaplı bir bölgesel savaşın Yemen’deki kontrol alanlarını daha büyük saldırılara açık hale getireceğinin farkında olduğunu ortaya koyuyor.

Husiler

Buna karşılık Husilerin hesapları sadece Yemen’le sınırlı değil. Örgüt, son yıllarda İran’dan aldığı askeri ve teknik destek sayesinde bölgedeki daha geniş bir güç ağının parçası haline geldi. Tahran’ın söyleminde bu ağ direniş ekseni olarak tanımlanıyor.

Olası cephe: Kızıldeniz

Eğer Husiler savaşa dahil olma kararı alırsa, en muhtemel senaryo Kızıldeniz cephesinin yeniden açılması olarak görülüyor. Bu kapsamda İsrail ya da ABD ile bağlantılı gemilerin hedef alınması ve saldırıların kapsamının genişletilmesi ihtimali üzerinde duruluyor. Öte yandan askeri üsler ya da bölgesel hedeflerin de saldırı listesine girebileceği konuşuluyor.

Böyle bir gelişme, Kızıldeniz’deki deniz trafiğini ciddi biçimde aksatabilir. Küresel ticaretin önemli bir kısmının bu rota üzerinden geçmesi ise ekonomik etkilerin yalnızca bölgeyle sınırlı kalmayacağını gösteriyor.

Ancak bu senaryonun bir başka sonucu da savaşın daha doğrudan ve geniş bir çatışmaya dönüşmesi olabilir. Çünkü böyle bir adımın ABD ve müttefiklerinden güçlü bir askeri karşılık görmesi bekleniyor. Bu da Yemen’i açık bir bölgesel savaş alanına dönüştürebilir.

Husiler karar aşamasında

Husiler şu an stratejik bir bekleyiş içinde görünüyor. Örgüt doğrudan savaşa atılmış değil. Ancak aynı zamanda şartların değişmesi veya Tahran’dan böyle bir talep gelmesi halinde savaşa dahil olmaya hazır olduğu mesajını da saklamıyor.

Bu nedenle birçok analiste göre artık asıl soru Husilerin savaşa girip girmeyeceği değil, ne zaman ve nasıl gireceği. Bölgedeki gerilim tırmanmaya devam ederse Yemen cephesinin açılması, ABD ve İsrail üzerindeki baskıyı artırmayı hedefleyen daha geniş bir stratejinin parçası haline gelebilir. Bu da Husilerin savaşa katılımının bir tercih değil, zamanlama meselesi olabileceğini gösteriyor.